Modern Dünyanın Cevapsız Sorularından: Algımız Birileri Tarafından Yönetiliyor mu?
İnsana yaptığı her eylemi, verdiği her kararı tekrar sorgulatacak güce bu sahip soruya sahiden de net bir cevabınız var mı?
Modern Dünyanın Cevapsız Sorularından: Algımız Birileri Tarafından Yönetiliyor mu?
iStock


bir olay veya durum karşısında yaşanılan "acaba birilerinin istediği gibi mi düşünüyorum, fikirlerim yönetiliyor mu?" sorusunun getirdiği histir algının yönetilme ihtimali düşüncesi.

birkaç kişi düşünür,diğerleri onların düşündüğünü düşünür.(cemil meriç) bu korkunç...

ya birinin tam olarak düşünmemizi istediği gibi düşünüyorsak? partimizin, okuduğumuz kitapların ,yazarların, izlediğimiz filmlerin, kanalların, yaşadığımız şehrin, twitter'ın belki de sözlüğün...

ne kadar özgün veya özgür düşünüyoruz acaba?

mesela ben bir kesimden nefret ediyorsam veya onun fanatiğiysem kesin yönlendiriliyorum,diye düşünüyorum. bazen net bir şekilde beyninizin içinde bir algı savaşı hissediyor ve algı operasyonuna maruz kaldığınızı fark ediyorsunuz. sanki düşünmeniz için alan açmıyorlar da direkt düşünmeniz gerekeni dayatıyorlar gibi. sorgulamaya çalışıyorsunuz çünkü hiçbir zaman yüzde yüz doğru veya yanlış yoktur.

norveç'in dünyanın en medeni ülkesi olduğu fikri bende nasıl oluştu? ne gittim ne de norveçli bir tanıdığım var. araplara karşı son dönemde bakışım olumsuz yönde değişti. ne bir arapla tanıştım ne de bir sorunum oldu.

"senin hür düşünebilme yeteneğin yok mu?"diye sormayın.ben de "sizin var mı?"diye sorarım.

insan algısına dair sorulan bu soru aslında "toplum bilimini" ilgilendiren konuların başında gelir.


topluma entegre her insanın istisnasız maruz kaldığı durumdur, kaçınılamaz. çocukluk yıllarından itibaren ebeveynlerimiz tarafından bize dikte edilmeye başlayan yönlendirmeler, öğretiler, uyarılar, engellemeler bilincimizi belli bir yönelim noktasına hazırlar. (bunu olumsuz anlamda söylemiyorum) neleri yemeli, neleri içmeliyiz seçeneğinden tutun, ateşin yakıcı olduğuna, tanrının varlığına (inandığı din fark etmeksizin) vs. vs... deneyimleme şansı tanımadan enjekte edilen tablet bilgilere maruz kalır insanlar.

örneğin daha baskın ailelerin çocukları büyüdükleri zaman; ailelerinden, büyüklerinden onay almadan bir işe kalkışmaya çekinirler. çünkü çocukluğundan itibaren şekillendirilen bilinci, bireysel özgürlüğünü kısıtlamasına ve zaten hazır olanla yetinmeye ikna olmasına sebep olmuştur.

daha özgür ve bu konuda daha bilinçli ailelerin çocuklarında ise, ailenin seviyesine oranla bariz farklılıklar görülebilir. toplumun en küçük yapısı olan aile ile başlayan süreç, doğal olarak toplum sosyolojisinden ayrışamaz. (bazı istisnai durumlar hariç.)

sonuç olarak bu kaçınılmaz sondur. 

algımız önce ailemiz, sonra yaşadığımız toplum ve dünya, aldığımız eğitim nispetinde şekillenir ve törpülenir. sen, asla seni yaşamıyor, sen gibi düşünemiyor ve ne özgün, ne de özgür bir bireysin. olamayacaksın!

zaten algıladığımız her şeyi, insanlığın doğuşundan bu güne kadarki yarattığı düşünceler, diller, teknolojiler vb. sayesinde tanımlıyoruz. yani senin karakterin, bulunduğun soy ağacının yüzlerce yıl boyunca yarattığı ve tanımladığı şeylerden oluşan bir yapboz.

yediğin yemek, konuştuğun dil, güldüğün mizah yüzyılların birikimi bir kültür ve sen doğduğun an dünya hakkındaki algıların sadece bu oluyor. brezilyalı bir çocuk ise doğduğu şehrin ve ülkenin katolik kültürünü benimsiyor. fakat artık kucağında birleşik devletler kültürünün yarattığı laptop ile brezilya kültürünün yarattığı kahveyi içebilirsin. ama bu ürünleri algılaman, bu ürünlerle tanışmandan önce olamaz.

yani şu an kime sorsak fransızlar veya japonlar hakkında "onlar şöyle olur ya böyle olur" der ama palavra. oraya gidip görmeden tanışmadan yüzde birini anlayamazsın. yani bildiğimizi sandığımız çoğu şey bize birilerinin orasıyla ilgili bir şey demesiyle, bi film sahnesi çekmesiyle, belgeselde gördüğünüzle falan algımıza yerleşen şeyler. herkes her şeyi bilir ama kimsenin bi bok bildiği yok açıkçası. algında tamamen güvenebileceğin şeyler senin gördüğün ve tecrübe ettiğinden ibarettir.

bu konuda zaten birçok teori mevcut. örneğin algı üzerine kafa yoran birinin jean baudrillard'ın (bkz: simulacres et simulation) kitabına hiç olmazsa özetine kesinlikle göz atması gerekir.

Bu içerik de ilginizi çekebilir