Sadece Askerde Karşılaşılabilecek Garip Olaylar
Ülke olarak askerlik anısı anlatmayı da dinlemeyi de çok seviyoruz. Sizin de seveceğinizi düşünerek ve biraz da olsa askerde neler yaşanıyor görebilesiniz diye bu anıları buraya bırakıyoruz.
Sadece Askerde Karşılaşılabilecek Garip Olaylar
iStock.com

Meslek önemlidir...

kısa dönem askerlerinin bolca olduğu bir taburda acemi birliğindeydim, yaklaşık 2000 civarı kısa dönem asker vardı. 2. 3. gün falan, yine günde 10 kere çıktığımız içtimalardan birinde, nöbetçi astsubay, toplanan askerlere dedi ki;

- gençler aranızda bilgisayar mühendisi olanlar kimler??

bi anda 10 - 15 kişi el kaldırdı ve öne çıktı, bunları topladılar götürdüler, bizi de her zamanki gbi eğitime götürdüler. aramızda şöyle konuşuyoruz;

+ vay amk adamlar yırttı lan ne güzel masa başı rahat rahat eğitim olmadan bi görev verecekler, ulan keşke bilgisayar mühendisi olsaydım.

sonra saat 22.00 gibi bunlar topluca bölüklere geri geldiler, bi baktık adamlar terden su gibi olmuşlar, ölüyolar yorgunluktan, biz de bi elimizde kahve bi elimizde sigara kenarda keyif yapıyoruz. sorduk bunlara;

+ kardeş naaptınız?

- amk yaaa, bütün gün bilgisayar ve bilgisayar masası taşıdık, başka da bi bok yapmadık. adamlar da gülerek çay içerek bizi izlediler.

vay anasını demiştim, gerçekten anlattıkları gibi varmış, ondan sonra salak taklidi yaptığım günler başlamıştı.

bir arkadaşımdan geliyor: sivilde kepçe operatörü olan insanın, ordudaki görevinin, yemekhanede kepçeyle çorba koymak olması.

askerde yazıcı olan bilgisayar mühendisi bir asker arkadaşımdan naklen;

aynı odada komutan 1 ve komutan 1'i ziyarete gelen komutan 2 arasında, yazıcı arkadaşım hakkında geçen diyalogtur.

komutan 1: bu arada, seni bizim yazıcı arkadaşı görmedin di mi daha önce? bu bizim mustafa.. kariyerini duysan aklın şaşar..
komutan 2: hadi ya neymiş, temiz çocuğa benziyor zaten, ehe he..

(mustafa burada kulak kesilir)

komutan 1: bu adam öss'de ilk 100'e girmiş, boğaziçi'nde bilgisayar mühendisliği okumuş, amerika'da master yapmış, dönmüş doktora yapmış.. programcılık üzerine kitapları var lan bi sürü hem de..

(mustafa burada sırıtır)

komutan 2: deme yav, sen de kaptın di mi hemen çocuğu çakaal..
komutan 1: öyle valla, egzel tablosu filan yaptırıyom işte.. neyse mustafa, bırak sırıtmayı da sen bize ordan iki çay kap bakayım, hadi..

(mustafa burada dumur ama çaresiz)

bölük astsubayının giriş mülakatında sorduğu "ibnelik var mı?" sorusu..

10 kısa dönem çömez asker birliğe katılış sırasına göre tek sıra halinde dizilmiş karargahta beklemekteler, içeride bölük astsubayı tarafından bir mülakat yapılmakta.

- baba adı?
+ vs vs
- anne adı?
+ vs vs
- evli misin?
+ hayır

asıl soru ise şu:

- ibnelik var mı?

birliğe en son katılanlardan birisi olmamdan mütevellit önümdeki kişi sayısı 3e 4e düşmeye başladıkça herkes aynı şeyi söylemeye başlamıştı:

+ lan adam içerde ibne lik var mı diye soruyor lan ne diyeceğimi şaşırdım..!

içses: evlat önlem al, sana da soracak kesin, sen sordurma, böyle bir sorunun sorulması bile delikanlı adama gelmez.

asker1: ben evliyim diye bana sormadı.
asker2: bana sormadı da eliyle böyle yaptı, var mı? dedi (işaret parmağı ve başparmak ile yuvarlak yaparaktan)
asker3: bana direkt sordu, komutanım olur mu öyle şey dedim, güldü pezevenk.
asker4: abi iyi de, sanki öyle olsam karşısında "evet komutanım hafiften meyilliyim mi" diyeceğim, sonra cümle alem nabar lan adamı?

içses: görüyorsun olanları, üstelik bu adamdan sonra sen giriyorsun içeriye, bulamadın hala çözüm yolu. soracak sana da, sana da soracak!

içeri girilir, bölük astsubayının karşısında esas duruşa geçilir.

- baba adı
+ vs vs
- ana adı
+ vs vs
- evli misin?
+ hayır...! am.. ama evleneceğim kızı buldum komutanım. (içses: süpersin oğlum bravo, yırttın, soramaz bundan sonra)

- nerde buldun lan, burda mı buldun?
+ (bu program geçersiz bir işlem yürüttü ve kapatılacak,devam etmek için bir tuşa basın)

"bir askerin sıçtığı boku bütün arkadaşları temizler" mantığı esas alınarak, bölük komutanının tüm bölüğü akşam içtimasından sonra kantin bölgesinde toplaması, soyun emri vermesi ile birlikte tüm bölüğün takım taklavat ortada kalması, o an orada dinlenen ve olayı canlı canlı izleyen 100 kadar asker ne olduğunu anlamaya çalışırken, komutanın seçtiği cezanın, elindeki 1 metrelik sopa ile etek traşı kontrolünü maksimum izleyici sayısına ulaşarak yapmak istemesi olduğunun anlaşılması...

aynı komutanın, yan yana dizdiği askerlerinin tüm mal varlıklarını, sopası ile uzaktan sağlı sollu darbelerle kurcalaması ve kontrolü yapılan askerlerin genital bölgeleri ile alakalı “kes bunları” , “aferin asker güzel traş” , “keçi sakalı bırakma bir daha, havan kime yabancı” , “oğlum bu orman askeri bölgede mi ?” şeklinde eleştiri ve övgüler dizmesi...

komutan için herşey yolunda giderken, sıradaki askerin traşa konu organının heybetini görünce bir anda irkilmesi ve yıllardır bu anı bekliyormuş gibi bir avazda “aslanım benim maşallah, yunana girsin inşallah” , “oğlum siz aynı aileden 2 kişi aynı yere nasıl düştünüz ?" ve "madem düştünüz sen buna niye ayrı kamuflaj almıyorsun ?” diye hakkını teslim etmesinin ardından “sen giyin yiğidim sana her şey serbest” diyerek gruptan ayırması…
bu olaya tanık olduğum an yaşadığım travma sebebi ile zihnimde askerlik 5 gün kısalmıştı… hatta sadece askerlik değil, bir süre boyunca baktığım herşey gözüme eskisinden daha kısa gelmeye başlamıştı...

yaşa varol harbiye

tüm ısrarlara, baskılara, dayatmalara rağmen banyo yapmayı reddedip koğuşu tek başına ahır gibi kokutan "arkadaş"ı elbirliğiyle soyup, kafasından aşağı sıvı sabun döktükten sonra araba yıkar gibi hortum ve fırçayla yıkamak.

yaz sıcağında iyi gelmiş olacak ki, bi on gün sonra gelip "beni tekrar öyle yıkasanıza" demişti ayının evladı.

acemliğin daha ilk haftası... eğitim çalışmaları başarıyla (!) sürerken bölük çavuşu koşturarak gelir. düdüğünü çalıp bölüğü sıraya dizer, önden dokuz sıra çömelir:

-arkadaşlaaaar! aranızda metin toç diye biri varmış. tugay komutanımız acilen onu görmek istiyor.
430 kişilik bölükten çıt çıkmaz.
-metin toç diye bir yok mu aranızda?
...
-metin koç var mı?
...
-metin diye biri var mı?
...
mete koç? soyadı toç, koç ya da yoç olan biri?
...

20 dakika sonra aynı çavuş elinde bu kez bir kağıtla gelir.
-arkadaşlar, içinizde macintosh kullanmayı bilen var mı?

tugay komutanının bilgisayarında bir sorun çıkmış, kısa dönemler arasında mac'den anlayan biri vardır deyip bizim bölüğe sordurmuştur. tabii tugay komutanının macintosh'u çavuşa ulaştığında ete kemiğe bürünüp metin toç olmuştur.

bölük komutanının tam bir star wars fanatiği çıkması, kol komutanı asteğmene, bestler-dereler'de  operasyon sırasında koluyla beraber a&t faaliyetine, tepeye emniyet almaya falan gönderirken, emir verme aşamasında yoda gibi devrik cümlelerle konuşup, "my young padawan" diye hitap etmesi. benim de "yes, master", "acknowledged, sir", "roger, roger" gibi karşılık vermem.

düşünüyorum da iyi ki öyle yapmış. yoksa kafayı sıyırmamak elde değil, aylarca hemen hemen her iki operasyondan birinde mutlaka çatışmaya girdiğimiz, her seferinde mutlaka bir kaç tane mayına denk geldiğimiz o bölgede. kucağımda şehit olan askeri mevziden taşıdığım, üç gün boyunca silah sesinin dinmediği, 22 tane teröristi ölü ele geçirdiğimiz o acayip coğrafyada. a&t faaliyetinde, bir pkk'lıya arkadaşı tarafından gönderilmiş bir fotoğrafın arkasında "benim için de bir kaç tane tc askeri gebert" yazılı albümü bulduğumuz dere yatağında. çocukların operasyon dönüşü bizi "en büyük asker bizim asker" diye bağırarak karşıladığı, kumanyamızdan artan şeker, bisküvi, çikolatayı dağıttığımız, bana "abi, biz de büyüyünce sizin gibi şehit olacaz" diyen veledin bulunduğu köyde.

ne öğretti konusuna gelirsek: bana dua etmeyi öğretti. ordaki askerlere, o garibanlara, ve de rütbelilere, yıllarca ailesinden uzakta, savaşın ortasında olan o subay, astsubay, uzman çavuş ve onbaşılara, bitirip gelince her gece "umarım o dağlarda şu an yağmur yağmuyordur, soğuk değildir, umarım sis, pus yoktur, gece görüşler güzel gösteriyordur, inşallah hepsi kazasız belasız birliğe, sonra da evlerine dönerler" demeyi öğretti, tanrıyla çok da işi olmayan bana.

komutana maeve binchynin yalnız kadınlar sokağı* kitabını okurken yakalanan askerin yaşadıkları:

- asker!
- emredin komutanım!
- napiyosun oğlum?
- kitap okuyodum komutanım.
- ne kitabı lan?
- roman komutanım.
- adı yok mu bu romanın?
- yalnız kadınlar sokağı komutanım.
burada komutan biraz durup düşünüyor ve sonra daha sakin bir ses tonuyla:
- nerdeymiş bu sokak lan?
- onu bulmak için okuyorum komutanım.

askerde cinsel eğitimin başladığını öğrenmek. uzman çavuşun içtima alanında ders için gelen maketleri kastederek " ulan bu yaşımda yapma yarrak üstümüze zimmetlendi, dokunan kıran olursa ebesine atlarım." demesi.

takım komutanı üsteğmenin kız ismi ile facebook hesabı açıp takımındaki tüm askerleri arkadaş olarak ekleyip kışla içinde çektirdikleri fotoğrafları incelemesi ve ardından hepsine ceza vermesi.

saf bir asker şiddetli basur şikayetiyle revire gider ve askeri doktor tedavi eder. sonrasında gelişen ufak bir diyalog.

- sevk aldın mı olm sen?

+ birazcık aldım komtanım...

- ne diyorsun lan sen hayvan herif. zevk mi dedik sana sevk sevk!

(bkz: dayak)