Malazgirt'te Alparslan'a Yenilmesiyle Bilinen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in Öyküsü
1068 ile 1071 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru'nun hikayesini Sözlük yazarı ''kase'' anlatmış.
Malazgirt'te Alparslan'a Yenilmesiyle Bilinen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in Öyküsü

malazgirt savaşı'nda alparslan'a yenilmesiyle bilinen bizans imparatoru ve general.
kim bilir hangi dingilin işgüzarlığı sonucu romen diyojen diye biliniyor ama isminin doğru yazılışı romanos diogenes'tir. yeni nesil modern tarihçilerimiz de öyle yazıyor artık. bu yüzden ben de bu başlığa yazmayı münasip gördüm.

kendisini lisede sıkıcı tarih derslerinden üstünkörü bir şekilde tanırız ancak hayat hikayesi game of thrones'a taş çıkaran muazzam bir tragedyadır. buyrun, o bayıcı tarih derslerinde hiç duymadığınız bir şekilde bir de benden dinleyin. ama önce fon müziği olarak yunan gotik metal grubu inner makam'ın kendisine ithafen yaztığı şu parçayı açalım:

şimdi hikayeye başlayabiliriz. romanos diogenes, bir çok bizanslı soylu aileyle akrabalığı olan kapadokyalı bir asilzadenin oğludur. askeri yeteneği sayesinde orduda kısa sürede yükselir ve tuna nehri cephesinde peçenek isyanlarını bastırmak üzere komutan olarak görevlendirilir. 1067'de bizans imparatoru 10. konstantin doukas öldüğünde, kendisini hiç sevmeyen doukas sülalesi -ki bunlar aynı game of thrones'daki lannister sülalesi gibi ruhsuz, psikopat, namert bir sülale- tarafından tahtı 10. konstantin'in oğullarından gasp etmek için kumpas kurmak ve vatana ihanetle suçlanarak zindana atılır.

zindanda tahtın naibi olan dul imparatoriçe evdokya makrembolitissa'dan alacağı idam cezasını beklerken, evdokya diogenes'i huzuruna getirtir ve kendisini affettiğini, ayrıyeten de kocası ve tahta varis olan oğullarının vasisi olarak seçtiğini söyler. diogenes duyduklarına inanamaz. zindanda idam cezası beklerken bir anda müstakbel bizans imparatoru oluvermiştir.

bizanslı tarihçiler attaleiates ve zonaras, imparatoriçenin ve o sırada huzurunda bulunan senatörlerin romanos’un haline acıyıp gözyaşlarına boğulduğunu ve onun suçsuz olduğuna inandıklarını, böylece milletin sempatisini kazanıp affedildiğini yazmış. diğer bir bizanslı tarihçi manasses ise imparatoriçe evdokya'nın, romanos’un yakışıklılığından etkilenip ilk görüşte vurulduğunu, bu yüzden de hakkındaki suçlamaları kaale almadığını ve onunla evlenmek istediğini belirtmiş. bu tarihçilerin hepsi de o devirde bizzat yaşamışlar.

affınıza sığınarak magazin goygoyu yapacak olursam ben de manasses’le aynı fikirdeyim. bizanslı tarihçiler kendisini şöyle tarif ediyor:

not only was he of unrivalled strength, but he was also fine to look at [rakipsiz kuvvetinin yanında göze de hoş görünüyordu] (zonaras)

a charming and good-looking man, who was of cappadocian descent, with a handsome body and strong arms, rich in attractive beauty, worthy of supreme power [cazip ve yakışıklı biridir, kapadokyalıdır, güzel vücudu ve güçlü kolları vardır, çekici güzellik yönünden zengin ve üstün güce layıktır] (manasses)

for the man not only surpassed others in his good qualities, but he was also pleasant to look upon in all aspects. he was tall and his broad chest and back gave him a fine appearance, and he seemed to breathe nobility as if he were truly ‘born of zeus’. he had more beautiful eyes than anyone else, and even beamed beauty out of his eyes. his complexion was not exactly white or dark, but as though mixed by the artifice of nature with a ruddy color. ın all these features a tint of sweetness could be observed, and his appearance was worthy, as the comic poet says, of absolute power. [karakter yönünden herkese üstün olmasının yanında göze de hoş görünen biriydi. uzun boyu, geniş göğsü ve sırtı görünüşünü güzel kılıyordu, gerçekten de zeus’tan doğmuş gibi asalet yayıyordu (diogenes ismi zeus’tan doğan anlamına gelir) herkesinkinden daha güzel gözleri vardı ve gözlerinden de güzellik fışkırırdı. teni ne koyu, ne beyaz idi, ama doğanın eseri olarak bronzdu. bütün bu yüz hatlarında tatlı bir renk vardı ve şairin dediği gibi görünüşü mutlak güce layıktı.] (attaleiates)

yani şu tariflere uyan bir herif karşısına gelse öyle reaksiyon vermeyecek hatun yoktur herhalde agalar. başka hiç bir imparatoru da böyle tarif etmemiş bu amcalar ha. herif harbiden heybetli ve yakışıklıymış yani. ama caps veremiyorum, çünkü kendisinin sıfatını gösteren ve günümüze kadar ulaşan pek bir şey yok. birbirinden çirkin zebella gibi herifler olan halefleri ve seleflerinin alayının sureti var ama romanos’un yok nedense. onun haricinde bildiğim tek eli yüzü düzgün imparator 9. konstantin monomachos'muş, onun sıfatını ayasofya mozaiklerinde görebilirsiniz. gidin görün de azıcık kültürlenin be yarraam.* alexios komnenos da aslında sakalları kesse fena değilmiş ama o paçalarından karizma akan bir reyiz olduğundan neye benzediği farketmiyor. onu da detayıyla yazarım bir ara, merak eden varsa şimdilik şuradan alalım (bkz: alexiad/@kase)

neyse, konu çok dağıldı dedikoduyu bırakıp sadede dönmemiz lazım. imparatoriçe evdokya hem tez zamanda güçlü bir koca bulup evlenmezse müteveffa 10. konstantin'in lannister'lara taş çıkaran sülalesi doukas'ların kendisini safdışı bırakacağının ya da ya da diğer entrikacı sülalelerden birinin oğullarını tahttan edeceğinin gayet farkındadır, hem de yiğit bir savaşçı olarak nam salmış olan romanos’a yanıktır, o yüzden böyle radikal bir karar almıştır. aklı başında soylular da bu evliliği destekler, çünkü türkler doğu sınırlarına akınlar yapmakta ve imparatorluğa tehdit arz etmektedir. imparatorluk tahtında ve orduların başında askeri yeteneğini ispatlamış kudretli bir komutanın olması devletin bekası açısından işlerine gelmektedir. doukas sülalesi bu evliliğe karşı çıkar ama evdokya'yı destekleyenler ve imparatorluk çıkarlarını gözeten vatanseverler baskın gelir.

ancak ortada ufak bir sorun vardır: 10. konstantin ölüm döşeğinde evdokya'ya kendisinin ölümünün ardından bir daha evlenmeyeceğine dair yemin ettirmiş ve bir de belge imzalatmıştır. evdokya, patrik yannis xiphilinos'a gider ve onu bu belgeyi yoketmesi ve yemini geçersiz ilan etmesi için ikna eder. patrik, imparatorluğun bekası için evdokya'nın romanos diogenes'le evliliğini desteklediğini açıklar ve herkesin önünde eski yemini geçersiz ilan eder. senato da onay verir ve 1 haziran 1068'de adamımız dul imparatoriçeyle evlenip imparatorluk tacını takar.

böylece romanos hem imparator, hem de evdokya'nın 10. konstantin'den olan oğulları 7. michael, konstantin ve andronikos'un vasisi olarak büyük güç elde ettiği için kendisini zaten sevmeyen doukas klanının, özellikle de 10. konstantin'in küçük kardeşi sezar ünvanını taşıyan ve ağabeyinin ölümünden sonra doukas sülalesinin reisi olan yannis doukas'ın düşmanlığını kazanmıştır. bu yannis doukas denen göt lalesi, hem tywin lannister gibi sinsi ve entrikacı, hem de joffrey piçi gibi psikopat ve namert herifin tekidir, bunu da bir kenara not alalım.

lannister'lardan bile beter bir sülale olan doukas'ların entrikalarının farkında olan romanos, otoritesini korumak ve halkın da desteğini kazanmak için ordunun başına geçip sefere çıkmanın tek çare olduğuna karar verir. böylece devlet erkanı, saray entrikaları yerine sınırlardaki türk tehdidine yoğunlaşacaktır. o sırada türkler mezopotamya, kilikya ve suriye'ye düzenledikleri akınların ardından kış için kampa çekilmiş ve bir sonraki bahara yapacakları seferlere hazırlanmaktadırlar.

romanos savaş meydanında bizans ordusunun üstün geleceğine adı kadar emindir ve türkleri ciddi bir düşman olarak görmemektedir. ancak bizans ordusunun kendisinden önceki imparatorların, özellikle de 10. konstantin'in ihmalleri ve beceriksizliklerinin sonucu olarak ne kadar rezil ve acınası bir hale geldiğinin de maalesef farkında değildir. daha önceki imparatorlar, hazineyi de orduyu da kötü bir vaziyette bırakmışlardır. bizans ordusunun epey bir kısmı da slav, ermeni, uz, peçenek, bulgar ve frank lejyonerlerden oluşmaktadır. bu lejyonerlerin bir çoğu son derece disiplinsiz, başıbozuk, at hırsızı tıynetli, haydut sürüsü gibi tiplerdir. romanos palas pandıras sefere çıktığından orduyu adam etmeye, silah, zırh ve savaş taktiklerini yenilemeye hiç vakti olmamıştır. her ne kadar askeri açıdan büyük bir yeteneğe sahip olsa da, tezcanlılığı en büyük zaafı olarak öne çıkar.

imparator romanos, türklerin desteğini alan arapların bizans eyaleti olan suriye'ye saldırdığını duyar ve güneydoğu cephesine doğru yola çıkar. lykandos (günümüzdeki elbistan) kalesine doğru ilerlerken türklerin pontus'a saldırıp neocaesarea (günümüzde niksar) şehrini yağmaladığını duyar ve yanına ufak bir kuvvet alıp türklerin üzerine yürür. türkler ani baskınla yakalanınca saldırıyı yarıda bırakıp aldıkları esirleri salıverirler. romanos daha sonra güneye gidip orada beklemekte olan asıl kuvvetlerin başına geçer ve suriye'deki hierapolis (günümüzde menbiç) şehrini alıp buradaki kaleyi gelecekteki saldırılara karşı önlem olarak tahkim eder. daha sonra halep'i ele geçiren müslümanların da üzerine yürür ama bunlarla yenişemez. savaş sezonu bitince istediği gibi şanlı bir askeri zafer elde edemeden 1069'da konstantinopolis'e geri döner.

gelecek baharın seferlerine hazırlık yapılırken robert crispin kumandasındaki frank lejyonerler, maaşlarını zamanında almadıklarını bahane ederek isyan çıkarır ve konuşlanmış oldukları edessa (günümüzde urfa) kırsalını yağmalamaya başlarlar. bununla da yetinmez, bir de imparatorluğun vergi toplayıcılarına saldırırlar. crispin yakalanıp abydos'a (günümüzde çanakkale civarı) sürgün edilir ama haydut tıynetli lejyonerler ermeni köylerini yağmalamaya devam eder. bu arada caesarea (kayseri) civarındaki topraklar türk işgaline uğrar ve romanos’u buraya sefer düzenleyip asıl savaş için saklaması gereken zaman ve enerjiyi ziyan etmek zorunda bırakır.

kayseri havalisinde asayişi sağlayan imparator, van gölü kıyısındaki ahlat'ı ele geçirip ermenistan sınırını sağlama almak amacıyla fırat'a doğru sefere çıkar, ama mezopotamya'yı hizaya sokmakla görevlendirdiği ermeni komutan philaretos brachamios türklere yenilince planları alt üst olur ve romanos işini gücünü bırakıp türklerin üzerine bizzat yürüyerek türk ordusunu kilikya dağlarında kıstırır. ancak son derece çevik olan türkler halep'e kaçmayı başarır ve romanos yine beklediği büyük zaferi elde edemeden kös kös konstantinopolis'e dönmek zorunda kalır. bu da imparatorluğun bekası yerine kendi menfaatlerini düşünen yannis doukas ve sülalesinin ekmeğine yağ sürer, romanos’un ne kadar başarısız ve koftiden bir komutan olduğundan sözedip milleti ona karşı doldurmaya başlarlar.

romanos doğudaki savaş meydanlarında sınırları kurtarmakla meşgulken başkentte işler karışmış ve yeni bir bela peyda olmuştur. 1070 yılında bizans'ın italya'daki son kalan kalesi olan bari düşmek üzeredir. normanlar bari'yi 2 yıldır kuşatma altına almış ancak doğudaki türk akınlarıyla meşgul olan diogenes bari kuşatmasıyla ilgilenecek zaman bulamamıştır. seferden döner dönmez hemen bari'ye asker, erzak ve mühimmat yardımı taşıyacak bir filo gönderir, ancak normanlar bu filoya saldırıp feci bir yenilgiye uğratırlar. kuşatmayı daha fazla kaldıramayan bari, 15 nisan 1071'de teslim olur ve bizans'ın italya'da kalan son kalesi de böylece düşer. yannis doukas ve hempalarının eline romanos’a karşı kullanacakları mükemmel bir koz geçmiştir. hiç vakit kaybetmeden romanos’un basiretsizin teki olduğunu ve bari'nin onun yüzünden kaybedildiğini milletin kulağına fısıldayıp lobi yapmaya girişirler.

bütün bunlar olurken romanos imparatorlukta hiç hoş karşılanmayan bir sürü reform yapar: gereksiz israftan başka bir şey olmayan saray eğlencelerine ve şehri güzelleştirmek adına yapılan kozmetik yenilemelere harcanan bütçeleri keser, saray soylularına ödenen arpalık maaşlara büyük kısıtlamalar getirir ve orduyu yenileyecek parayı karşılayabilmek için vergilere zam yapar, bu yüzden soylular ve tüccar erbabı arasında önemli ölçüde popülarite kaybına uğrar. bürokraside yolsuzluk ve hırsızlığı önlemek amacıyla getirdiği sert önlemler yüzünden eyalet valileri de kendisine uyuz olmaya başlamıştır. ayrıyeten disiplinli olmaya zorladığı lejyonerler alttan alttan kendisine diş bilemektedir, bütün bunların üstüne hipodromda yarışmalar düzenleyip kendilerine eğlence sağlamadığı için halkın desteğini de önemli ölçüde yitirmiştir. (halk da ne malmış kardeşim. garibim sınırları koruyacağım diye bir tarafını yırtıyor, mallar sürüsü ayyy eğlence düzenlemedi bize diye adamı beğenmiyor.)

bu arada selçuklu sultanı alparslan da boş durmamış ve çok önemli bizans kaleleri olan malazgirt ve erciş'i ele geçirmiştir. romanos bunun üzerine alparslan'a haber yollayıp 3 yıl önce fethettiği suriye'deki hierapolis kalesini malazgirt ve erciş'le takas etmeyi teklif eder. bu pazarlıklar devam ederken, romanos 1071 yılında büyük bir orduyla malazgirt'i geri almak üzere sefere çıkar. malazgirt’te olan biteni roman gibi uzun bir entry yazıp anlattığım için burada tekrar etmeye gerek görmüyorum. onun detaylarını okumak isyetenleri şuraya alalım: (bkz: #46954858)

malazgirt hezimetinden sonra alparslan tarafından serbest bırakılan romanos erzurum kalesi'ne gider. bu arada konstantinopolis'te romanos’a karşı kumpas kuran kesim bu durumdan istifade etmeye bakmaktadır.

erzurum'da bir süre kalan romanos, civar kasabalardan asker toplar, savaştan kurtulup oralara sığınan bazı askerleri de yanına alır. erzurum'dan emperyal kıyafetle ve görkemli bir şekilde ayrılır ve doğudan batıya, koloneia eyaletine doğru yola düzülür. bir tepe üzerine bina edilmiş bir kale olan melissopetrion denen yere vardığında kötü haberler kulağına gelmeye başlar. yanındaki çok güvendiği danışmanlarından biri olan paulos isimli herif bir gece gizlice konstantinopolis'e gitmiştir. (ya ihanet edip kaçtı, ya da konstantinopolis'te ajan olarak takılıp romanos'a olan biteni iletiyor. değişik tarihçilerden çelişkili ifadeler var yani, ben de anlayamadım)

michael attaleiates'in yazdığına göre imparatoriçe evdokya romanos'un serbest bırakıldığını duymasına rağmen ondan umudunu keser ve yannis doukas'la malazgirt yenilgisinin baş mimarı olan oğlu andronikos doukas'ı saraya çağırır. sonra da bunlarla birlik olup bütün eyaletlere mesajlar yollar, alayını romanos'a itaat ve yardım etmekten men eder.

diğer tarihçilerin*** anlattıklarına göre ise romanos serbest kaldıktan sonra eşi olacak evdokya'ya mektup yazıp vaziyeti anlatır, bu haber sarayda büyük infial uyandırır. evdokya ne yapacağını bilemez ve milleti etrafına toplayıp akıl danışır. saray erkanı devrin en büyük alimi olan doukas yalakası michael psellos'u çağırıp yardım ister. psellos, romanos'u tahta geri kabul etmemelerini, ondan kurtulup veliaht prens michael'i, tahta çıkarmalarını salık verir. tarihçi zonaras bu olanlar hakkında 'romanos'u tahttan indirmek ve eyaletlere mesajlar yollayarak bunu ilan etmek psellos'un fikriydi, kendi kitabında da yazdı zaten' diyor.

yannis doukas ve oğulları uzun zamandır romanos'a kin beslemektedir ve fırsattan istifade olarak bu darbeyi tezgahlamışlardır. evdokya ise tam bir kahpelik örneği olarak kocasını satmıştır. oysa ki aynı evdokya romanos'la evlenebilmek için zamanında bütün saray erkanını karşısına almış, yannis doukas'tan bile korkmamıştı. belki tahta ortak olmak için, belki de araları bozuk olduğundan ya da romanos feci bir hezimete uğrayıp devlet erkanının desteğini kaybettiğinden bir kalemde satıvermiş adamı adi kevaşe. burada kendisine ağız dolusu küfürleri saydırabiliriz, cersei'yi bille sollamış ne de olsa nalet karı.

çatal dilli yılan psellos'un tavsiyesi üzerine doukas'lar romanos'u gıyabında tahttan indirdikten sonra veliaht michael'i, 7. michael doukas olarak tahta çıkarırlar. psellos, oğlan anasının sözünden çıkmadığı için yannis'e evdokya'yı da saf dışı etmesini salık verir. evdokya'yı saraydan kovup sürgün eder, imparatoriçe esvaplarını çıkarıp siyah rahibe elbisesini giydirir, saçlarını kısacık keser ve manastıra kapatırlar. evdokya, kocasını satmanın bedelini böyle ödemiş olur.

romanos ise armeniac eyaletine vardığında saray darbesiyle tahttan indirildiğini duyar ve bunun üzerine dokeia isimli kaleye yerleşip burada karargah kurar. öte taraftan sarayda iyice çöreklenmiş olan yannis doukas ve sümsük yeğeni 7. michael, senatörlere türlü çeşit rüşvetler dağıtarak bir çoğunu kendi taraflarına çekerler. bir yandan da yannis ordu toplayıp başına büyük oğlu konstantin'i general tayin ederek romanos'un üzerine yollar. konstantin, sümsük kuzeninin mührünü taşıyan imparatorluk fermanını göstererek yolu üzerindeki eyaletlerden de asker toplayıp ordusuna katar. romanos'un saklandığı dokeia'ya varır ve kalenin hemen dışında ordugah kurarlar. o arada bunların ordusundaki frank lejyonerlerin çoğunluğu doukas'a siktiri çekip romanos'un tarafına geçer.

iki ordu arasında ufak çatışmalar yaşanır ama kayde değer bir savaş vuku bulmaz. o arada romanos da boş durmayıp sağa sola mesajlar yollar ve general theodoros alyates kumandası altında malazgirt'te savaşmış olan kappadokia'lı hemşehrilerini çağırır. romanos'un ordusu düşmanı doukas'lardan daha üstün sayılara ulaşınca dokeia'yı terk edip memleketi olan kappadokia'ya doğru yola çıkar.

ancak yeni imparator olan sümsük ergenin askerlerine ummadık bir yerden takviye gelir: isyan çıkardığı için daha önce romanos tarafından sürgün edilen robert crispin isimli frank lejyoner kumandanı yannis doukas tarafından apar topar geri çağırılmış ve büyük bir frank lejyoner birliğiyle birlikte konstantin doukas'ın yanına takviye olarak yollanmıştır. takviye gelince doukas ordusu sancaklarını havaya kaldırarak romanos'un ordusunun üzerine yürür.

bu manzara karşısında sinir olan general alyates bir çok askeri toplayıp bunlarla çatışmaya girer ancak crispin kumandasındaki franklar kuvvetli bir şekilde direnir. franklar liderleri crispin'in varlığından dolayı gaza gelip alyates'i yenerler. alyates'in askerlerinin bir kısmı kaçar, bir kısmı mızraklarla öldürülür. alyates esir alınır ve franklar gözlerini çadır kazıklarıyla son derece vahşi bir şekilde oyarlar. bu feci olay askerlerin moralini fena halde bozar. romanos, alyates'in başına geleni duyduğunda son derece kederlenir ancak elden gelen birşey yoktur. ordunun geri kalanını toparlayıp kappadokia'ya gider ve tyropoios isimli bir kaleye karargah kurar. buradan yine sağa sola mesaj yollayarak asker toplamaya çalışır.

imparatorluk tahtında oturan sümsük ergen ise amcası yannis doukas'ın direktifiyle ermeni asıllı antakya dükü haçatur'a ferman yollayıp romanos'a saldırmasını emreder. haçatur piyade ve süvarilerden oluşan esaslı bir ordu toplayıp tyropoios'a gider gitmesine, ancak kendisini antakya dükü yapan romanos'a ihanet etmeyi vicdanına yediremez ve sikerler ulan deyip romanos'un tarafına geçiverir. doukas'lara sadık olduğunu bildiği askerlerin atlarını ve silahlarını da ellerinden alıp bunları def eder. romanos ve haçatur burada bir süre kaldıktan sonra kışı geçirmek üzere kilikya'ya doğru yola çıkarlar. orada daha da fazla asker toplamayı ve ayrıca sultan alparslan tarafından daha önceden kararlaştırılmış bir zamanda yollanacak olan elçilerle de görüşmeyi -belki de sultandan da takviye kuvvetler istemeyi- planlamaktadırlar. ancak bu yaptıkları aslında çok büyük bir stratejik hatadır.

general alyates komutasındaki diogenes güçlerini yenen doukas ordusu, kış geldiği için dağıtılıp evlerine yollanmıştır. romanos kilikya'ya çekilmek yerine yanındaki oldukça büyük orduyla anadolu içlerine gitse, sırf o ordunun boyutu oraları ele geçirmeye yetecek, oradan da yukarı paphlagonia (günümüzde orta karadeniz kıyıları) tarafına kadar çıkıp doukas'ların kendisine karşı ordu toplamasının önünü kesmiş olacaktı. ama ona adam gibi akıl veren attaleiates de artık yanında olmadığı için doğru düzgün plan yapamaz, toros dağlarının zorlu yollarında geçip kilikya'ya gider ve düşmanlarının ordu toplaması için bulunmaz bir fırsat yaratır. (ah be romanos...)

romanos kilikya'da kışı geçirirken fırsatı çok iyi değerlendiren yannis, oğlu andronikos'u başkumandanlığa terfi ettirir. andronikos efendi asi frank lejyoner lideri crispin'in de yardımıyla asker toplar ve kilikya'ya doğru sefere çıkar. tarsus yakınlarındaki bir noktadan kilikya'ya girer, ancak toros dağlarındaki geçitler son derece dar, dik ve çetindir; oradan koca bir orduyu geçirmek epey zor bir iştir. eğer romanos o tepeleri ve geçitleri tutup okçular yerleştirmiş olsa andronikos'un ordusu oraya asla giremeyecektir, ancak romanos nedense bunu bile akıl edememiştir (belki de o daracık sarp geçitlerden koca bir orduyu geçireceklerine ihtimal vermedi, kim bilir...)

1072 yılının mayıs ya da haziran ayında andronikos'un ordusu zar zor toros yollarından geçip düzlüğe vardığında haçatur bunlara var gücüyle saldırır, ancak andronikos'un ordusu sayıca çok üstündür. haçatur atından düşüp esir alınır ve andronikos'un huzuruna elbiseleri zorla çıkarılıp berbat bir halde getirilir. (kimileri öldürüldüğünü, kimileri de andronikos'un ona iyi davranıp değerli bir taş hediye ettiğini iddia ediyor. haçatur'un bundan sonraki akibeti meçhul). kurtulan askerler ise romanos'un kaldığı adana kalesi'ne kaçarlar.

romanos bir taraftan crispin'e mesajlar yollayıp kendi tarafına çekmeye uğraşır ancak andronikos barbar herife çok daha büyük iltifat göstermiş olduğundan başarılı olamaz. bir yandan da türklerin yardıma yetişeceğini umut eder ve türkler gelecek bizi kurtaracak diye askerlerine moral vermeye çalışır. andronikos adana'yı sıkı bir kuşatma altına alır. kaledekilerin erzakları az olduğundan çok zor durumda kalmışlardır ve kuşatmaya direnecek durumları yoktur. romanos bir süre sonra türklerin geleceğinden umudu keser. o arada yeni imparator 7. michael romanos'a iki piskopos ve bir metropolit ile dostluk mesajı yollar ve teslim olması halinde kendisine en ufak bir zarar verilmeyeceğini garanti eder. 7. michael senatonun da diogenes'e zarar verilmemesi kararına katılmış olduğunu belirtmiştir mesajında.

romanos artık başka bir çıkış yolu bulamaz ve teslim olmaya karar verir, tahttan ve saçlarından feragat edip hayatının geri kalanını manastırda geçireceğine dair anlaşma imzalar. romanos andronikos'a teslim olmak üzere kaleden siyah esvap giymiş halde çıkarken kötü kaderine hayıflanmaktadır. o anda bu manzarayı görenler, olayların belirsizliğini ve ne kadar kolayca tersine döndüğünü fark ederek, acımayla karışık korkunç ve dayanılmaz bir endişeye gark olurlar. bunların hepsi romanos'la seferlere çıkmış, birlikte savaşmış, onun yanında olmayı büyük bir lütuf olarak görmüş, suriye'de düşmanları birlikte tepelemiş, onun maiyetinde adana'ya gelip görkemli bir şekilde karşılanmış ve bir çok badireleri romanos'la birlikte atlatmış olan askerlerdir. romanos'un daha önceki mutluluğunu ve o andaki kara talihini, bahtının bir aşırı uçtan diğerine nasıl bir anda dönüverdiğini düşündüklerinde izah edemeyecekleri inanılmaz bir üzüntü duyarlar. romanos'un o halini gören andronikos da üzülüp onun o haline acır, elini uzatıp kendi yemek masasına davet eder.

general andronikos başkente geri dönüş emrini verir ve ordu yola düzülür. sabık imparator romanos diogenes ise rahip esvabı giydirilerek sefil bir katırın üzerine oturtulmuştur. (andronikos da romanos'un haline acıyor ama emir büyük yerden geldiği için fazla torpil geçemiyor sanırım)

bahtsız romanos, daha önce emperyal maiyetiyle geçip neredeyse tanrı gibi karşılandığı köyler ve kasabalardan böyle perişan ve rezil bir halde geçer. adana'dan coticeum'a (kütahya) kadar 670 kilometrelik yolu acıdan kıvranarak katır sırtında gider, çünkü canına kast eden biri yolda ona zehirli su vermiş ve zehir her ne kadar öldürmese de günlerce korkunç ağrılar çekmesine sebep olmuştur. kütahya'ya varınca durup başkentten emir gelmesini beklerler.

birkaç gün içinde zaten yeteri kadar çile çekmiş olan romanos’u mümkün olabilecek en feci ve süfli bir şekilde cezalandıracak olan karar gelir: romanos’un gözlerine derhal mil çekilmesi emredilmektedir. romanos’a duyduğu nefretten gözü kararmış olan psikopat manyak yannis doukas, danışmanı olan iblis michael psellos’la kafa kafaya verip namına yaraşır bir caniliğe imza atmış ve senatonun da desteğini almıştır. cezasını duyan romanos, perişan bir halde yere çöker ve dostluk elçisi olarak gönderilmiş olan iki piskoposla metropolitten yardım etmelerini ister. din adamları her ne kadar yardım etmek isteseler de güçleri yetmez, emir büyük yerden gelmiştir çünkü. (psellos, romanos’un bir daha tahta çıkamaması için kör edilmesi gerektiğini, bunun o şartlar için en yerinde karar olduğunu ve tahtın gerçek sahibinin aynı zamanda kendi talebesi olan michael doukas olduğunu kendi kroniklerinde yazmış.)

tarihçi bryennius’un yazdığına göre, andronikos doukas bu adaletsiz ve barbarca emri duyunca romanos’u kurtarmak için babası olcak mel'un herife mektup yazıp af talep etmeye girişir ancak onu da dinlemezler. zavallı romanos kaba saba ve acımasız herifler tarafından derdest edilip adeta kurbanlık bir hayvan gibi sürüklenerek kaleye götürülür, zindanda bir odaya hapsedilir. gözlerine mil çekme işini bu konuda tecrübesi olmayan zebani kılıklı bir yahudiye havale ederler.

doukas’ın adamları romanos’un ellerini ayaklarını bağlayıp kalkanlarıyla vücudunu bastırarak hareket etmesini engellerken yahudi cellat da demirden şişlerle son derece vahşi bir şekilde gözlerini oymaya girişir. romanos canlı canlı parçalanan bir boğa gibi bağırıp haykırır, korkunç çığlıklar atar ama kimse ona acımaz. insanlıktan çıkmış cellat, demir şişle üç defa romanos’un gözlerini oyar, zavallı biçare gözlerinin tamamen tahrip olduğuna dair yeminler edene kadar da durmaz. romanos yerinden doğrulduğunda öyle korkunç ve acınası görünmektedir ki, bu barbarlığa şahit olan piskoposlar ve ellerinden birşey gelmeyen diğer şahitler şiddetli bir ağlama krizine tutulurlar.*

(bu noktada, işin yannis doukas ve michael psellos’un başının altından çıktığını bilmeyen ve yapılan insanlık dışı hunharlıktan ergen imparator 7. michael’i sorumlu tutan attaleiates, lanetler ve beddualar eşliğinde kavgada bile edilmeyecek laflarla 7. michael’a alabildiğine saydırıyor, romanos’a da insanın içini parçalayan çok acıklı bir ağıt yakıyor. elim varmadığı için onları tercüme edemiyorum.)

kütahya’dan marmara kıyılarına kadar yine sefil bir katırın sırtında yarı ölü halde getirilen talihsiz romanos, buradan da kınalıada’da götürülüp -büyük bir trajedi örneği olarak- zamanında kendi yaptırmış olduğu hristos manastırı’na hapsedilir. gözleri oyulmuş, yüzünün her tarafı iltihaptan şişmiş ve kurtlanmış haliyle adeta çürümekte olan bir cesede benzemektedir. bütün bunlar yetmemiş gibi, onu bu hale koyan vicdansızların elebaşlarından olan michael psellos zindanda nefes alan bir ceset gibi yatan romanos'a alay eder gibi bir teselli mektubu yollar. habis herif, 'gözlerini kaybettiğin için üzülme, ilahi ışığı kendi içinde bulmana vesile olur' mealinde laflar etmektedir.

adaletsizliğin en beterinin kurbanı olan, belki de bütün bizans tarihinde en kötü kadere sahip devrik imparator birkaç gün sonra korkunç acılar içinde can çekişerek bu dünyadan ayrılır. öldüğünde 42 yaşındadır. ikinci kez dul kalan sabık imparatoriçe evdokya, son görev olarak romanos’a görkemli bir cenaze töreni düzenler.

ruhsuz iblis michael psellos, yazdığı kroniklerde yeni imparator 7. michael'in romanos’a yapılanlarla alakasının olmadığını, bunların yannis ve onu destekleyen senatörlerin işi olduğunu ve yeni imparator michael'in romanos’a yapılan barbarlıkları duyduğunda sık sık ağlayıp 'keşke bana zarar gelseydi de ona bir şey olmasaydı' diye hayıflandığını yazmıştır. (yılan herif, yannis’e bu fikri kendisinin verdiğini ima etmekten de geri durmuyor, üstüne bir de utanmadan imparatorluğun selameti için öyle yapılması gerekiyordu diye savunuyor.)

tarihçi zonaras da 7. michael’in yapılan barbarlıklarla alakası olmadığını belirtmiş kroniklerinde. benim düşünceme göre de sümsüğün teki olan michael doukas'tan zaten böyle bir şey beklenemezdi, adam çocuk ruhlu naif bir şeymiş zaten.

öte yandan, hem tahtı ele geçiren doukas sülalesinin barış anlaşmasını iptal etmesi, hem de dostluk kurduğu romanos’u bu şekilde kahpece katletmeleri nedeniyle deliye dönen alparslan, anadolu'ya var gücüyle saldırarak bir sürü yeri ele geçirir ve ortalığın tabiri caizse amına koyar. bizanslı tarihçi zonaras, alparslan'ın olanları duyduğunda büyük üzüntüyle karşıladığını ve mateme büründüğünü yazar. urfalı mateos’un kroniklerinde yazdığına göre ise alparslan romanos’a yapılan barbarlıkları duyduğunda üzüntüden kahrolmuş ve acı gözyaşları dökmüş, ‘romalıların tanrısı yoktur, bu yaptıkları aramızdaki barış anlaşmasını geçersiz kılmıştır. yemin olsun ki onları kılıcımla mahvedeceğim ve benden hiç merhamet görmeyecekler’ demiştir.

romanos diogenes'in mezarının, kınalıada'daki en yüksek tepede bulunan hristos manastırında olduğu birçok kroniklerde yazılmış ama tam olarak yeri belli değil.

tarih kitaplarında 2 satırla geçiştirilen, malazgirt'te madara oldu diye lanse edilen diogenes cidden büyük bir vatansever ve onurlu, şeref timsali, yiğit bir adammış. alparslan ona durduk yerde o kadar hürmet göstermemiş yani. kendisine kumpas kuran namert herifler gibi sarayda bir eli yağda bir eli balda sefa sürmek yerine kısacık iktidarının neredeyse tamamını savaş meydanında, toz toprak içinde, at sırtında oradan oraya koşturarak geçirmiş.

game of thrones izleyip ned stark'a ağlayanlar, joffrey'e ve cersei'ye küfürler beddualar yağdıranlar bunları okusa ne düşünürler bilmem ama, bütün bunları öğrendikten sonra istanbul'a bir daha yolum düştüğünde yemeden içmeden kınalıada'ya gidip bir ziyaret etmek benim boynumun borcu oldu artık.

efendim yenilenleri tarihin sayfalarından siliyorlar, sureti bile kalmıyor ama, bu bizanslı kronikçiler yememiş içmemiş her şeyi yazmış monşer. heriflerin kalemi de kuvvetli, öyle böyle değil. sonra, 1000 sene sonra benim gibi manyağın biri çıkıyor, kafayı kırıp yazıyor, siz de okuyorsunuz.

uzun zaman sonra gelen edit: valla sözümde durdum gittim kınalıada'da reisin yattığı yeri gördüm. orijinali depremlerde yıkılınca yerine yapılan modern manastır binası var, onun önünde antik roma devrinden kalma bir sütun başlığı duruyor. manzara cidden muhteşem. güzel yere gömmüşler en azından reisi. bir de ne kadar imparator mezarı varsa hepsi yıkılmış, dümdüz edilmiş, üstüne cami dikilmiş ama romanos reis en kallavi manzaraya nazır yerde 1. derece sit alanında yatmakta.

edit 2: fotoğraf da atayım tam olsun. bizzat elcağızımla çektim bunları.


kaynaklar
:

the history, michael attaleiates
armenia and the crusades – tenth to twelfth centuries, the chronicle of matthew of edessa
chronographia, michael psellos
king's college london bizans arşivleri (zonaras, bryennius, manasses kronikleri)