"Mistik Guru" Osho'ya Bir Daha Asla Kulak Vermemenize Sebep Olacak Acı Gerçekler
Popüler doğu felsefesiyle uğraşan ünlü Hindistanlı mistik guru ve spiritüel Osho (11 Aralık 1931-19 Ocak 1990), hâlâ pek çok öğretisi pazarlanmakta olan ve dikkate değer bulunan biri. Bakalım gerçekte nasıl bir figürmüş Osho, orijinal adıyla Chandra Mohan Jain.
"Mistik Guru" Osho'ya Bir Daha Asla Kulak Vermemenize Sebep Olacak Acı Gerçekler

osho'nun nelerden bahsettiği ve felsefesinin neye yaradığı ile de ilgilenebiliriz. oraya da geliriz ama burada öncelikli konumuz bu değil. 

şimdi inceleyelim:

osho, ulaştığı aydınlanma doğasına 96 rolls royce ile mi dönmüştür? kendisinden rahatsız olan (diyelim ki hristiyan kapitalist) sistemin karşısında bir devrimcinin portresi mi bu, yoksa sistemin kendisinden faydalanmak adına kaynakların kullanımını kendinden yana çevirebilme kurnazlığı mı?

nisargadatta maharaj lüks bir otomobile sahip değildi ve evinde ücretsiz görüşmeler yaptı. ramana maharshi'nin yalnızca bir sincabı vardı. bir gurunun lüks için ne gibi bir ihtiyacı olabilir? bir taşla tahtındaki kadar mutluysa...

ama osho hakkında yazılabilecekler bununla bitmiyor

silahlı muhafızları, lüks araç filoları, milyon dolarlık saati, kadın takipçilerinin ona olan sadakatini cinsel yoldan suistimal etmiş olması, fakirlerden nefret etmesi, kendisini “zengin elitlerin gurusu” olarak ilan etmesi, saf insanların manevi bir hayat arayışından faydalanarak yaptığı yolsuzluklarla yok ettiği tüm paralarını aldığı takipçileri, hâkimiyeti altına almak istediği yöre halkına politik yönden baskı kuramayınca onları biyolojik silahla bertaraf etmeye çalışmaktan hüküm giymiş olması... bütün bunlara rağmen bu adam hakkında hala pozitif duygular besleyebiliyor olmak benim kolay anlayabildiğim bir şey değil.


kaldı ki osho'nun yazdıklarının bir kısmını da okudum

satmaya çalıştığı fikirlerin hiç birini ilk kez ondan öğrenmedim diyebilirim. bu adamla aydınlananlar kanımca yeterince okumuyorlar. sonuç olarak fikirleri felsefe tarihine yeterince aşina olmayanları etkileyebilir. fayda da sağlayabilir ama yazdıklarından (ya da konuşmalarından müritleri tarafından derlenenler mi demeli) gerçek bir felsefe bile çıkmaz. eklektik, sistematikten ve nesnel temelden yoksun bir fikirler yumağıdır. zaten bunu kendisi de teyid etmektedir. şöyle demiş:

"felsefe bir hastalıktır, sıradan bir hastalık da değil, basit bir soğuk algınlığı değil, kanserdir - ruhun kanseri. bir kişi felsefe ormanında kaybolduktan sonra sözcüklerle kavramlar, soyutlamalarla dolaşır durur... felsefenin tamamı bir zihin oyunudur, zihin onun aracılığıyla gerçeklere ulaşmaya çalışır. oysa gerçek, yalnızca bilinçsiz bir haldeyken bilinir; bu yüzden filozof gerçeği asla bilmez; felsefe tamamen düşürülmedikçe, ne hakikatin ne de tanrı'nın ne olduğunu bilinebilir."

şimdi bunu okuyan ve felsefeyi bilmeyen, felsefe tarihini yeterince irdelememiş biri iki yanılgıya düşebilir kolayca

- bunlardan ilki felsefenin gerçekten gereksiz olduğudur. oysa osho'nun fikirleri doğru bile olsa bunları değerlendirmenin tek yolu ondan önceki ve sonraki fikirleri bilip anlamaktan geçer.

- ikincisi ise osho'nun fikirlerinin orijinal olduğudur. oysa örneğin yukarıdaki sözleri felsefeyi aynı biçimde zararlı bulan imam gazali'nin (1058 - 1111) görüşleri ile çok yakın bir benzerlik taşımaktadır.

bu tür fikirler, sadece sorgulamanın önünü kesmek isteyen biri tarafından öne sürülebilir. kendi fikirlerinin doğruluğunu sınamak için bile başka düşünürlerin bilim insanlarının görüşlerini araştırmamızı istemeyen bir kişi iyi niyetli sayılabilir mi? insanlığın düşünce tarihi boyunca yarattığı bir kocaman bibliyografyayı bir kenara atmamız karşılığında bize gerçek bilginin kaynağı olarak gösterebildiği nedir? kendi öğretisi mi?

burada onun da ipucunu buluyoruz:

“gerçek, yalnızca bilinçsiz bir haldeyken bilinir.”

bunu onun şu sözünden çevirdim: 

"the truth can be known only when you are in a state of no-mind"


şimdi burada da iki sıkıntı var

- birincisi osho'nun "state of no-mind" dediği bir konum var mıdır? bilimin hiç bir şekilde desteklemediğini bir kenara bıraksak bile, spiritüalizmin bir takım önemli insanları bile böyle bir durumun var olamayacağını söylüyor: 

örneğin u. g. krishnamurti var. bu bilge bir aydınlanmanın varlığından bahseden bir başka "guru" jiddu krishnamurti'yi (ki bu arada jiddu ve osho birbirlerini hiç sevmezler) uzun süre takip ettikten sonra ya da "zihninde düşüncelerin akışı durdurulamaz" ve "aydınlama diye bir şey yoktur." olarak özetlenebilecek "mind is a myth" (zihin bir mittir) eleştirisiyle tüm dinsel, mistik ve benzeri öğretileri çöpe atılası addetmiş. (bu arada u.g.'nin ömrü boyunca kimseden tek kuruş para talep etmediğini, konuşmalarından derlenenlerden telif ücreti almayı reddetmesi bir yana bunların derlenecek değer dahi taşımadığını iddia ederek basılmalarına karşı çıktığını da belirteyim)

- ikinci sıkıntı ise kanımca daha büyük. zira osho'nun tarihin başından beri sıklıkla iddia konusu olmakla birlikte bugün bilimin tamamen tersine kanaat bildirdiği bir kavramdan, "mutlak gerçeklik"ten bahsediyor olması.

toparlarsak

1) ortada hiç bir kanıtı bulunmayan bir varlığa ilişkin o çok eski iddia var!

2) bir abimiz çıkıp buna öyle akılla bilimle falan ulaşılamayacağını tek yolun "state of no-mind" olduğunu söylüyor.

3) ona göre bunun tek yöntemini de kendisi biliyor. 

sonuç: 

“aşk ile allah allah
vur tefe, vur zile, yallah
cihan da böyle yanıyor, yansın
yosmam salla!
salla, salla;
gül memeler çağlasın!
salla salla;
yer yerinden oynasın”

buraya kadar herifin bir sahte peygamber bir şarlatan olduğuna ikna olmadıysanız ve "yanlısı da degilim karşı da durmuyorum. olabilir böyle şeyler.. hiç değilse kimsenin ölmediği öldürülmediği savaşmadığı hedonist biz felsefe. zararı yok" diyorsanız, bu hedonist sevgi pıtırcığının, 1984'te komşu eyalet dalles’te eyalet seçimlerini etkilemek üzere biyolojik silah kullanmaktan hüküm giymiş olduğunu öğrenin.


ilgili vikipedia sayfası ve bilumum başka kaynaklara göre

rajneeshpuram'da bulunan osho rajneesh'in daha önce antelope, oregon'u siyasi kontrolü altına almış takipçileri, kasım 1984'te wasco county circuit court'ta da seçime girecek üç sandalyeden ikisine göz dikmişler. yeterli oyu kazanamayacaklarından korkmaya başlayınca, wasco county'deki en büyük nüfus merkezi olan dallas'deki seçmenleri etkisiz hale getirme kararı almışlar. seçilen biyolojik ajan salmonella, su bardağı yoluyla iki il komisyon üyesi'ne, ve daha sonra büyük bir ölçekte salat barlarına ve salata sosuna verilmiş. abd’nin teyit edilmiş ilk biyolojik terör saldırısı olarak tarihe geçen bu eylemde 751 kişi zehirlenmiş ve 45’i hastanelik olmuş. 

siz hala “hayır o yapmamıştır, iftiradır” diyebilirsiniz. ama suç kesinleşince avukatları anlaşmaya gitmiş. kesinleşen 10 yıl mahkûmiyet kararı, 5 yıl gözaltı ve $400,000 para cezası ve ülkeden ihraca dönüşmüş. abd'den atılmış. 21 ülke ise kendisin istenmeyen kişi ilan ederek sınırlarına almamış. (mahkemedeki ses kayıtlarının dökümünde hitler’e ve insanlık dışı çeşitli yöntemlerine övgüleri de ayrıca şaşkınlık verici). 

böylece oregon komünü çökmüş, müritleri kitaplarını yakmış, o da dini lider olduğunu inkâr etmiş. kendi müritlerini ihbar etmiş vs. (suçları arasında bir eyalet savcısına karşı suikast planı hazırlamak da var)

mevzubahis saldırıdan etkilenen dört the dalles restoranı.

yeniden hızla toparlayalım

1) fikirleri içinde orijinal olanı yok.

2) pek çoğu nesnel kanıttan yoksun bir gizemcilik ve osho'nun sadece kendi bildiği yollara dayanan bir aydınlanma içeriyor.

3) sadece bu yüzden benzer bir şekilde aydınlanmadan bahseden jiddu krishnamurti gibi diğer spritüellerle de kavgalı.

4) bilimi ve bilimsel bulguları tamamen kendi menfaatine yorumluyor. işine gelenleri kabul edip, gelmeyenleri lanetliyor. 

5) felsefeyi aklın kanseri olarak yorumluyor.

6) öğretisi bir mürid/mürşit ilişkisine dayanıyor. ama bu giderek en yoz biçimiyle müridlerin zihnen, manen, madden, bedenen ve hatta cinsel yönden istismarına kadar gidiyor.

7) bu esnada kendisi giderek zenginleşiyor, bırakın lüks yaşamayı tamamiyle ısrafa kaçan bir gereksiz bolluk ve gösteriş içinde yüzmeye başlıyor. zenginleştikçe lüks yaşamı ve zenginliği kutsayan söylemleri artıyor.

8) hakimiyetini pekiştirmek adına suç işlemekten çekinmiyor. bu yüzüne vurulduğunda kendisini “zorba the buddha” olarak tanımlıyor.

1977

şimdi biz bunları yazıp anlatmaya başlayınca, çevremizi saran mistiklerin, "ego tatmini", "kendini kanıtlama çabası" gibi ad hominem ithamlarıyla karşılaşmaya o kadar alıştık ki benim gibilerin meseleye tamamen alakasız başka bir noktadan bakmakta olduğumuzu anlatmanın zorluğu artık vız geliyor. o da bizim gibilerin gerçekleri, bizi acıtacaklarını bile bile araştırıyor ve bunun için önümüze konulan her bilgiyi sınıyor ve sorguluyor oluşumuz!
dolayısıyla asla emek verip öğrenmeyeceği, merak duymayacağı, araştırma ile öğrenilmiş gerçeklerle değil “anlık mutlu eden söylemlerle” avunan insanlar var ve bunlar çevremizi tamamen kuşatmış durumdalar.

dahası internet çıkalı beri bu kuşatma daha da yakından hissedilir hale geldi. üstelik bunlardan bir kısmı bu sözde aydınlanmadan bahsederken bizim tırnak içinde "gerçeklere kapalı” olduğumuzu iddia ediyorlar. bir insanın belli deneyime sahip olmadığını (ya da kapalı olduğunu) öne sürerek tartışmada üste çıkmaya çalışmaksa adı konulmuş bir safsatadıır (appeal to accomplishment). bu hususta michael shermer, şöyle der:

“hem olumlu hem de olumsuz sonuçları teorinizin kanıtı olarak gösterecekseniz, onun geçerli bir tez olup olmadığını neye göre belirlememizi bekliyorsunuz? aslolan şüphe duymak ve sorgulamaktır, çünkü ispat yükü iddia edenin üzerindedir, şüphecinin değil!”

oysa platon'dan bu yana idealistlere göre, gerçek (realizm) olarak adlandırılan, aslında gerçek dünyada hiçbir kanıtı ve karşılığı bulunmayan bir evren. bu evreni onlara kim taahhüt ediyorsa peşine takılmakta tereddüt etmiyorlar. osho gibi bir şarlatanın kendisine 96 rolls royce alabilecek hareket alanı bulmasını sağlayan da sizin de doğru tespit edebildiğiniz vechile tam olarak bu.

ama ona bu hareket alanını sağlayan sığlık, yaşamımızı yönlendirecek doğru bilgiye bilimi ve aklı öne alarak, sorgulayarak, öğrenerek ve araştırarak ulaşılabileceğini düşünen bizim gibilerin yaşam alanını kısıtlamakla kalmıyor, bundan çok daha acıklısı toplumsal alanda gerçek bir aydınlanmanın da önünü tıkıyor.

osho, rolls royce'larından biri içinde "müritleri" tarafından karşılanırken, 1982.

gerçek dünya acıdır. bunu bebekken devrilip kafamızı sehpanın kenarına vurduğumuz anda deneyimlemeye başlarız. ama onun zorlukları ile mücadele kafamızı kuma gömüp mucizevi solüsyonları bize kaktırarak zengin olanların şarlatanlıklarına alet olmakla olmuyor. çünkü evren bize uyum sağlamayacak kadar kendine ait kuralları yasaları olan bir yer. aydınlanma ise o kural ve yasaları iyi öğrenip yaşamımızı, doğrularımızı gerçeklere olabildiğince yakın kılmaya çalışmaktan geçiyor.

osho: ben sadece zenginlerin gurusuyum


kaynaklar

https://en.wikipedia.org/…jneeshee_bioterror_attack
http://osho-provokator-mistik.blogspot.com/…gi.html