Mimari, İnsan Davranışlarına Nasıl Etki Ediyor?

Evimiz, ofisimiz, gittiğimiz cafe, yürüdüğümüz yol... Her yer birbirinden farklı mimarilere sahip ve bizler de ister istemez bu mimariden etkileniyoruz. Nasıl mı?
Mimari, İnsan Davranışlarına Nasıl Etki Ediyor?

mimarlık ve insan birbirini iki taraflı etkiler

mimari proje sürecinin başında müşteri ve kullanıcı ile kurulan bağlantılarda onların davranışları ister istemez rol oynar. özellikle kullanıcının mekansal ihtiyaçlarını karşılama noktasında davranışları ve düşünceleri oldukça önemlidir. insan etmenini göz önüne almadan mimarı tasarım yapamazsınız. teknik konular dışında mimarlığı heykelden ayıran ve onu işlevlendiren taraf budur.

kullanıcısı olduğunuz mekana zamanla alışırsınız. bu açıdan mekanın özellikleri ve kurgusu bilinçli ya da bilinçsiz şekilde davranışlarınızı, duygu ve düşüncelerinizi etkileyebilir; hatta kararlarınızı bile... space syntax adlı alt alan, mekanda kullanıcıların özellikle rota seçimlerini analiz etmek için de kullanılır. örneğin bir hastanede ya da açık hava çarşısında yönünüzü neye göre bulduğunuzu, neye göre hareket ettiğinizi, yönlendirme elemanlarının işlerliğini, kullanıcı psikolojisini vs. inceler. bazı kullanıcılar tabelalara baka baka ilerler, bazısı bir başkasına sorar... içinde bulunduğu mekanın mimarisine her kullanıcı farklı şekilde tepki verir.


yanlış bir mimari insanda kaygıya, korkuya sebep olabilirken, doğru kurgulanmış bir mimari insana güven ve huzur verir

dünyanın bambaşka şehirlerinde bile olsa yan yana sıralanmış binaların arasında yürümekten, bu yapıların bizi kuşatmasından hoşlanırız. çünkü bu bize sanki sınırları belirlenmiş ve oraya ait hissettiğimiz bir odanın içindeymişiz gibi bir güven hissi verir.
veya uçsuz bucaksız yeşilliğin içinde tek başına, doğanın içine yedirilmiş bir evde olmak en derin huzuru sağlayabilir.


çünkü bir yer, ya binalardan arınmış bir boşlukta olmalı ya da belli bir sıkışıklık düzeninde yan yana sıralanmış binalardan oluşmalıdır. bu ikisini de yapamamış bir yerleşim düzeni, örneğin uydu kent mantığıyla yapılmış toki ürünü bir toplu konut yaşamı bizi ne doğayla ne de şehrin sahip olduğu canlılıkla buluşturur. haliyle bu tür yerlerde yaşamak, üzerimizde bir ağırlık yapar. anlamlandıramadığımız bir huzursuzluk, memnuniyetsizlik içinde oluruz.
merkezden uzaklık, tek düzelik- buna kimliksizlik de diyebiliriz- basit bir market alışverişi yapmak veya pazara gitmek için bile arabaya ihtiyaç duyma zorunluluğu bir noktadan sonra insanda anlamlandıramadığı bir yorgunluğa sebep olabilir. binaların-caddelerin insan ölçeğinin çok üstünde düşünüldüğü yerleşim yerlerinde yaşayanlar kendini oraya ait hissetmez. zaten genelde oralı olmaz, sadece orada yaşarlar.


bir yerli olmak için oraya temasımızın yoğun ve bizim dışımızdaki birileri için de kıymetli olmasını isteriz. belki bu nedenle mahalle kültüründen vazgeçemiyoruz. spor ayakkabılarımızı giyip, evden çıkıp balıkçıya giderken yol üstündeki kafede bir arkadaşımıza rastlayabilir, bir kitapçının vitrinine uzanmış kediye gülümseyebilir, yol üstündeki bankta oturmuş sohbet eden iki kişinin selamımızı almasına mutlu olabiliriz. alain de botton, doğru bir şehir düzeninde tüm bu imgelerin ruhumuzu okşadığını söyler.


gün içinde tanımsız iç sıkıntıları yaşadığınızda nerede olduğunuza bir bakın. bulunduğunuz odanın ışığı, oturduğunuz koltuğun kumaşı, dokunduğunuz masanın ahşabı doğal mı? dışarı çıktığınızda sokak, enerjisiyle sizi kavrıyor mu, sakinliğiyle sizi dinlendiriyor mu yoksa karmaşasıyla sizi yoruyor mu? içinde bulunduğunuz mimari sizi direkt veya dolaylı yollardan etkiliyor. 


yıllar sonra balkonlu bir eve taşınan arkadaşımın evdeki saatlerinin neredeyse tamamını o küçücük balkonda geçirmesine güldüğümde, bana "orası sadece bir balkon değil, benim çocukluğum" dediğinde geldi bunlar aklıma.

mesela penceresiz, gürültülü bir avm düşünün ki zaten öyleler

yerlere döşenen karoları çapraz ve dalgalanan biçimde yerleştirilmiş olsun. üstelik bir de daha keskin algılanması için siyah-beyaz tercih edildiklerini hayal edin. binanın şekli de yer biçimi-arsa-enteresan olma çabası vs sebeplerle bilinen bir geometrik şekilde olmasın. tüm bunlar yetmezmiş gibi girişini de -2 kat aşağıda 3 tur attığımız karanlık park yerinden yapalım...


omurgalı canlıların ortak özelliklerinden biri tehlike algıladıklarında göz teması kurma ve ardından ters yönde uzaklaşmaktır. bunun aksi bir istisnai davranış söz konusu değildir ve omurgalı birey yön algısı karıştığında diğer her şey yolunda gidiyor olsa bile anlamsızca huzursuzlanır, o bölgeyi terk etme davranışı sergiler.

işte rota çizme duygusunu karıştıran kapalı, gürültülü, şaşırtıcı zemin renkleri ile dizayn edilmiş alanda bir omurgalı olan insan memelisi fazla vakit geçirmek istemez.


nice alışveriş merkezleri sırf bu yön duygusunu bulandırması sebebi ile hemen yanındakine göre anlamsızca boş kalıyor... ondan sonra davranışçı, reklamcı, halkla ilişkilerci bilmem ne ağzı süt kokan, ancak 1-2 bilemedin 3-5 bin yıllık geçmişleriyle bol laf/az deneysel veriye dayanan bilim dalları izaha uğraşıyorlar mimari ile davranışın korelasyonunu...

Askerliğini Anıtkabir'de Yapan Birinden: Anıtkabir'in Pek Bilinmeyen Özellikleri