Sadece Birkaç Saatlik Ömrünüz Kalsaydı Neler Hissedebileceğinize Dair Bir Yaşam Mücadelesi
Çok az süremiz kaldığını öğrenirsek neler yaparız acaba? Kendimize beyin jimnastiği olarak sorduğumuz bu soruyu Sözlük yazarı "s7e7v7e7n" canlı canlı tecrübe etmiş ve hissettiklerini bize aktarmış.
Sadece Birkaç Saatlik Ömrünüz Kalsaydı Neler Hissedebileceğinize Dair Bir Yaşam Mücadelesi
iStock

anlatayım son 6 saati...

geçen sene beyin kanaması geçirdim.

sabahın 4'ü... doktor, yanımda götürdüğüm arkadaşımı odasına çekti. doktorun odası yattığım sedyenin tam yanında. gecenin sessizliğinde nefes alsa duyuluyor.

doktor arkadaşıma dedi ki;

bu çocuk çok şiddetli bir beyin kanaması geçiriyor. ben acil ameliyat için xx hastanesine sevkini yazıyorum. fakat muhtamalen ameliyatı görecek süresi yok. bilinci açıkken hemen çocuğunu ve karısını getirin buraya, görsün onlar. birkaç saati var...

birkaç saat mi?

aklıma bir sürü soru düştü o anda...

benim sadece başım ağrıyor. e bilincim de açık. elim kolum tutuyor. kesin yanlış baktılar. birazdan pardon diyecekler....

ama doktor tekrar tekrar çok az vaktim kaldığını anlatıyordu...

bunu duyduğumda çok ilginç hissetmiştim.

son birkaç saatiniz... ne yapardınız?

tabi beni hareket filan ettirmiyorlar. eşim, çocuğum ve sülalenin geri kalanı sabah 4.30 da hastanedeydi. 3 yaşındaki çocuğum kapıdan "babam neden orada yatıyor" gibisinden anlamsızca bana bakıyor , eşim korkarak elimi sıvazlıyordu. sanki elim kanıyor gibi... dokunmaya bile korkuyor birşey olacak diye... ve arka planda duyduğum insan seslerinin hepsi aynı şeyi söylüyor...

-iyileşeceksin. sen güçlüsün...

ben onlara moral olsun diye saçma sapan espirilerden başka hiç birşey yapamıyorum. kalan zamanımı biliyorum ama aklıma söyleyecek hiç birşey gelmiyordu.

o anda tek düşünebildiğim "bu 2 saatte daha fazla nasıl yararlı olabilirim" oldu...

her neyse saat 5 gibi özel bir hastanede bir prof.doktor buldular. adam çok iyiymiş. bulunduğum hastanenin beyin cerrahı adamın ismini duyunca şöyle dedi;

hemen bu hastayı ona götürün. eğer o bu durumu kurtaramazsa zaten kimse kurtaramaz.

neyse hemen ambulans geldi saat 6 civarlarında bu doktorun eline teslim ettiler beni.

dediler ki önce anjiyo yapacağız.

4 saat sürdü anjiyo, başarısız geçti.

gözümü açtığımda yoğun bakımdaydım.

açık beyin ameliyatı yapacak doktor vardı sadece başımda.

başımı hafifçe sıvazlayarak, bana sakin ve kısık sesle durumu anlattı. anjiyonun başarısız geçtiğini ve daha tehlikeli olan açık ameliyata geçeceklerini söyledi.

biliyordum en tehlikeli kısma giriyorduk artık. gözümü kapattığımda büyük ihtimalle bir daha açamayacağımın da farkındaydım...

doktor arkasından ekledi...

- son kez görüşmek istediğin birisi var mı?

hani işin ciddiyetini zaten biliyordum ama bu lafı duyunca herşey bir anlamsız geliyor insana...

o anda kafamda bir sürü şey geçirdim.

bu durumda çocuğumu, eşimi görmek isterdim.

ama duygusallığın sırası değildi.

bilişim işinde olduğum için ve web üzerinden çok ciddi para kazanıyordum. tüm gelirlerim benim web şifrelerime bağlıydı. sunucu şifreleri, domain şifreleri, mail şifreleri vs.

yani bu şifreleri bilmezlerse en fazla 1 ay daha sürerdi işler.

abimde bilişimci olduğu için fazla düşünmeden dedim ki;

- abimi çağırın...

abim geldi...

duygusal bir konuşma sonrasında şifrelerimi ona verdim. dedim ki;

işler devam ettiği sürece tüm paranın aileme gideceğinden emin ol yeter.

rahatladım...

kendi kendime;

- çocuğunu görmedin ama, ona uzun süre gelecek bir gelir kaynağı ayarladın...

kendi kendime bunu söylüyor, sürekli doğru birşey yaptığımı içimden tekrarlıyordum.

bu duruma o kadar odaklanmıştım ki, çocuğumu o anda son bir kez görememek bile umrumda değildi... maddi olarak belki hayatı boyunca rahat edeceğini bilmek müthiş bir huzur vermişti...

abim ağlayarak yanımdan uzaklaştı.

tekrar doktor geldi yanıma.

ve beklediğim soruyu sordu...

- hazırsan seni uyutacağız...

evet artık hazır gibiydim. ailem, özellikle çocuğumun geleceği için çok önemli olan bir konuyu emin ellere teslim etmiştim. anlaşılan bana tanılan sürenin sonuna gelmiştim... başka ne diyebilirdim ki?

bunu ben seçmemiştim. yani bir hatamdan dolayı başıma gelmemişti bu beyin kanaması. bununla ilgili yapabileceğim hiçbir şey yoktu. durduk yere pıt diye olmuştu.

evet evet... artık hazırdım olacaklara...

ama şimdi ölüme nasıl hazırım diyebilirdim ki? daha önce kimse sormamıştı bana bu kadar önemli bir soru...

kısa bir duraklama ardından;

- "hazırım" dedim...

doktorlar için 9 saat sürdü ameliyat...

sevenlerim için günler gibi...

benim için sadece 1 saniye...

ben mi?

at gibiyim şu anda. yani kafamdaki kesik izi haricinde hiçbir sıkıntım yok. alnımın orta üst kısmından kulağımın yanına kadar saç bölgesinden giden bir kesik... hayatımı kurtaran kesik... anlamı benim hayatım...

ama şunu anladım;

son saatler denildiğinde insan bir başka insan oluyor...

o anda tüm oluşumlar gözünüze basit gelmeye başlıyor. duygusallığın bile farklılaştığı bir an. hani böyle birşeyi söylemek istersiniz de boğazınıza düğümlenir ya... öyle...

kafanız kısır döngüye girmiş gibi aynı şeyleri tekrar tekrar geçiriyor içinden. belki komik gelecek ama bir müzik ritmi tutturuyorsun içinden. sözsüz bir şarkı gibi. parmaklarını kimsenin göremeyeceği şekilde tempo tutarak dırı dırı dırı söylüyorsun onu, ama bu sırada onu yaptığının bile farkında olmuyorsun.

çevremdekiler bakıp üzülüyor diye saçma sapan espiriler yapıyorsun. onlar gülsünler diye... iyiyim ben birşeyim yok ağlamayın diyorsun...

oysa ki ölüyorsun o sırada...

şunu anladım;

insan başına birşey geleceğinden korkuyormuş...

korktuğunuz şey başınıza geldiğinde pek de korkacak birşey kalmıyor...

6 saat de tüm hayatımda yaşayamayacağım kadar çok şey yaşadım.

adamlar beynimi açtı...

bilincim hiç kapanmadı. çevremdekilerin bana ölücekmişim gibi acıyarak baktıklarını çok net hatırlıyorum.

onlar öyle baktıkça utanıyordum. sanki kötü birşey yapmışım gibi...

oysa ki sadece ölüyordum...

DAHA FAZLA İÇERİK