Ödipal Dönemi Hasarlı Geçtiği İçin Eski Sevgilisini Bir Türlü Unutamayan Kişilik Tipi
Psikiyatr Sözlük yazarı "femme noir"; eski sevgiliyi ne yaparsa yapsın unutamamanın, onu bir takıntı haline getirmenin psikolojik arka planını açıklarken hayatta karşılaştığımız temel sorunları da aydınlatarak takıntılı kişilik tipi üçlemesini tamamlıyor.
Ödipal Dönemi Hasarlı Geçtiği İçin Eski Sevgilisini Bir Türlü Unutamayan Kişilik Tipi
Her (2013)

daha önce ekşi sözlük'te takıntılı insanlardan bahsederken üç tip obsesyondan söz edeceğimi söylemiştim. geldik üçüncü tipe.

birkaç hafta önce tüm ülkenin haberdar olduğu bir cinayet işlendi. vatan şaşmaz bir kadın tarafından, otel odasında sırtından vurularak öldürüldü ve sonrasında kadın kendini başından vurarak öldürdü. tabii olayın arkasında nasıl bir hikaye var tam olarak bilmek imkânsız, keza tarafların ikisi de öldü ancak kadının yeğeninin söylemleri karşılıksız bir aşk hikayesini imliyordu. olay bana üçüncü obsesyon tipini henüz yazmadığımı anımsattı.
(yazının devamındaki örneklere benzer gözükse ve entry fikrini bana hatırlatmış olsa da bu konuya psikiyatrik tanı koyarak yorum yapmak gibi bir niyetim yok, bu tip suçlarda herkes kafasında bir hikâye yazar ama bazen hiç beklenmeyen bir neden ortaya çıkabilir. adlî psikiyatride çalıştığım dönem ve bol bol csi izlemek bana bunu öğretti)


bahsetmek istediğim üçüncü tip obsesyon, unutulamayan erkek/kadın şeklinde tezahür ediyor.

meselâ bir kadın, 19 yaşındayken birini sevmiş, sevgili olmuş ama bir nedenle ayrılmışlar. evli, 40 yaşında bir kadınken halen o ilişkiyi unutamadığını söyleyebiliyor. veyahut terk edilmiş bir adam aylarca, yıllarca terk edilmeyi kabullenemeyip, eski sevgilisinin peşinde koşup, onu rahatsız edebiliyor. 


buradaki obsesyonun, aşkla değil ödipal dönemdeki meselelerle ilgisi var.

freud'un ortaya attığı psikoseksüel gelişim dönemlerinden birisi olan ödipal evre 3-6 yaşları arasında yaşanıyor. çocukların 'ben büyüyünce annemle/babamla evleneceğim' dedikleri yaşlar. bu dönemde çocuk karşı cinsten ebeveyne erotik bir aşk besler. bu erotizm erişkin erotizmine benzemez ancak onun öncülüdür diyebiliriz. karşı cins ebeveyne duyulan aşka, hemcins ebeveynle rekabet eşlik eder. daha sonra çocuk ebeveynle rekabet edemeyeceğini anlar ve arzuladığı kişinin - yani anne ya da babasının -arzuladığı insan olan, hemcins ebeveynle özdeşim kurarak bu dönemi atlatır. böylece cinsel kimlik oluşumunun temeli atılır.

bu dönemde ödipal arzunun nesnesinin kaybına dair deneyimlerin, erişkin yaşamdaki ilişki kurma biçimleri üzerine etkili olduğunu düşünüyorum. birine saplantılı bir aşk besleyip, ödipal dönemde bu tip bir kayıp deneyimi yaşayan çok insan gördüm. bahsettiğim kayıp duygusu çok farklı şekillerde yaşanabiliyor. ebeveynin evi terk etmesi bunlardan birisi ama sadece bu değil, ebeveynin ağır bir depresyon geçirmesi, uzamış yas süreci yaşaması, işlevselliğini bozacak fiziksel hastalık geçirmesi de bu tip etkiler yapabiliyor. çünkü bu tip olaylar ebeveynin çocuğa duygusal olarak yeterli ve uygun yanıt vermesini engelleyebiliyor.


erişkin hayatında hayatımıza giren sevgi nesnelerini seçiminde ebeveyn figürü önemli bir role sahiptir.

ödipal dönemde böyle bir yitim yaşamış kişi, sevgi nesnesini kayıp ebeveyn haline getirirse onun kendini terk etmesini kabullenmekte zorlanıyor. ayrılık fikri, evi terk eden babası ya da bütün gün evde karanlık bir odada yatan annesinin ona hissettirdiği ilk deneyimi tekrar yaşatıyor. fiziksel olarak ayrılık gerçekleşse de kişi içsel olarak o kişiyi bir türlü bırakamıyor. hatta bu kişiye karşı hissettikleri ve onun hakkında düşündükleri - kendisi tarafından aşk, sevgi olarak tanımlansa da - obsesif bir hâl alabiliyor. aşkın doğasında da bir miktar obsesyon vardır, insan aşık olduğu kişiyi uzun saatler düşünür, yanında olmak ister, her yerde zihninde taşır. bir ilişki söz konusuysa bunun bitimini bir süre kabullenmekte zorlanabilir. ancak bunun bir limiti vardır. istenmediğini, sevilmediğini bilerek ilişkiyi geride bırakmaya direnmek, meselenin aşkı, sevgiyi geçip obsesyona dönüştüğünün göstergesi olabilir.

bu türden bir saplantı yaşayan insanlar, obsesyonları haline gelen kişiyi ve onunla temas halinde oldukları dönemi içsel olarak geride bırakamaz ve bu nedenle hayata devam etmekte zorlanırlar. diyelim ki hayatlarına başka biri girdi, obsesyon nesnesi - bu konu konuşulmasa da - aralarında bir gölge gibi asılı kalır. bu ilişki için zehirli bir etmendir. bağlanmayı bozar ve ilişki hasbelkader ilerlese de zemindeki bu gölge aradaki etkileşimin olumlu olmasına mâni olur.


hayatta var olan tüm saplantılar, altta yatan bir zeminden çıkar.

bu bir insana saplantı da olabilir, bir fikre saplanmak da. bir takımı fanatik şekilde desteklemek bazen yoğun bir aidiyet ihtiyacını bazense bilinçdışında takımla özdeşleştirilen bir şeyle bağlantı kurma arzusunu gösterir. bir ideolojiyi, fikri, hayat idealini aşırı derecede yüceltme hali, savunulan fikirle yoğun şekilde özdeşim kurmak (savunduğu fikir eleştirilince bunu kişiselleştirme ve öfke duyma hali buradan doğar), bu fikre atfedilen alt anlam veyahut bu fikri kişiye benimseten yaşam olayının çözümlenememiş etkileri nedeniyle gelişmiş olabilir.

hiçbir şey göründüğü kadar basit değil ve aynı zamanda her şey çok aşikâr; insanın karmaşıklığı ve güzelliği de burada işte.

Yazarın önceden tanımladığı takıntılı kişilik portrelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz