Kongre Salonlarını İzleyiciler Neden Orta Kısımlardan Başlayarak Doldurur?
Sözlük yazarı "sarapis", Sembolik Etkileşim Kuramı'nı harika bir örnekle açıklamış.
Kongre Salonlarını İzleyiciler Neden Orta Kısımlardan Başlayarak Doldurur?
iStock

üniversitesin merdivenlerini çıkıyorsunuz diyelim..

önünüzde bir kişi (1) ve sizinle aynı hizada ya da biraz geride yürüyen bir kişi düşünün (2)...

merdivenlerin sonunda 3 kapı olsun... sırayla (a), (b) ve (c)...

önden giden (1) insanı orta kapıyı (b) seçecek olsun...

size en yakın olan ise mesafe itibariyle (a).. bu esnada yön değiştirme marjiniz baki olmakla beraber ve (1)'den bağımsız olarak, siz ve yanınızdakinin (2) doğal yönünüzü izleyerek (a) kapısına yöneldiğinizi düşünelim..

(1)'in b kapısını açmasıyla (2) de bu kapıya, (a)'ya daha yakın olmasına rağmen niye yönelir?

çünkü kapı açılmıştır ve (2) o kapıyı açan kişinin (1) arkasından yetişir ve girer...

bunu gayet normal bir hareket olarak karşılamak mümkün...

zira sizin veya kendinin (2 için geçerli bu) kapıyı açabilmesi (efor gerektirecektir) veya açamaması (kapı tadilattan kapalı olabilir) riski karşısında, bu insan zaten açık olan (b) kapısından girmeyi seçer...

siz n'aaparsınız? iki seçiminiz mevcut...

ya açık kapıdan bir hamle yapıp siz de istifade edersiniz, veyahut sansınızı dener ve efor sarfederekten üniversitenin ağır ve eski (a) kapısını zorlarsınız...

bu iki seçimin altında iki çeşit hareket mantığı mevcuttur...

(1) kişisi, 3 kapıdan birini nötr bir şekilde açmıştır..

(2) kişisi, status quo bias mantığıyla, güvenli yolu seçmiş ve zaten açık olan kapıya yönelmiştir.. belki ilk yöneldiği kapıdan vazgeçmiş veya açık kapıya yetişme sevdasıyla hızlanaraktan fazla efor sarfetmiştir... ama işi garantidir..

siz ise (2)'den farklı olarak, iki turlu (a) kapısında diretebilirsiniz... birincisi aklınızda bir motivasyon vardır. belki a kapısı gideceğiniz amfiye daha yakındır... ikincisi "yok kardeşim ne hızlanacam başkası kapı açtı diye?! bozmam ritmimi açarım kapımı!!" diyerek istifinizi bozmaz, iki saniye arayla biraz kasarak (a) kapısını açarsınız...

bu hareket mantığıyla bir kongre salonunun dolma mekanizmasındaki arasında bir benzerlik mevcuttur...

insanlar çok ekstrem savunacakları bir şey olmadığı zaman ya da özel bir istekleri yok ise, böyle bir salonu doldururken ekseriyetle ortalardan başlayacaklardır.. en öne veya en arkaya oturma örnekleri sınırlı olacaktır...

altında yatan ise "sembolik bir etkileşimle" hakim harekete ayak uydurmaktır...

bu etkileşimin altında hem status quo bias'ın sağladığı güvenlik, hem de bir sosyal aktör olarak çevreye uyum gösterme isteği yatar...

yani (a) kapısını açmak risk almaktır... bir şekilde aklınızdaki nihayı hedefe kenetlenip teleolojik yaklaşımlarla hareket edip, yörüngeyi bozmadan, eforu ve açılmama riskini göze alarak ya yolunuzdan sapmazsınız... ya da bilinçaltında otlayan koyunun dellenmesi olabilir...

öte yandan (b) kapısına yetişmek güvenliği seçmektir... öyle ya, biraz hızlanır başarılı olduğuna emin olduğunuz yolu seçersiniz...

bu seçimlerden ikisi de meşrudur... sadece hareket mantıkları farklıdır...

sembolik etkileşim kuramı insanların değişik tepkilerini bu anlamda sübjektif bazda değerlendirir.

Sembolik Etkileşim Kuramı nedir?

temelini max weber'in ve george herbert mead'in çalışmalarından alan sosyo-psikolojik bir akımdır.

sosyal sistemlerin makro yapısına ilişkin objektif yönleri değil, sosyal hayatın subjektif ve kültürel öğeleri inceleme üzerine kurulmuştur. incelemenin mihenk taşı, insan tavırlarının sübjektif anlamıdır.

sembolik etkileşimciler, çevreyle etkileşimin insanı pragmatik bir aktör kıldığını savunurlar. bu bağlamda çevrenin hareketlerinden çıkardığımız sonuçlardan etkilenerek hareketlerimizi dengeleriz. bir süre sonra, üzerinde düşündüğümüz tavırlar dahilinde kendimizi birer sembolik öge gibi görür, kendi kalıplarımızı oluştururuz. bu safhada sosyal şartlanma devreye girer ve ister istemez kendi kültürümüzü yansıttığımız tavırlar ediniriz.

mesela amerika'da patronuyla çalışanının şakalaşması normal bir profesyonel etkileşim olarak karşılanabileceği gibi, japonya'da bu ilişki asla üste saygı çerçevesini aşmayacak, almanya'da ise patron-çalışan ilişkisi eleştiri-özeleştiri şeklinde vuku bulabilecektir.

sembolik etkileşimcilere göre toplum, insanlar arasında süregelen kalıplaşmış ve organize etkileşimlerin bir ürünüdür.