Salgın Zamanı Tekrar Akıllara Gelen Soru: Kapitalizmin Çöküşü Yaklaşıyor mu?

Zaman zaman mutlaka tartışılan "kapitalizm bitti mi?" sorusuna salgın perspektifiyle tekrar bakalım.
Salgın Zamanı Tekrar Akıllara Gelen Soru: Kapitalizmin Çöküşü Yaklaşıyor mu?
iStock

Soru aşağı yukarı şöyle bir şey

kapitalizmin çöküşü yönündeki umutlar, bir virüs salgını dolayısıyla yıllar sonra yeniden yeşermiştir.

ilginçtir, ekşi sözlük'te bu konu 3 yılda bir sayfa yazı girilecek ölçüde anımsanırken 2020 mart ayından itibaren sıkça tartışılmaya başlanmıştır. bu da akılların yıllardır yapamadığını acaba bir rna virüsü mü yapacaktır sorusunu bu konunun şimdilerdeki ana teması haline getirmiştir. eh kapitalizm bir sistem ise onu içten çökertmenin en iyi yolunun bir virüs yoluyla olması pek de şaşırtıcı olmaz zaten. karl marx'ın tespitleri mantıklı olsa da yıkım konusunda o ve takipçileri yanılmış olmalıdır, ancak charles darwin kendi bildiğinden de daha ileri görüşlü olabilir. (bkz: survival of fittest)

yanisi, bilinebilir ve öngörülebilir tek tanrı, tek yasa koyucu doğadır ve orada nihai uyum başarısı türün geleceğini belirler (evrim). herhangi başka bir şey, (zeka veya devrim dahil) belirleyici değildir.

Kapitalizme yakın bir görüşle başlayalım

kapitalizm çökmez, zira kapitalizm çoğu insanın sandığı gibi son 200-300 senede "keşfedilmedi". tarihin başından beri vardı zaten. aynı şekilde sosyalizm de vardı.

avcı toplayıcı toplumdaki en ufak insan topluluklarına gidin, orada hem kapitalizmi hem de sosyalizmi bir arada görürsünüz. en güçlü ve faydalı olan avcılar her zaman avın en güzel yerini yer, kabilenin kurallarını da onlar koyardı. avlayan (yani üreten) her zaman söz hakkına sahipti. fakat kabilenin geri kalanı da beslemek ve onların da hayatta kalabilmesini sağlamak için üretilenin herkesle paylaşılması mecburiydi. bu üretimin dağıtımının tamamen eşit olmasına sosyalizm dersek eğer, 100% eşitlik hiç bir zaman olmadı ama en ilkel atalarımız bile içinde yaşadıkları "sosyal çevrenin" tamamının ayakta kalması için düzenler kurdular.

kapitalizm ve sosyalizm insan doğasının ve hayatın doğal bir parçası. buna rağmen tarih boyunca bütün kaynakların sınırsız olduğu ve normalde tüketmek için ihtiyacı olandan çok daha fazlasını üreten toplumlarda bile "sınıfsal farklılaşma" olmuş. her zaman birileri çıkıp "yönetimi" ve "kontrolü" ele geçirmiş ve toplumsal düzeni kontrol eder hale gelmiş.

peki kimmiş onlar? elbetteki evrime paralel olarak en güçlü, en zeki, en hırslı, en düzenbaz, en gözüpek, en acımasız yani hayatta kalma ve kudret sahibi olma konusunda en kararlı olanlar.

o yüzden virüs yüzünden dünyadaki milyarlarca insan ölse bile geriye kalanlar gene aynı düzeni kuracaklar. gene evrimsel olarak en hırslı olan veya en çok kaynağı olan koyacak kuralları. ister kişisel kapital olsun isterseniz de sizin anladığın manada parasal kapital, ona kim(ler) sahipse gene onlar yönetecekler geride kalanları. hatta kapitalizmi çökertmesini beklediğini virüsler de kendi içinde bencil ve başkasının hücrelerini ele geçirip tüketerek varlığını sürdürebilen bir kapitalist aktör. (kapitalception)

denemek isteyene önerim: en sosyalizm meraklısı 50 kişi toplansın, hepiniz 20 bin lira sermaye koyun. topladığınız 1 milyon lira ile gidip kendinize bir arazi alın. üzerinde yaşamak için üretime başlayın. çok değil 6 ay sonra "kararları kimin vereceği" üzerine kavga etmeye başlamaya ve birbirinize kin duymadan hala yaşamayı becerebilirseniz haber verin ki ben de katılayım.

sosyalizmin hayali çok güzel. eğer hepimiz birbirimizin tam anlamıyla eşit kopyası (fizik+zeka) olaydık robot vs gibi de çok güzel işlerdi. fakat evrim var ve sadece doğaya veya hayvanlara değil bir insanlara da eninde sonunda yöneten kudret olmayı isteme geni "doğuştan" geliyor.

birisinin diğerlerinin hakkını yeme pahasına iktidar olmayı düşünmeye başladığı an sosyalizm güzel bir fikir olarak çöpe gider, kapitalizm de hayatın temel gerçeği olarak işbaşı yapar. o yüzden kapitalizmi değil de evrimi suçlamak lazım. doğanın kurallarını koyan insanoğlu değil. o bazılarının ortalama 60 senelik hayatları içinde milyarlarca senelik düzeni değiştirebileceğini ve evrimi yok edebileceklerini sandıkları delilik hali sadece insan denilen mahlukatın bir kısmının ıslak rüyası. neyi değiştiriyorsun yiğidim? 5000 hatta 50000 sene önce de birileri çıkıp "devrim" dediler. sanma ki ilk senin aklına geldi bu "güzel idealler".

bu nedenle kapitalizm ne çöker, ne de biter. olsa olsa güncel uygulaması ortadan kalkar, farklı bir şekline geçilir. ve maalesef her hangi bir uygulamasında kapitalizmin kendi dinamiklerinde başarılı olamayan, başka bir çeşidinde de olamıyor.

(yani bugünkünde başarılı değilsen, yeni gelende de olamayacaksın. çok da şey etme o nedenle)

Kapitalizme mesafeli bir görüş de şöyle

kapitalizmin şiddetle savunulmasını halkımızdaki güç sevdasına bağlıyorum. bir kişi ya da kavram müesses nizamın içinde önemli bir yer kaplıyorsa, durumun asla değişmeyeceğini öngörüyoruz. güçlü her zaman güçlü kalacak zannediyoruz. reis gibi, süleyman soylu gibi politikacıların sevilmesi bu yüzden. real madrid'in bu kadar sevilmesi bu yüzden.

kapitalizme gelirsek, bir tıkanma yaşadığı kesin. bu nedenle, bence dünyanın çok da uzak olmayan bir gelecekte kapitalizmi kapsamlı bir şekilde modifiye edeceği aşikar. ama bunun yüz yıllık sosyalizm/komünizm çerçevesinde gerçekleşmeyeceği de kesin. soğuk savaş biteli 30 yıl oldu ancak dünyanın sorunları burada hala bu söylemlerle tartışılıyor.

kapitalizm dünyayı uzun zamandır idare etti. ancak bundan 100 yıl öncesinin sorunları, psikolojisi, aktörleri tamamen farklıydı. dolayısıyla, kapitalizmin de bütün bunlara cevap verip veremeyeceği belirleyici olacak. örneğin, iklim değişikliği... iklim değişikliği gibi küresel bir sorun, haliyle küresel eylem gerektiriyor. öte yandan kapitalizm, ya da liberal demokrasi diyelim, bu çeşit bir ortak aklı ve yaptırım gücünü sağlayabilir mi, çok zor. birleşmiş milletler örneği ortada. üstelik, iklim değişikliği bir tarafıyla da kapitalizmin bir günahı olarak görülebilir. buradaki çıkar çatışması nasıl çözülecek? kapitalizm, ivedilikle ortak bir akıl çerçevesinde gerekli önlemleri almak yerine varlığını devam ettirme refleksiyle statükoyu koruma eğiliminde olursa iklim değişikliği problemini çözemez.

gelelim başka bir neredeyse küresel soruna, gelir adaletsizliği. özellikle son yıllarda, şili'den fransa'ya, lübnan'dan hindistan'a ve daha birçok yerde insanlar gelir adaletsizliği nedeniyle sokaklara çıktılar. bu konuda küresel bir memnuniyetsizlik hali olduğu ortada. joker boşuna bu kadar sevilmedi. hele ki genç nesiller arasında bu durum kendisini belirgin bir şekilde gösteriyor. bernie sanders, jeremy corbyn gibi politikacılar yıllardır oldukları yerde dururken bu dönemde genç nesillerde karşılık buldu. bu nesil belki de tarihin gördüğü en progresif nesil olacak. bu insanlar yönetici pozisyonlara geldikten sonra doğal olarak bir kırılma yaşanacaktır. ancak bu kırılmanın yönünü tayin etmek imkansız.

bir de jeopolitik meseleler var. soğuk savaşın bitimiyle "tarihin sonuna geldik, liberal demokrasi kazandı" tezleri ortaya çıkmıştı. doğal olarak, soğuk savaş sonrası tek kutuplu bir düzen baş gösterdi. ancak aradan geçen 30 yıla yakın süre zarfında da pek çok şey değişti. hayatımıza internet girdi, çin küresel bir güç olarak ortaya çıktı falan filan. ancak bütün bu değişimler net bir şekilde bir kırılmaya sebep olmadı. eski dünyanın sorunları kabak gibi ortada duruyor hala.

uzun lafın kısası, kapitalizmin de cevap veremeyeceği şeyler olacak, ve bu şeyler küresel ajandada en büyük öneme sahip şeyler olacak. bugün elon musk bile kapitalizmin bu haliyle varlığını sürdüremeyeceği görüşünü paylaşıyor. o yüzden sosyal medyada "kapitalizm şöyle siker, böyle güçlüdür" gibi klişe tespitleri tekrar tekrar yazarken iki kere düşünün derim.

Değişim için ne gerekebilir?

toplum yasalarının doğa yasaları gibi işlemediğini biliyoruz. virüsler, salgın hastalıklar kapitalist üretim biçimini çökecek noktaya getirebilir ama buradan tarihsel bir kopuş olarak üretim ilişkilerinin değişeceğini ve komünizmin veya radikal cumhuriyetçi eğilimlerin doğacağını söyleyemeyiz. 

tarihsel kopuşlar bilinçli ve örgütlü bir işçi sınıfı öncülüğünde gerçekleşir. tarihteki tüm sosyalist devrimler bu şekilde gerçekleşmiştir. salgın hastalıklarsa sistemin bittiğine dalalet olarak gösterilen açlık, savaş, güvencesizlik gibi kapitalizmin kendine içkin kriz belirtilerinden biridir. örneğin sıtma salgını; 1917 büyük ekim devrimi gerçekleşirken cephede savaş yorgunu askerlerin bolşevikleşmesini kolaylaştırmıştır. ama devrimi sıtma salgınına bağlayamayız. rusya kapitalizmi kendi içinde çok derin bir kriz yaşıyorken bolşeviklerin örgütlü bir işçi sınıfıyla bu krize müdahale etmeleri, rusya’da üretim ilişkilerini emekçi sınıflar lehine değiştirmiştir.

bugün kapitalizm teorikte ve pratikte bitmiştir ama emekçi sınıfların düzenin değişmesine dair belirgin bir talepleri bulunmuyor veya düzen değişikliği fikri örgütlenemiyor. çöken kapitalizmin yerine sosyalist üretim biçiminin alması için önce sınıfsal örgütlülüğün sağlanabiliyor olması ve düzen değişikliği fikrinin genel geçer bir kanı halinde toplumsal bir talep haline bürünmesi gerek. bugün türkiye ve dünya ölçeğinde bu örgütlülük ve talepten yoksun bir işçi sınıfı mevcut. daha öz bir anlatımla devrimler çağında yaşamıyoruz ama devrimler çağını yeniden başlatabiliriz. zira dünya ölçeğindeki tüm komünist partiler bunun için var.

Dünya Çapında Refah Düzeyi Yüksek Her Ülkenin Ortak Noktası Ne Olabilir?