Karar Verirken Bilinçaltı Faktörünün Siz Farkında Olmadan Süreci Etkileme Boyutu
Bir algı yönetimi uzmanının anlatımıyla hem kendi kararlarınızı hem de diğer insanların kararlarını etkilemek için kullanabileceğiniz yedi karar verme yolunu mercek altına aldık.
Karar Verirken Bilinçaltı Faktörünün Siz Farkında Olmadan Süreci Etkileme Boyutu
iStock


1) kararların çoğu bilinçaltı etkilerle verilir

sabah uyanıp, gece yatağa girmenize kadar geçen süre içinde beyniniz milyonlarca bilgiyi işler ancak bunların hepsini size fark ettirmez çünkü tüm bu bilgileri şuurunuzda hissederseniz yaşamanızı sürdürmeniz imkansız hale gelir. örneğin şu an bulunduğunuz yerdeki tüm sesleri beyniniz filtrelemeden size sunsaydı kısa bir süre içinde psikolojik olarak çökerdiniz. bunun karar verme bağlantısına gelirsek. örneğin internetten güzel bir kazak alacaksınız. ne yaparsınız ? önce modellere bakar sonra varsa müşteri yorumlarını okur, kazağın üzerinizde nasıl duracağını ve genel olarak kişiliğinizle uygun olup olmadığını düşünür, hatta etrafınızdakilerden yorum alırsınız. böylece kararınızı çok "akılcı" verdiğinizi düşünürsünüz. ancak o sırada beyniniz o gördüğünüz kazakla alakalı belki de son yirmi yıldır klasörlediği ve varlığını bile unuttuğunuz bilgileri de tarar. örneğin o renk ve model bir kazağı üç sene önce çok sevdiğiniz bir dizi oyuncusunun üstünde görüp beğendiğinizi beyniniz mutlaka not alır. ya da tam tersi olarak üç sene önce benzeri bir kazağı giydiğiniz giyerken işinizden kovulduğunuzu öğrenmişseniz bu da karar sürecinize girer. tabii siz bunların hiçbirinin farkında olmazsınız. kısaca "evet kazağı bakıp inceledim ve çok beğendim" yada "hiç beğenmedim" dersiniz. bu süreçte bilinçaltınızın sizi nasıl etkilediğinin farkında bile olmazsınız.

2) bilinçaltı zihniniz bilinçli zihninizden çok daha hızlıdır

beyninizin önceliği sizi yani kendini korumaktır. bu sebeple normal durumlarda verdiği kararlar çok daha yavaş sürede verilirken, tehlikeli bir durumda direksiyon bilinçaltının eline geçer ve çok hızlı karar alarak sizi korumaya çalışır. örneğin ormanda yürüyüş yaparken bilinçli zihninizle rahat düşünceler içindeyken gözünüz hemen ilerinizde bir yılan görürse, beyniniz anında direksiyonu ele alarak bilinçaltı moduna girer ve kendinizi geri fırlatırsınız. düşünmeden yapılan refleks hareketlerin hepsi de böyledir. günlük yaşamda da örneğin yolda giderken uzaktan bir insanın size doğru yürüdüğünü görürsünüz ve ortada hiçbir şey olmamasına rağmen bu insandan bir tehdit hissedersiniz. farkına bile varmadan adımlarınız o insanın daha uzağından geçmeye başlar. bu noktada beyniniz karşıdan gelen bu insanla alakalı bir tehdit analizi yapmış ve sizin dikkat bile etmeyeceğiniz milimetrik detayları analiz etmiş ve arkasından bilinçaltınız devreye girerek sizi tehlikeden uzak tutacak hareketleri gerçekleştirmiştir. "neden böyle davrandım" ya da "neden bu şekilde hareket ettim ben de bilmiyorum" dediğiniz tüm olaylarda bilinçaltınızın direksiyonu devir alıp sizi tehlikeden uzaklaştırması vardır. tabii bu süreç genelde görseldir. örneğin giyiminize dikkat etmediğiniz bir durumda eğer karşınızdaki insanın beyni sizin genel duruşunuz ve giyiminizden bir tehdit algılarsa harekete geçebilir. birçok iş görüşmesinin başarısız geçmesinin veya bazı insanların size hiçbir sebep yokken düşmanca davranmasının sebebi budur. imaj işte bu yüzden önemlidir. o sebeple bugün çok havalı bulduğunuz ve severek taşıdığınız kolunuzdaki o dövme ilerde size birçok şey kaybettirebilir.

3) fazla seçenek hem bize zevk verir hem de bizi kilitler

insan beyni birden fazla seçenek arasından bir şeyleri araştırıp bulmaktan zevk alır ve dopamin salgılar. bu sebeple yüzlerce pırıl pırıl ürünün bulunduğu marketler ve avm'ler insanlara zevk verir. ancak burada bir de tuzak vardır. çok fazla seçenek karar vermemizi de çok yavaşlatır hatta bazen de durdurur. alt tarafı bir paket çay almak için markete gittiğiniz zaman karşınızda elli paket farklı tür ve markada çay görürseniz karar verme süreciniz çok yavaşlar. bu sebeple insanlar için en ideal seçim sayısı en fazla dörttür. insanlara bir şeyler sunduğunuz zaman seçeneklerinin dörtten fazla olmamasına dikkat edin. siz de bir konuda seçim yapacaksanız seçeneklerinizi dört veya daha altına indirmeye çalışın. örneğin bir telefon alacaksanız gidip yirmi tane modeli araştırmayın. en fazla iki üç model arasından seçim yapmaya çalışın.

4) karar vermek, kontrol duygusu yaşatır ve mutlu eder

hangi konuda olursa olsun önümüzde seçenekler bulunduğunu bilmek ve o seçenekler arasından kendi kararımızı verdiğimizi düşünmek bize kendimizi iyi hissettirir çünkü hayatımızı kontrol edebildiğimizi düşünürüz. insanlar hayatlarının kontrolünü kaçırdıklarını düşündüklerinde mutsuz olurlar. bu sebeple emir almaktan ve birilerin bize bir şeyleri nasıl yapacağını söylemelerinden pek hoşlanmayız. eğer birilerine bir şeyler yaptırmak istiyorsanız "bunu yapman gerek, en doğrusu budur başka seçeneğin yok" gibisinden bir yaklaşım size direnç gösterilmesine sebep olur. bunun yerine insanların önüne seçenekler koyun ve bu seçeneklerin hepsinin de hem siz hem de onlar için faydalı seçenekler olmasına dikkat edin. insanlar kendi seçimleriyle bir şeyi tercih ettikleri zaman o tercihlerine daha sıkı sarılırlar.

5) duygusal halimiz kararları etkiler

karar verirken aklımızı mı yoksa içgüdülerimizi mi kullanacağımız o anki duygusal ve ruhsal durumumuza bağlıdır. neşeli ve umutluyken çok daha risk alıcı kararlar verebiliriz ancak karamsar ve kötümsersek en basit kararları verirken dahi kırk defa düşünürüz. korktuğumuz zaman ani kararlar veririz ama sevgi doluysak çok daha uzun vadeli kararlar alırız. kısacası her psikolojik durum kararları etkiler. reklamlardaki insanların güzel müzikler eşliğinde sırıtarak dans etmelerinin sebebi budur. ya da çok aşk dolu bir dizinin en romantik sahnesinin içinde yayınlanan bir reklamın bizi farklı etkilemesinin de. örneğin bir yönetici sabah mutlu bir şekilde uyanmış ve harika bir kahvaltıdan sonra neşe içinde işine gelmişse o gün kendisinden izin isteyen çalışanının talebini, sabah mutsuz uyanmış, eşiyle kavga etmiş ve homurdana homurdana işine gelmiş bir yöneticiden daha farklı değerlendirir. insanların duygusal durumlarına dikkat edin ve onlardan bir isteğiniz varsa zamanlamasına önem gösterin.

6) insan grupları bazen çok kötü kararlar verebilir

insanların toplu şekilde daha iyi kararlar verdikleri düşünülür. o sebeple konuların toplantılarda tartışılıp grup kararı alınması veya oylama yöntemleri sanki tek bir insanın vereceği karardan daha iyiymiş gibi sunulur. ama işin gerçeği pek öyle değildir. grupların verdiği kararlar bireylerin verdiği kararlardan çok daha berbattır. gruplarda genelde o grubun çoğunluğu bazen sırf arkadaşlık ilişkileri veya aynı şekilde düşünme sebepleriyle bir konuda karar verirler ve geri kalan insanların çoğu da sesini çıkaramaz. bu sebeple gruplardan bazen akıl dışı kararlar çıkabilir. bu sebeple toplantılarda öncelikle insanların doğru bilgilendirilmesi ve arkasından herkesin düşüncelerini isimlerini yazmadan kağıda dökmesini söyleyip o düşüncelerin grup içinde okunması iyi fikirdir. böylelikle her insan baskı görme korkusu olmadan fikirlerini aktarabilir. eğer bir oylama yapılacaksa da ancak bundan sonra yapılmalıdır. öteki türlü eğer daha toplantı başında grubun yöneticisi "ben böyle düşünüyorum" der ve arkasından da grubun çoğunluğu ona destek verirse, diğer türlü düşünenler seslerini çıkaramaz. şehir ve ülke çapındaki oylamaların ve seçimlerden de çok doğru kararlar çıkmayabileceğini buradan anlayabilirsiniz. gruplar halinde doğru karar almanın tek yolu insanların önceden alınacak kararlar hakkında iyice bilgilendirilmesi ve ardından her görüşün fikrini özgürce söyleyebileceği ortamın oluşturulmasıdır.

7) şüpheye düştüğümüzde kararları başkasının almasını isteriz

diyelim ki yaya olarak karşıdan karşıya geçeceksiniz. size kırmızı ışık yanıyor ama yoldan geçen birkaç tane arabadan başka trafik de yok. bu durumda ne yapacağınızı biraz düşünüp sonra da "ne olacak canım geçivereyim şuradan" kararını vermeniz kolaydır. ama aynı pozisyonda yanı başınızda on kişilik bir grup duruyorsa bir gözünüzle onlar ne yapıyor diye bakmaya başlarsınız. sonra grubun içindeki bir kişi yola ilk adımını atar ve kırmızı ışıkta geçmeye karar verir. bu kişinin yaşı büyük ve kıyafeti de iyiyse grubu etkilemesi daha kolaydır. hemen arkasından ikinci ve üçüncü kişide yola adımını attığı anda bir bakarsınız on kişi birden kendini yola atmış ve kırmızı ışıkta geçiyor. kısacası ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlarda kararları başkasının almasına dikkat ederiz hele bir de grup halindeyseniz ve o grup kararını bir yönde vermişse üstümüzdeki etki oranı artar. kitap almak istediğiniz ve hangi kitabı almak istediğinizi bilemediğiniz durumlarda başka insanların yorumlarına ve çok satanlar listelerine bakmamamızın sebebi de budur. kısacası şüphe ve paranoya arttıkça insanların kendi kararlarını vermesi zorlaşır. aynı durumu daha büyük çapta düşünürsek. kaotik ve neyin ne olduğunun belli olmadığı zamanlarda insanlar kendilerine yol gösterecek liderlerin arayışına girerler. işler düzelip herkes önünü görmeye başladığı zamanda herkes kararlarını kendi vermek ister ve güçlü liderlere ihtiyaç duymazlar.

kısaca toparlarsam. kararlarımız büyük ölçüde bilinçaltımızca etkilenir, tehlike altında otomatik mekanizmaya geçip hızlı kararlar veririz, çok fazla seçenek bize keyif verir ama aynı zamanda kararsız da bırakır, seçeneklerimiz olduğunu düşündüğümüz zaman mutlu olur ancak duygusal hallerimiz tarafından da etkileniriz. gruplar içinde çok kötü kararlar alır ve işlerin sonunu göremediğimiz zaman o kararları başkalarının almasını isteriz. kısacası karar vermek dediğimiz olayın altında çok başka faktörler yatar.

sevgilerimle,

herkese güzel bir hafta dilerim.