Küçük Bedeniyle Dev İşler Yaparak Afişe Ayrı Bir Değer Kazandıran Ressam: Toulouse Lautrec
Toulouse Lautrec, geçirdiği kazalara, sakatlığına ve kötü aile ilişkilerine rağmen kendini sanata adayarak toplumun alt kesimlerini çalışmalarında resmetmiş bir isim. Van Gogh gibi büyük isimlerden de etkilenerek kendi yoluna nihayetinde poster sanatçılığı şeklinde devam ederek sanat dünyasında sağlam bir yer edinmiş.


toulouse lautrec, 1864’te, paris yakınlarındaki albi’de dünyaya gelir

anne ve babası charlemagne zamanından beri asil olarak tanınmış ailelere mensup olup amca çocuklarıdır. babası kont alphonse, annesi adèle tapié de céleyran adlarını taşıyordu.

çocuklukluğu büyük bir şatoda geçer. annesine bağlı ama babasına karşı kendisini uzak hisseden bir yaşamı olur çocukluğunda. ilköğrenimine önce albi’de başlar ve 1873’te aile paris’e taşınınca; şimdiki ismi condorcet olan fontanes lisesi’ne girer. parlak zekalı, çalışkan ve başarılı bir öğrencidir. yaz tatillerini albi’de, malromé şatosu’nda, nis kıyılarında geçirir. ancak vücut sağlığı bakımından durumu sıkıntılıdır. resme karşı ilgisi ise büyüktür. durmadan resim yapar, okul defterlerini renkli desenlerle süsler.

beklenmedik geçirdiği iki kaza, henry’nin yaşantısını temelinden değiştirir

mayıs 1878’de, albi’deki şatonun salonunda cilalı döşeme üzerine düşüp sol bacağını kırar. 1879'da pirene dağları’ndaki barèges adlı kasabaya, dinlenmeye gittiklerindeki bir gezinti sırasında yine düşer. bu defa sağ bacağı kırılır. uzun süren tedavilere rağmen yatağa mahkum ve kötürüm kalır. anlaşılır ki, henry’nin bacakları kısa kalacak ve artık büyümeyecektir. ince ve güdük bacaklarının üstünde, birkaç yılda güçlü bir gövde ve çirkin bir baş oluşur. bu vücut ancak bastonla ve topallamak suretiyle yürüyebilir. görünen kısmı ile de artık bir tabiat garibesi gibidir...


akraba evliliği sonucu; adı bilinmeyen genetik bir hastalığın yaşamının sonu kadar sahibidir. kırılgan kemikleri ve oldukça belirgin asimetrik vücut yapısı babasının onu kendinden uzaklaştırmasına yol açmıştır. boyunu uzatmak için uzun dönem değişik ve ıstırap verici (başından ve ayaklarından çekerek boyunu uzatmak gibi) tedaviler uygulandı ama sonuç alınamadı. üstelik her iki bacağında oluşan peş peşe kırıklar nedeniyle de bir daha asla uzayamadı.

1883’te liseyi bitir. paris güzel sanatlar yüksek okulu’nda, iki yıl kalır. döneminin birçok ressamıyla, bu arada van gogh ile de tanışır. 1886’da montmartre’da caulincourt sokağı’nda, 1897’ye kadar çalışacağı atölyeyi kiralar. montmartre gece hayatına, içkiye dalar. tedavisi olanaksız yalnızlığını ve kederini boğmak için başka çare bulamamış zavallı bir adamdır. fakir ressam arkadaşlarına paraca yardım eden çok güzel resim yapan biri olarak tanınır. aristide bruant’ın «mirliton» adındaki kaberesinde yaşamını devam ettirir. resimlerinin konularını hep bu çevreden, sokak kadınlarından, genelevlerden alır. lautrec resmini klasik anlayışta bir resim yerine poster sanatçılığını tercih eder. bu konuda da çok başarılı olur.

Moulin Rouge'da 

resimlerini daha ziyade toplumun aşağı kesimlerini ilgilendiren konularda çiziyordu. asıl ününü moulin rouge müzikholünü anlatan çalışmalarında yaptı. bir dönem de genelev çalışanlarını resmetmeye merak sardı. aristokrat babası kendisini evlatlıktan reddetti. fiziksel rahatsızlığı ve duygusal çalkantıları onu alkolizme sürükledi. tası tarağı toplayıp genelevde yaşamaya başladı. burada yaşadığında kendisine takılan lakap; "bay penis" ve bu dönemin de ona hediyesi de frengi olmuştur.

ressamın çalışmalarından bazıları ise şöyle:


böyle bir yaşantı içinde frengi ve alkol nedeniyle bozulmaya başlayan sağlığının hızla kötüye gitmekten başka yapacak bir şeyi de yoktur...

içki ve gece yaşamı yaşantısının temelini oluşturuyordu. 1899’da alkol zehirlenmesinden neuilly’deki özel bir hastahaneye yatırıldı. burada bunalımlı üç ay geçirdi. annesi başındaydı. doktorları, iyileştiğine inandırmak için birçok sirk resmi çizdi. içkiyi bıraktığına inandılar.

1901’de yeniden içkiye başlayınca sağlık durumu kötüleşti. temmuz ayında felç geldi. ölümünün yaklaştığını hissedince bordeaux şehri yakınlarındaki malromé şatosuna taşındı. 1901 yılının 9 eylül günü, 37 yaşında, annesinin kolları arasında öldü. son dakikalarında yanına gelen babasına dönerek "ölümümü kaçırmayacağını biliyordum" dediği söylenir.

kendi dönemine kadar ikinci sınıf olarak görülen afişin bir sanat olarak değer kazanmasını sağlamış sanatçıdır.

Moulin Rouge: La Goulue (Afiş anlamında ön plana çıkan ilk çalışmalarından)