Letonya'da Çekilmiş Nazi Kurbanı Kadınların Kan Donduran Fotoğrafı
1941'de çekilen bu fotoğraf Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, yani Nazi dönemindeki büyük soykırımdan kalma. Faşist düşüncenin nasıl bir şey olduğuna dair çok çarpıcı bir kanıt kendisi.


nazi almanyası askerlerinin tecavüzünden hemen sonra mezarın içerisine yuvarlanmak için sırasını bekleyen çıplak kadınlar...

askerlerin eğlencesi... hedef vurma oyunu.
tek kurşun ile işi bitiren alkışlanırdı...
cehennem burada mı, öte yanda mı...?

fotoğraftaki zorla kıyafetleri çıkarılmış olan kadınlar, kış olmasına rağmen çırılçıplak idam sırasında bekletiliyor.  soğuktan ve korkudan birbirlerine sığınmışlar. ölüme doğru yürüyorlar. kendi ölümlerine... derilerine çarpan keskin rüzgâr, cinayet peşinde koşan bir katilden farksız. tene her değdiğinde vücudu yakan soğuk bir rüzgâr. daha önce toprak yüzü görmemiş küçük beyaz ayakları dikenlerin üzerinde kana bulanmış.

havayı esrarlı bir ceset kokusu sarmış. bu saatten sonra neye inansınlar ki. umudun olduğuna mı? insanlığa mı? neye bel bağlasınlar, kimden yardım istesinler? askerler üzerlerine doğru atış talimi yapıyor. vurulanlar hem kan kaybederek hem de soğuktan titreyerek acı içinde can veriyor. askerler ölmeyen birini görürse, o an üzerine atlayıp onu boğuyor. arkada yığınla toprağa düşmüş ölü beden var. her saniye onlara bir yenisi ekleniyor. hepsinin yüzü daha o kadar canlı ki henüz hiçbiri soğumamış. faşist hitler almanyası'nda başta yahudiler olmak üzere komünist, sosyalist, demokrat, sendikacı, çingeneler... ve bilumum muhalif, buna benzer ve daha kötü yollarla işkenceyle öldürülmüştür!

sadece bir insan ölmüyor! umudu öldürüyorsunuz, sevdiklerini, hayallerini ..
hitler'in kadınları gaz odalarına toplayıp toplu ölümler gerçekleştirdiğini biliyorken böyle bir durumda gaz odalarında öldürülmek mi, fırınlarda yakılmak mı kolay bir ölüm diye düşünüyor insan.

katliamdan başka kareler (litvanya)


Fotoğraftaki olayların tarihsel açıklaması

bu toplu katliamlar hakkında biraz okuma yapmıştım. nazi rejimi toplu katliamları ilk önce kurşuna dizme yoluyla başlatmış. aynı bu fotoğraftaki gibi. insanlar çırılçıplak soyulur, soyulmadan önce hendekler kazdırılır sonra hendeklere doldurulan insanların üzerine asker tarafından ateş açılırmış. bir süre sonra bu katliamlara katılan nazi askerlerinde intihar vakaları, ciddi sendromlar, savaşa elverişsiz hale gelmeler baş göstermiş. ayrıca mühimmat çok harcanıyormuş. bu fotoğraf büyük ihtimalle böyle bir katliam anından.

sonra başka çözümler aranmaya başlanmış. yine mahkumlara büyük hendekler kazdırılmış, soyulmuş ve havan topuyla uzaktan üzerlerine ateş açılmış. amaç askerlerin maktüllerle yüz yüze gelmemeleri ve mühimmat tüketimini azaltmak. ancak tahmin edersiniz ki bu da çok iyi sonuçlar vermemiş. hedef sapması fazla olduğuna ve etkin sayıda katliam yapamadıklarına karar vermişler.

işte son olarak ucuz, görece kolay ve cesetlerin deforme olup askerlerin psikolojisini bozmadığı (artık nasıl bir ortamsa) bir çözüm üretilmiş; “gaz odaları”.

peki bunları neden anlatıyorum? insanlık tarihini anlamanız için. bütün bu anlatılanların üzerinden daha 100 yıl geçmedi. bunları yaşayanlar babanızın dedesi olabilirdi. insanlığın içindeki vahşet doğuştan gelmektedir ve bugün tekrar yaşanmayacağı konusunda insan var oldukça kimse garanti veremez. bu tür tarihsel olaylar benzer döngüler içerirler, bunları önceden fark edemiyorduk ama artık bir şansımız var. bilinçli olup bir daha asla böylesine olayların yaşanmaması için insanlık olarak duyarlı olmalıyız.

Final yorumu

bu fotoğraf insanlığın bittiği noktadır. fakat ders alındı mı? hayır. ders alınmadığının yegâne örneği, almanya, avusturya, norveç, isveç, hollanda, macaristan, italya, polonya, brezilya, amerika, fransa'da aşırı sağın, yabancı düşmanlığının hızla yükselmesi ve ırkçı ve faşizan düşüncelere sahip parti ve oluşumlara pasif desteğin artması. burada pasif destekten kastım, doğrudan ırkçı/faşizan partilere oy vermeyip, merkez sağa oy verip içten içe bu faşizan parti ve oluşumların desteklenmesidir. bunun türkçesi, olağan bir krizde faşizmin patlayacak olmasıdır.

yukarıda ülkeleri saydım, fakat bu ülkelerden bazıları zaten faşizmi doğrudan dile getiren liderleri yönetime getirdi bile. bugün brezilya'da iktidara gelen bolsonaro, açık açık insanların öldürülmelerini, bireysel silahın tek çözüm olduğunu söylüyor, suçluların katledilmesinden kadınları ve eşcinselleri hedef alınmasına kadar onlarca insan vicdanı ve aklına uymayacak hasta açıklamalarda bulunuyor. adeta gizli bir el, dünyada ayrışmanın körüklenmesi için destek oluyor. komplo teorilerine hoş bakmayan biri olarak ilk defa bu düşüncelerin ileri gelenlerinin fonlandığını ve bunun geleceğe bir hazırlık olduğunu düşünüyorum.

insanlık ders almadı. ders alsaydı, ikinci dünya savaşı'nda insanın insana yabancılaşıp insanlıktan çıkmasına dair yazılan onca şeyi okuyup, bunun önlenmesi için çaba sarfederdi. daha iki gün önce amerika'da bir faşist, sinagog'a saldırıp 11 kişiyi öldürdü. bunun üzerine trump, bireysel silahlanmanın önemine vurgu yaptı. eğer aynı saldırıyı yapan beyaz bir amerikalı değil müslüman biri olsaydı, o vakit çok farklı açıklamalarda bulunulacaktı.

bugün avrupa'da ırkçılık patlamıyorsa, bunun yegâne sebebi, ekonominin batı avrupa ülkelerinde kötü gitmemesidir. o ekonomi azıcık etkilendiğinde yabancı düşmanlığının nasıl zirve yapacağını, ve bunun doğal sonucu olarak faşist liderlerin bir bir hem avrupa birliğini, hem de batının iddia ettiği insanı değerleri nasıl alaşağı edeceğini göreceğiz.

bugün medeniyetin önünü çeken batıdır ve batı medeniyeti, savunduğu tüm değerleri yitirmekle karşı karşıyadır. açıkçası insanlık, her dönem farklı medeniyetlerin önünü çektiği bir sürecin sonucunda bugün, medeniyette sınıfta kalmıştır. ne kaynakların bolluğu, ne tekniğin gücü, bayrağı alanların insanlığa sunacağı "işte benim medeniyet projem budur" diyeceği projeyi ideal kılamamıştır. insanın insana yabancılaştığı, başkasının yıkımından fayda sağlayan bir dış politika, gene insanın insana kırdırılacağı bir iç politikayı getirecektir.

getirmemesi için ne yaptık? hiçbir şey, buna karşı direnen aydınlara sırtını dönen kitleler, şimdi birtakım ekonomik ve politik amaçlara sahip olan azınlık bir hakim sınıfın parmağının ucunda. bunun farkında dahil değil, hani "şeytan nedir?" diyorsunuz ya, tanım olarak, şeytan işte insanların yürekleri arasına kirli amaçlarını gerçekleştirmek için duvarlar ören, onları birbirine kırdırabilecek kadar gözü dönmüş, tanrısı para olan kapitalizmdir, güce tapmaktır, çıkar için milyonların birbirini öldürmesinden fayda sağlamaktır.

medeniyet, üniversitedeki hocaların özgür ortamlarına anlattığı teorilerden değil, o üniversite hocalarını fonlayan ekonomik güçten gücünü aldığı sürece de, geçiş dönemlerinde, değişim dönemlerinde (ki bunların sebebi de hakim sınıflardır) ağzı kapatılan özgürlüktür, yani medeniyetizliktir, yani deneyip başarısız olan değerlerin tümüdür.

dil... konuştuğunuz dil geleceğinizi belirler. neye karşı olduğu mühim değil, herhangi bir gruba karşı nefret dilini kullandığınızda, ortamın ısısını artırırsınız, toplumsal gerilimin artmasına sebep olursunuz. adım adım her insan bu yaptığından sorumludur. bireysel olarak o nefretin yanında olmaktan sorumludur, insanı insana hedef göstermekten sorumludur. vahşeti, şiddeti, insanı küçük düşürmeyi, sırf din, dil, ırk, mezhep sebebiyle insanı hedef göstermeyi olağan karşılayan herkes, bu nefretin bir parçasıdır.

insan o kadar ahmak bir varlıktır ki, kendi suyunu ısıtırken tencerenin dışında olduğunu sanar. canı yandığında, yuvası yıkıldığında, aç kaldığında, savaşta yakınlarını yitirdiğinde anlar tencerenin içinde olduğunu ama artık çok geçtir. insanlık, bunu 70 küsür sene önce yaşadı fakat bugün en gelişmiş batı ülkesinde bile "sikeyim " diyebilen insanlar var, bir kitle olarak bu nefreti besleyenler varsa, o vakit gerçekten kurulan bir medeniyet mi, yoksa insan, sorumluluğu başkalarına aktarmakta usta, sorumsuz ve zavallı kitlelerden mi oluşuyor diye sormaktan kaçınmak gibi bir seçeneğimiz yoktur.

kitleler, sorumluluk almaz, kitleler düşünmez, kitleler, yaptıklarının sonuçlarını öngörmez. kitleler sadece liderlerinin, ya da onlara lider olan düşüncelerin etkisi altında bir ahmak gibi hareket eder. insanın da asıl sorunu ve hatası budur. bu kimi zaman din, kimi zaman etnik köken, kimi zaman yüce ve kutsal herhangi bir şey için olabilir. çünkü tüm kötülükler, kendilerini "iyi bir şey" ile saklar, kamufle eder.

bu resim, kitlelerin benimsediği kötülüğün, halkların desteklediği kötülüğün, "eğitimsiz çomar" denilen insanların desteklediği şeytanlığın, din ve etnik grup adına desteklenen akıl almazlığın bir sonucudur. dün olması, bugün olmayacağı anlamına gelmiyor, dün insanlığın veremediği insanlık testinden bugün insanlığın geçeceğine dair bir umut da yok ortada. bu bir tartışma yaratır, bu düşünsel bir harekete gebedir. bu sorun, insanlığın manevi anlamda varoluşunun ölüm kalım sorunudur.

Alice Seeley Harris'in, Kızının Kesik El ve Ayağına Bakan Adamın Fotoğrafıyla Dünyayı Değiştirmesi