Puslu Gecelerin Yoldaşı Tom Waits'in Kariyerinin Albüm Albüm, En Güzel Şarkılarıyla Birlikte İncelemesi
Tom Waits belki de şu dünyada görüp göreceğimiz en nev-i şahsına münhâsır müzisyenlerden biri. Dumanlı, insanı kendine çeken sesiyle buluşturduğu şarkı sözlerini dinlemek büyük bir zevk. Sözlük yazarı "xespa", efsanenin Real Gone albümüne kadarki kariyerinin keyifli bir özetini yapmış.
Puslu Gecelerin Yoldaşı Tom Waits'in Kariyerinin Albüm Albüm, En Güzel Şarkılarıyla Birlikte İncelemesi


melankolik gecelerin, yaralı yolcuların, üçüncü sınıf otel odalarının, sevgilisinden ayrılanların, sevgilisine deli gibi aşık olanların, cadde kenarında keman çalan kör dilencilerin, yağmur köpeklerinin, her yağmur yağdığında birkaç efes kara şişe stoklama ihtiyacı duyan kent romantiklerinin, dört duvar arasında sıkışıp kalmışların ya da kalabalık caddelerde kendini dört duvar arasında sıkışıp kalmış hisseden tutuk ruhların, baykuşların ve su birikintisi üzerinde dağılan kar tanecikleri gibi parçalanıp giden denge noktasını yitirmiş yol kenarı ayyaşlarının kadim dostu, ağrılı alkol komalarının fon müziği, gecenin orta yerinde takılıp kalmış yaralı beyinlerin narkozu tom waits 7 aralık 1949'da ponama california'da doğdu. her sanatsal sancı çeken doğurgan beyinli gibi sorunlu ve içine kapanık bir çocukluk geçirdi. ilk ergenlik döneminde ufak tefek ayak işleri yapıp bob dylan dinlerken sokağa atılmış eski ve bozuk bir piyano bulduğu gün hayatının geriye kalan bölümünü bir "efsane" olarak geçirmeye karar verdi ve öyle de oldu...


efes kara şişelerin yumuşak sarhoşluğunda sigaramızdan derin bir nefes çekerken fonda çalan, uzun ve yağmurlu tren yolculuklarında tünellerin mi yoksa katranlı ruhlarımızın mı daha karanlık olduğunun hesaplarını yaparken fonda çalan, bizi beklemeyen kadınların bizi beklemediği şehirlerde pencereden bakıp mucizelere inanıp inanmamakta kararsız kaldığımızda fonda çalan, bulutlar bir sonraki yağmur için hazırlık yaparken ve şehir kendini yerken, etrafta koşturup duran topluluğa inat sakince kaldırım taşlarını sayarken fonda çalan, kısacası yaşarken fonda çalan şarkıların ilahi mühendisi tom waits 1973'de asylum records ile anlaşma imzaladı ve aynı yıl closing time'ı çıkardı. bir ilk albüm adı için oldukça ironik bir isme sahip olan "closing time" o yıl birçok barın kapanışının ya da alkolün kılcal damarlara kadar işlediği saatlerin fon müziği oldu.


sonra yumruklar devam etti, 1974'de heart of saturday night, 1975'de nighthawks at the diner, 1976 small change...

piyano kafayı çekiyordu
boyunbağım ise uyukluyordu
combo geri döndü new york' a
müzik dolabı kaçmak istedi
halının traşa ihtiyacı var
spot ışıkları hapishaneyi andırıyor
çünkü telefon sigarasız kalmış
balkon zengin olmaya çalışıyor
ve piyano kafayı çekiyordu
kafayı çekiyordu piyano


Tom Waits - The Piano Has Been Drinking


1977'de foreign affairs...

muriel, sen kasabadan ayrıldıktan sonra
bütün kulüpler kapandı
ve bir sokak lambası daha söndü
ana caddede
dolanıp durduğumuz yerlerde
ve muriel..
hala eski kabusları görüyorum
nereye gitsem beni izliyorsun
muriel, seni görürüm
bir cumartesi gecesi
bir pasajda
saçları arkaya toplanmış
o parıldayan elması
gözünde
sana alacağım yegane evlilik yüzüğü
muriel...

ve muriel
kaç kere terkettiysem bu kasabayı
saklanmak için hatırandan
hiç peşimi bırakmayan
ama ancak öteki viski barına kadar uzaklaşabiliyorum
ucuz bir puro alırım
ve görürüm seni her gece
hey muriel,
muriel...


Tom Waits - Muriel


1978'de blue valentine
(bu albümdeki "christmas card from a hooker in minneapolis" şarkısına dikkat!), 1980'de heart attack and wine albümü çıktı. albümdeki ismini veren şarkı hellboy'da esas oğlanın büyümüş ve çirkinleşmiş hali ile body çalışırken seyirciye ilk göründüğü anda arka planda çalar.

1980 yılında tom waits kethleen brennan ile evlendi. bu noktada sakin evinin reisi ve gelecekteki çocuklarının babası olması beklenirdi belki, biraz normal birisi olsaydı ama evlenmek tom waits'in sakin yaşamının aksine içindeki fırtınaları tetikledi ve frank ortaya çıktı. bukowski romanlarındaki chinaski karakteri gibi frank de pek tekin biri değildi. frank tom waits'in kahramanıydı, beyninde yaşattığı ayyaş, alter egosu.

Tom Waits - Heartattack And Vine


1983'te çıkan swordfishtronbones albümünün 9 numaralı parçasında frank'in vazgeçiş öyküsünü anlattı 

"frank vadiye yerleşti ve yorgun yabanıl yıllarını karısının alnındaki kırışıklarda törpülediği kancaya astı. dışarda san fernando road'da kullanılmış büro mobilyası ticareti yapıyordu; yüzde onbeş ve bir çeyrek faizle otuz bin dolar kredi almış, o parayla da iki gözlü bir ev satın almıştı. karısı da daha taze düşmüş bir jumbo jetin yanık parçalarına benziyordu; ama çok iyi bloody mary çalkalardı, genelde çenesini pek açmazdı ve bir de uyuz gibi deri hastalığı olan carlos isminde chiuahua ırkı tamamen kör bir iti vardı. kendi kendini temizleyen çok modern bir mutfağı ve işte buna benzer bir sürü ıvır zıvırı vardı. frank de küçük bir sedana biniyordu öylesine mutluydular ki...

bir akşam frank işten eve dönerken bir içki dükkanının önünde durdu, kendine biraz içki aldı. shell' e gidene kadar onları sünger gibi içine çekti, yanında getirdiği bidona birkaç litre benzin aldı ve eve gitti, evdeki eşyaların üzerine benzini döktü ve kibriti çaktı, sonra arabasını caddenin öteki tarafına parkedip katılırcasına gülmeye başladı, her şey maymun kıçı kırmızısı ile ateş kızılı arasında bir renk tonunda çatır çatır yanarken frank, forty radyosunu açtı ve hollywood yoluyla kuzeye doğru gitti- o köpeği zaten hiç sevmemişti"

Tom Waits - Frank's Wild Years


1985'de time, cemetery polka, gun stret girl, downtown train, rain dog's gibi kült parçaları da içinde barındıran rain dog's çıktı

kuvvetli ve keskin akıyor rom
çöpçüyü pataklayıp
yağmur köpekleri' yle
karaya oturmuş trene bin
şemsiyemi yağmur köpekleri' ne verin
çünkü ben de bir yağmur köpeğiyim

Tom Waits - Rain Dogs



1987'de waits'in bence en muhteşem albümü frank's wild years çıktı.

muhteşemdi, çünkü bir kaçış öyküsüydü frank'in vahşi yılları. hepimizin zaman zaman içine düştüğü herşeyi bırakıp gitmenin, bir sabah istifa edip şehrin suratına son bir sigara söndürüp kaybolmanın, üç, bilemedin beş metrekare duvarları yağ izleriyle kaplı otel odalarında, kara şişelerin içine atılmış samsun 216 izmaritleri gibi kaybolmanın öyküsüydü.

muhteşemdi, çünkü yağmurda dinlenebilecek en güzel şarkıyı (more than rain) içinde barındırıyordu.

"yağmurdan fazlasıdır bu gece kutlamalarımızın üzerine yağan
şimşekten fazlasıdır
bu saçma sapan kart oyunundaki kandırmacadan fazlasıdır
hüzünlü zamanlardan fazlasıdır
ceplerimizin hiç biri altınla dolu değil
kimse gelin çiçeğini yakalayamamış
üstüne yıkılacağımız ölü bir başkan yok
hiçbir şey yolunda gitmiyor...
kuru bir elvedadan fazlası var sana söylemek istediğim
kırık kalbine sıkıştırılmış sıkıntıdan fazlası"


Tom Waits - More Than Rain


muhteşemdi, çünkü tamptation'u, innocent when you dream'i, i'll be gone'ı, telephone call from istanbul'u içinde barındırıyordu.

1988'de her insanın ömründe en az bir defa izlemesi gerektiğine inandığım, sahip olduğum en değerli şeylerden biri olan big time'da oynadı. bir müzikal, görsel albüm ya da tiyatro, ne derseniz deyin, şarkıları dinlerken ne hissediyorsanız sesi kısıp big time'ı izlerken de aynı şekilde sarsılıyorsunuz. sarsıcı, kesinlikle...

1992'de bone machine çıktı.

"doğduğumuz andan itibaren hepimizin göğsünde bir davul var. temposu kalp atışından yüksek olan bir müzik bizi heyecanlandırır, daha düşük olan ise yatıştırır. hepimizin içinde çalan ritmik bir davul var. ister farkında olalım, ister olmayalım, hiç durmadan çalışıyor."

Tom Waits - Who Are You


1999'da mule variation's çıktı.

orada, uzakta bir kasaba var
ve o kasabada bir ev
ve o evde bir kadın
ve o kadında sevdiğim bir yürek
yanımda götüreceğim, giderken
yanımda götüreceğim, giderken...


Tom Waits - Hold On


2002'nin mayıs başında alice ile beraber blood money albümü çıktı.

ikisi de birbirinden güzeldi albümlerin ve benim için çok derin anlamlar içeren şarkılar barındırıyorlardı.

"kaygan buzdaki isminin izinden ikinci kez geçmek icin aklımı kaçırmış olmalıydım, kırıldı buz ve kayboldum soğuk sularında alice."

Tom Waits - Alice


çiçekleri kaybedecek misin?
vazoya tutunan?
bütün o gözyaşlarını silecek misin,
kapıyı kapatırken?
tüm bunları daha önce defalarca yaptığımı
düşünmeden edemiyorum... (the part you throw away)

Tom Waits - The Part You Throw Away


yıl 2004, tom waits real gone ile göz kırpıyor samimi, kırılgan, karanlık, gerçekçi, kasvetli ve flu şarkılarıyla..

01 - top of the hill
02 - hoist that rag
03 - sins of my father
04 - shake it
05 - don't go into that barn
06 - how's it gonna end
07 - metropolitan glide
08 - dead and lovely
09 - circus
10 - trampled rose
11 - green grass
12 - baby gonna leave me
13 - clang boom steam
14 - make it rain
15 - day after tomorrow

Tom Waits - How It's Gonna End


o gün şehrin tek sinemasının önünden geçtim. 3 ayrı salonda 3 film oynuyordu ve 2 sinin soundtrack'inde tom waits şarkıları (shrek 2 - little drop of poison, hellboy - heartattack and vine) vardı, üzülmeli miyim sevinmeli miyim bilemedim...

DAHA FAZLA İÇERİK