Nietzsche "Tanrı Öldü" Derken Ne Demek İstemişti?
Alman filozof Friedrich Nietzsche'nin ilk olarak 1882'de yayınlanan Die fröhlinche Wissenschaft (Şen Bilim)'de, sonrasında da 1883'teki ünlü "Böyle Buyurdu Zerdüşt" eserinde görülen bu sözü yıllar boyu üzerine tartışılan bir kavram haline geldi.
Nietzsche "Tanrı Öldü" Derken Ne Demek İstemişti?

kişiden kişiye değişebileceğine inandığım şeydir. sözün tamamına bakalım;

"şimdi nereye gidiyoruz? bütün güneşlerden uzağa mı? durmadan düşmüyor muyuz? öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? hava şimdi daha soğuk değil mi? geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? tanrı öldü! tanrı öldü! onu öldüren biziz!"

bu sözden benim çıkardıklarım; tanrı'nın insanlar üzerinde etki kurmak, insanları yönetmek ve onlara hükmetmek için bazı insanlar tarafından kullanıldığı ve insanın kendi tanrısına onu kullanarak ihanet ettiğini vurgulamak için söylemiştir.

"nietzsche ağladığında" adlı eserde "tanrı öldü" kelimesini nietzsche ilk defa üniversite ders verirken bir rahip ve rahibe onu dinlerken onlara ve tüm insanlığa atıfta bulunarak söylemiştir.

şimdi mantıklı düşünelim, şimdi de aynı şey olmuyor mu?
kendi hırslarımız uğruna öldürmüyor muyuz tanrıyı?
öldürmüyor mu yönetenler?



“tanrı öldü” diyerek nietzsche, aşağı yukarı iki bin beş yüz senedir batı felsefesinin; hayatın, var oluşun, sezgilerin bir öte fikri lehine, bu ileri fikrine yönlendiren asıl etkenin, yitip gitmişi muhafaza etme ihtirası anlamında “hakikat istenci” olduğunu düşünür.

değerden yoksun edildiği bir felsefe olageldiğini ve modern dönemle birlikte de, bunun, “esas değerlerin kendi kendini değersizleştirmesi, gayenin heba olması ve niçin sorusunun yanıtsız kalması şeklinde tarif ettiği nihilizme temel verdiğini ileri sürer. bu düzlemde açığa vurulması gereken asıl husus, tanrı’nın ölümü’nün tek olarak dinlerin ileri sürdüğü anlamda tanrı’nın değil, varlığı tarif etmeye dayandırılmış bütün kategorilerimizin idea, form, madde, özne, kendinde iyi, töz vb. imha edildiğine, (bkz: nihilizm)in de söz konusu temelsizlik içerisinde, oluşun yıkıcılığıyla yüzleşmek zorunda kalan insanın içinde bulunduğu hale işaret ettiğidir.


dünyanın en yalnız insanı olan nietzsche, aslında nihilizmden bahsederken içinde kaybolduğu hiçlikten bahseder. tanrı’yı öldürmesi, üstinsanı yaratıp yalnızlığını yadsıması hayatın ondan vermeden aldıklarındandır. çılgın, hırslı filozofluğunun ardında sadece ümitsiz bir aşıktır o.
nietzsche’nin sevgilisi salome’ye yazdığı nietzsche ağladığında kitabındaki gerçek olduğu iddia edilen mektuplar da bunun en büyük kanıtıdır.

tanrı’dan yardım almadan, popüler tercihler ve dogmalar olmadan kendi başımıza yaşamı anlamlandırıyoruz. belki de bazılarımız, eğer tanrı’nın ölümü içermesini anlarsak, bunu yaparken daha iyi bir şans yakalarız. tanrı’nın ölümünün umutsuzluğu hayatlarımızda yeni bir anlama yol açabilir.

jean paul sartre’nin dediği gibi; “hayat umutsuzluğun diğer tarafında başlar.”

DAHA FAZLA İÇERİK