Sabit Bir Boyutta Kalmayarak Sürekli Genişleyen Evrenin Büyüme Hızına Dair İlginç Bilgiler
Sözlük yazarı "supersymmetry", sonsuz bir derinliğe sahip olan evrenle ilgili ilginç bir çalışmadan bahsetmiş.
Sabit Bir Boyutta Kalmayarak Sürekli Genişleyen Evrenin Büyüme Hızına Dair İlginç Bilgiler
iStock


evrenin hızının sabit olduğuna dair kanıtlar ortaya çıktığı söyleniyor.

evrenin hızlanarak değil, sabit hızla genişlediğine dair bir çalışma söz konusu.

uzayın derinliklerine bakarken, aslında evrenin geçmişine, çocukluğuna bakıyoruzdur. bir insanın kendi geçmişine baktığında gördüğü yoğun karanlık, bu anlamda uzayın derinliklerinin karanlığına benzer. yine de karanlık sadece ışığın yokluğundan ibaret değildir; onu algılayan bir gözlemci de karanlığa dahildir. buradaki gözlemci bir göz taşımak zorunda değil; aksine, asıl gözlemciler, bilim insanlarının faydalandıkları ışık, radyoaktivite, kaya parçaları ve fosiller gibi şeylerdir. bizler, bize bunlar aracılığıyla ulaşan bilgiyi kullanan üçüncü kişileriz.


en üçüncü kişiler olarak tabir edebileceğimiz bilim insanları, evrenin geçmişine dair resmi bir noktaya kadar götürebiliyorlar, o da büyük patlama olarak biliniyor. 

bir noktadan fışkıran evrenin ilk anları, bugünkü fizik yasalarının izin vermediği hızlarda genişlemesine sahne olmuştu. bu ilk anlarda ışık, bir balon gibi şişen evrende tutsak kalmış; evrende ışığın hiçbir şekilde ulaşamadığı, saf karanlıktan oluşan boşluklar belirtmeye başlamıştı. evrene genişlemesinde bu ilk hızı veren "patlama", bilindik patlamaların çok ötesinde, tahayyül edilemeyecek bir genişlemeye karşılık gelir. işte evrenin bu ilk anları, yine tahayyül edilemeyecek derecede sıcaktı. evren genişlemeyle birlikte soğumaya başladığındaysa ilk parçacıklar, dolayısıyla maddenin ataları oluşmaya başladı. (bkz: baryogenez)

evrendeki madde içeriği, evrenin genişlemesi üzerinde negatif etkiye sahip. 

başka bir deyişle, evrende madde diye nitelendirilebilecek ne varsa, bu genişleme üzerinde yavaşlatıcı etkiye sahip. bunda, temel kuvvetlerden kütleçekim kuvveti rol oynar. menzili sonsuz olan bu kuvvet, bu yönüyle insanın çocukluğuyla bağlarının kopmasına engel olan travmatik anılara benzer.


söz konusu çalışmaya gelince, bu çalışma esasında saul perlmutter ve ekibinin 2011 nobel fizik ödülünü kazanan çalışmasıyla çatışıyor. 2011 tarihli çalışma, kabaca dünya'dan uzak süpernovaların dünya'dan uzaklaşma hızlarının giderek arttığını ölçerek, evrenin hızlanarak genişlediğini bulgulamıştı. bu da bilim insanlarına, evreni mütemadiyen "geriletmeye çabalayan" maddesel içeriğin kütleçekiminin aksine ve ondan daha baskın olarak, evrenin hızlanarak genişlemesini sağlayacak karanlık enerji varsayımını düşündürmüştü. bu çalışmaysa çok daha farklı bir veri setiyle çıkagelmiş. çalışmayı yapan ekibin başındaki bilim insanı, evrenin maddesel içeriğinin homojen dağılmadığı, dengesiz bir dağılım gösterdiği bulgusunun, evrenin sabit hızla genişlemesi durumuyla, karanlık enerji hipotezine ihtiyaç duymadan uyuştuğunu söylemiş.

evrenin dengeli bir şekilde genişlemesi fikri kulağa sağlıklı gelebilir, fakat ben bunu 100'lü yaşlarına kadar sağlıklı bir şekilde yaşayıp yeniden diş, saç baş çıkaran insanın dramına benzetiyorum. umutsuzluk ne denli ölümcül bir hastalıksa, şu bilimsel çalışmada o denli umut verici bir reçeteye dönüşmüş durumda. çürümenin bilimden geleceği daha önce söylenmişti.