Kendini Bile Birçok Kez Çürütecek Derecede Muhalif Olan Çok Yönlü Bilim Adamı: Thomas Gold
1920 – 2004 yılları arasında yaşamış olan Avusturyalı astrofizikçi Gold; yıldızların manyetizmasından fosil yakıtları oluşturan bakterilere, Ay'ın yüzeyinden Dünya dışı yaşama kadar envai çeşit alanda çalışmalar yayınlamış olan çılgın bir şahsiyet.
Kendini Bile Birçok Kez Çürütecek Derecede Muhalif Olan Çok Yönlü Bilim Adamı: Thomas Gold


bu rahmetli bilimadamı manyetosfer terimini ortaya atan ilk kişidir, ama ilk'leri bununla bitmez.

herif bir kere doğuştan muhalif. kendini bile bir çok kez çürütecek kadar muhalif, doğrucu davut, çok yönlü bilimadamı. başardıkları dışında, yırtıklığının altında yatanlara bakmalı kanısındayım. mesela astronomiden jeolojiye sıçrama biçimi örnek olmalı. adamın çalışmalarını bir bütün olarak değerlendirince, garbage theory gibi cin fikirlerin romantik kaygılarla değil, bilimsel sezgilerle açığa çıktığı anlaşılıyor. ortaya attığı "yanlış" teorilerle bile bilime katkı sağlamanın çok güzel bir örneğidir. hep kızdığım, "disiplinler arası çalışmanın rönesans ekolü olduğu" yanılgısına güzel bir örnektir. thomas gold, bruno rossi, leo szilard gibi adamlar bu yönleriyle 20. yüzyıl biliminin en önemli isimleriydi bence.


dedik ya manyetosfer terimini ilk olarak bu adam ortaya atmıştır diye, fred hoyle ve hermann bondi bu adamın kankalarıdır, sürekli birlikte çalışırladı. big bang'e karşılık static universe teorisini de birlikte geliştirmişlerdir. oorta bulutunun oluşumunu irdelemiştir. uranüs'ün halkalarının oluşumunu teoriye dökmüştür.

ayrıca pulsarlar keşfedildiğinde bunların deli gibi hızlı dönen nötron yıldızı olmaları gerektiğini ortaya atan ilk kişi de kendisidir. millet ikna olmaz, taşak geçer gold ile. ta ki yengeç bulutsusunda bir pulsar gözlenene kadar. bu gözlem sayesinde gerçekten de pulsarların nötron yıldızı olduğu anlaşılır. bu gözlem arecibo radyo teleskobuyla yapılır. arecibo gözlemevinin kurulmasında da gold'un epey payı vardır.

bu arada carl sagan'ın dönemine göre fazla public bilim yapmasını eleştiren harvard tarafından profesörlüğünün iptal edilmesi üzerine kendisini işe alan kişi de thomas gold'dur.

Carl Sagan

uzay araştırmalarının hız kazandığı ve henüz ay'a ayak basılmadığı dönemde, ay'ın yüzeyinin yapısı hakkında ciddi tartışmalar dönmüştür. bu konuda da çalışmalar yapan gold, yüzeyin epey un ufak tozdan oluştuğunu tahin etmiş, bir astronot basacak olsa ay'ın içine göçeceğini düşündüğünü belirtmiştir. millet yine taşak geçer, insanların gıcık olduğu nokta ise adamın "ay tozu" (moon dust) gibi fazla "halk" terimi kullanmasıdır, "efendi efendi regolith desene" diye çıkışır fularlı biliminsanları. bunlara kulak asmayan gold biraz daha ölçüm yaptıktan sonra hatasını düzeltir, "yanlış hesaplamışım, astronot basınca hepi topu 3cm çöker içine" diye yayımlar. millet ay'a gidip geldikten sonra gerçekten de yüzeyin söylediği gibi olduğu açığa çıkar ama kimse ikinci yayınını dikkate almaz, "içine göçmediler ki" diye alaya alır. işler nasa'da bile böyle yürüyormuş anlayacağınız, ama hatırlatayım, bugün kimse regolith demiyor, moon dust diyor.

apollo görevleri sırasında ay'a gönderilen mekiklerin kameralarını tasarlamıştır. özellikle 70'lerde ve 80'lerde nasa'nın para harcama politikasını bir hayli eleştirmiştir, yönetimle ters düşmüştür, yine de eleştirilerini (geç de olsa) yayımlamaktan çekinmemiştir.

hadi bütün bunları geçtim, sonar teknolojisi üzerinde çalışırken çeşitli tıbbi görüntüleme tekniklerini geliştirdiği gibi, bir de 1948 senesinde otoacoustic emmision adı verilen, iç kulakta kendiliğinden var olan bir sesi teorik olarak ortaya atıyor. taşak geçildiğini söylememe gerek yok sanırım, 30 yıl sonra 1978'de varlığı gözlemsel olarak ispatlanıyor. bugün hasar göre kulaklarda bu ses salınımının kaybolduğu bilindiğinden, bir kulak-burun-boğazcı ilk önce bu sesi ölçüyor kulağınızda hasar var mı anlamak için.


eh bu kadar çok yönlü adam, 1950'lerde petrolün oluşumuna kafayı takıyor. hidrokarbonların abiogenic oluşumu teorisini ortaya atıyor. kısaca şu anlama geliyor: hidrokarbon aslında bildiğimiz yakıtlar, petrol, kömür, metan... hidrokarbonların dünya üzerinde yaşamış canlıların parçalanmasıyla oluşan yakıt tipleri olduğu düşünülüyor. fosil yakıt söylemi buradan geliyor. metan, dünya üzerindeki en basit hidrokarbon türü ve en yaygın bulunanı, bildiğiniz üzere hayvanların dışkılarında da bulunuyor. örneğin metan'ın hayvanların ve bazı mikro-organizmaların artıkları olduğu biliniyor.

ancak astronomlar jüpiter ve satürn'de metan buluyorlar. bu ve benzeri gelişmeler ilk başta "lan buralarda da hayat mı var?" sorusunu getiriyor akıllara. thomas gold ise farklı bir açıdan yaklaşıyor olaya.

thomas gold'a göre hidrokarbonlar bütün evrende bulunduğuna göre, sadece canlıların çürümesiyle açığa çıkacak şeyler olmamalılar. diyor ki, "hidrokarbonları oluşturan moleküller daha dünya'nın oluşum aşamasında (4.5 milyar yıl önce) derinlerde sıkıştı kaldı, sıcak kayalardan zamanla serbest kalan hidrokarbonlar yukarı doğru itildikçe mikroorganizmaların temel yakıtları olarak görev aldı. göç eden bu fosil yakıtlar yer altı kaynaklarında hapsolmadan önce biyolojik kalıntıları topluyorlar. biz de sonuç olarak bunları biyolojik kalıntılardan geliyor zannediyoruz."

bu fazla iddialı teori şunu söylüyor beraberinde: "arkadaşlar yanlış yerde hidrokarbon arıyorsunuz, oralarda bol bulmanız normal ama daha derine kazabilirsek daha fazlası çıkmalı. üstelik, daha derinlerde sandığımızdan çok daha fazla hidrokarbon olmalı, bu da yakıt problemimizi gidermeli." beraberinde deprem hatlarında açığa çıkan metan sızıntılarını da inceliyor ve depremler ile hidrokarbon kaynaklarının yer değiştirmesinin ilişkisini de irdeliyor.


ilginç bir biçimde yıllarca insanlar bu teoriyi tartışsalar da kimse oturup bir yerleri kazmayı öneremiyor. temel sebebi para. en sonunda (1986) siljan gölü'nde bu testlerin yapılmasına karar veriliyor. bu gölün özelliği, bir meteor krateri olması. böylece farklı noktalarda derinlere inen (daha doğrusu derinlerden yüzeye ulaşan) hidrokarbon havuzlarının olması muhtemel. böylece derinlere kadar giden kanallarla metan gazının yüzeye ulaşması öngörülüyor. gold'un tahminlerine göre bu yarıklar 40 km aşağı kadar iniyordu. 1987'de 6100 metre derinde bir metan rezervine denk geliyorlar. burada bir tek hücreliler kolonisi olduğu ortaya çıkıyor. gold bunun güzel bir kanıt teşkil edeceğini düşünüyor ama herkes ikna olmuyor. karşı çıkılan argümanlardan birisi "o derinlikte tek hücreli yaşam var olamaz, demek ki yüzeyden aşağıya doğru kazırken bakterileri beraberinde taşıdınız" şeklinde oluyor.

benzer argümanlarla eleştirilince gold kazıyı ortak yürüttüğü enstitüye küsüyor ve gidip kendi kazısını finanse ettiriyor. kendi kazısında da iki farklı noktadan 6.8km ve 3.8km derinlere inip az miktarda petrol buluyor. eleştiriler yine "kazının sağlıklı gerçekleştirilmediği gerekçesiyle güvenilir olmadığı" yönünde oluyor. bir de "çıkarılan petrol ticari miktara uygun olmayacağı için" araştırmanın finansı kesiliyor, kazılara devam edilemiyor.

bu çalışmaları sonucunda derinlerde ciddi miktarda tek hücreli yaşam formu olduğunu iddia ediyor ve 1992'de bunu makale olarak yayımlayıp, 1999'da kitaplaştırıyor.


bugün thomas gold'un ortaya attığı teorinin geçerliliğini korumadığı belirtiliyor. ancak neden olduğunu açıklayan doğru düzgün bir yazı bulamadım. durum her ne olursa olsun, gold'un bu inadı birçok bilimsel gelişmeyi beraberinde getirmiş, araştırmaların yan ürünleri bile faydalı olmuştur. her şeyi bir kenara bırakırsak, rusya jeoloji ve petrolbilimi duayenlerinden kropotkin bile gold'un bu çalışmalarından övgüyle bahsediyor. [edit: aman yanlış anlaşılmasın, bu kropotkin tabii ki meşhur anarşist olanı değil, o 1920'lerde ölüyor, ama onun yeğeninin torunu gibi olan yine yer bilimci petrol bilimci bir kropotkin var, ondan bahsediyorum.]

petrol'ün bu oluşum biçimini ilk olarak gold ortaya atmamış, kendisinden önce bazı rus bilim insanlarınca konu teoriye dökülmüştür. gold bu durumdan habersiz olunca intihalle suçlanmıştır, sonraki yayınlarında haberdar olduğu rus bilim insanlarına hep atıfta bulunmuştur.


kimi komplo teorisyenleri, rockerfeller'ın 1892'de topladığı bilimsel komitenin petrol yataklarının fosil artıklar olduğu konusundaki iknasını güncellendiren araştırmalara yatırım yaptığını ileri sürmektedir. özetle, rockerfeller petrol rezervlerine erkenden müdahale edip piyasayı domine etmiş, insanları "her an kaynaklarımız tükenebilir, bunun fiyatı bu yüzden yüksek olabilir" korkusuna maruz bıraktığını belirtmektedir.

ama komplo teorisyenlerinden konumuza dönecek olursak, thomas gold merakının ateşlemesiyle yıldız ve gezegenlerin manyetik aktivitelerinden ay'ın yüzeyinin yapısına, dünya deprem kuşaklarından fosil yakıtları oluşturması muhtemelen olan organizmaların derinlerde yaşamasından, dünya dışı yaşam arayacaksak nasıl formlara bakılması gerektiğine pek çok konuyu incelemiş, bunun sonucunda garbage theory'i ortaya atmıştır. disiplinler arası merakın sezgiyle ve inatla birleşiminin güzel bir örneğidir bence bu.