Rene Descartes'ın, Kendi Varlığını Hissedebilmek İçin Dibine Kadar Bağımlı Olduğu Parça: Zihin
Modern filozofinin babası, Fransız düşünür Rene Descartes'ın tüm ortaya koyduklarının arkasında "zihin" vurgusunun olduğunu belirtiyor Sözlük yazarı "supersymmetry".
Rene Descartes'ın, Kendi Varlığını Hissedebilmek İçin Dibine Kadar Bağımlı Olduğu Parça: Zihin

gerçek olduğunu hissedebilmek için zihnine bağımlı olduğunu kendince itiraf eden filozoftur decartes.

felsefesinin başına zihni yerleştirir. onun vaktinde bu tip iyi tanımlanmamış bir beden kavramının karşısında konuşlanan zihin, günümüzde beden kavramına dâhil edilmiş olup, bir kompleksin muğlak bir parçası niteliğindedir. artık zihin dendiğinde "ne tür bir zihin?"; beden dendiğinde "ne tür bir beden?" sorusu kaçınılmazdır. descartes'ın hikâyenin başına yerleştirdiği sorunlu "zihin" kavramının yerine bir başkasını koyarsak, bir özcülüğü başka bir şekilde ifade etme hatasına düşme olasılığımız da söz konusu olur.


örneğin d.w. winnicott'ın meseleye yaklaşımı, "zihinsel" ve "fiziksel" kelimeleri arasındaki, günlük yaşamımızda gözümüze çarpan muğlak karşıtlığın, bilimsel bir tartışmada dile getirilmesinin önemli bir problem teşkil edeceği yönündedir. yani zihinsel olanı (psycheyi) fiziksel olandan (somadan) mutlak çizgilerle ayırıp, bunları bir kartezyen dâhilinde apayrı unsurlar olarak ele almak, tehlikeli bir tavır olabilir. bu yüzden, psikoloji bu kuyunun etrafından geçen yüzyıllarda homurtuları duyulan psikanalizin patlayacağı 20. yy'a doğru son sürat ilerlerken, "psychosomatic" kelimesiyle dolaşmıştır. winnicott'a göre buradaki soma kavramını, et ve kemikten ibaret bir organizma; psyche kavramını da duyumlar ve fonksiyonların detaylı bir tasviri olarak okumamız gerekir.

bebeğin doğumundan önce başlayan psikosomatik gelişim, winnicott'a göre bebek doğduktan sonra "tatmin edici" biçimde yaşanmışsa, zihin, kişinin dikkatini çekecek kadar ayrı bir varlık olarak varlık bulmaz. dolayısıyla zihin, winnicott için sahte bir varlık veya sadece bir ikametgâh niteliğindedir. iyi huylu zihin, bu noktada çevresel eksiklikler hakkında uyum sağlayıcı bir anlayış geliştirirken, kötü huylu zihin, çevresel ihlallerin (örneğin fazla veya eksik ilginin) sebep olduğu travmaya tepki olarak oluşur.

Winnicott

dolayısıyla descartes'ın kendini ve daha geniş kapsamda insanı tanımlarken kullandığı "düşünen varlık" betimlemesi, descartes'çı bir travmanın ürünü olarak değerlendirilebilir. winnicott'ı okumak hususunda kendisine güvenebileceğimiz adam phillips, buna dair saptamasını, "terrors and experts" adlı kitabında şöyle yapar: "... so descartes's finding of himself as a "thing that thinks" becomes, from winnicott's point of view, symptomatic -a description of a developmental deficit ..." ("...descartes'ın kendini 'düşünen şey' olarak buluşu, winnicott'un bakış açısıyla, ilerlemeye yönelik hasarın semptomatik bir tanımı haline geliyor...")

kısaca descartes, varlığını ya da gerçekliğini hissedebilmek adına zihnine bağımlıdır (tıpkı bazılarımızın, gerçek olduğumuzu hissedebilmek için semptomlara, hastalık belirtilerine veya hastalık hastalığına bağımlı olmamız gibi).

DAHA FAZLA İÇERİK