Satranç Oyunundan Çıkartılabilecek En İyi Hayat Dersleri
Satranç sıradan bir oyun değildir. Altında yatan çok derin manaları vardır. Bu derin anlamlardan çıkarabileceğiniz çok fazla hayat dersi de barındırır. Sözlük yazarlarının satranç oyununu hayat dersleri çıkarımlarına nasıl çevirmiş, bakıyoruz.
Satranç Oyunundan Çıkartılabilecek En İyi Hayat Dersleri
iStock.com


(bkz: gambit)

oyunu kazanmak ya da kazandıracak bir pozisyon elde edebilmek uğruna en değerli taşı bile feda edebilme erdemi.

satrancın bana hayatla ilgili en büyük katkısı; sabırlı olmayı öğrenmek.

satrançta öğrendiğim şey en temel ve genel anlamıyla, bir sonraki hamleni düşündüğün taktirde hep kazandığın. fakat bu, oyundaki haliyle bile çok yorucu. yaşamı, beni bu kadar yoracak olan bir şeyi gerçekleştirmek için neden bu kadar ciddiye alayım? ve bir şeylerin bu kadar kontrol altında tutulmaya çalışılması ne kadar iyi olabilir ki? bu kadar kontrol ile kendimi teslim edebileceğim suni bir güven duygusu oluşabilir ancak. 

kafan rahat bir şekilde koltuğuna yaslanıp rakibini hamle yaparken izlemek içten içe zevklidir evet. ama hayat bitmek tükenmek bilmeden hamle yapıyor, yani düzenini tehdit edecek bir şeyleri sürekli önüne sürüyor. ne satranç gibi belli bir başı veya sonu var ne de belli bir kazananı var bu yüzden gereksiz bir önermedir.

hayatta en iyi neyi yapıyorsan ve ne ile mutluysan onu muhafaza et. gerekirse onu korumak için önemli gibi görünen fazlalıkları feda edebilirsin.

1) planın yoksa saldırı yapmaya kalkışma. nereden vuracağını, nasıl savunacağını, neleri feda edip neleri edemeyeceğini bilmediğin halde saldırıyorsan kaybetmeye mahkumsun.

2) sadece savunma seni her zaman kurtaramaz. savunma kadar saldıra da bilmelisin. yoksa sadece bir yere kadar kendini korumayı başarabilirsin, kazanmayı değil.

3-) elindeki hiçbir kozu küçümseme. sahip olduğun en önemsiz kuvvetlerle bile rakibini tamamen yıkabilirsin.

4) bir adım atmadan önce bin defa düşün. tek bir adımın binlerce olasılığa kapı açabileceğini unutma.

5-) yaptığın her a planını destekleyen, atağının tehlikede boğulmasını engelleyecek bir b planın hep olsun. rakibin yaptığın a atağını yerle bir ederse sen de onu b atağınla tekrar bozguna uğratabilmelisin.

ve son olarak:

6) sahip olduğun rengin hiçbir önemi yoktur,sen oynamayı bildiğin sürece.

bu atarlı yazıya dab'ler eşliğinde arka planda bu çalıyo zihnimde.

hepimiz birer piyonuz. hiç gidemeyeceğimiz bir yönde duran kişileri yaşatmak için ölüyoruz. belki çok azımız o son kareye ulaşıp hayatta kalabiliyor. günümüz dünya düzenindeki hiyerarşi ve satranç taşları, neredeyse aynı.


yani sen aman piyon işte sür gitsin mantığıyla oynarsan bu oyunu, şahından da olursun vezirinden de. bazen önemsiz bir piyon rakibin boşluğundan faydalanılarak vezire dönüştürülebilir. bu senin elinde. tek bir taktik üzerinden yürüyerek ya da kazanayım da ne olursa olsun mantığıyla değil, hep kaybı en aza indirgeyecek hamleler yapılmalı ki zafer garanti olsun, taşlar ziyan olmasın.

hayatta çelimsiz bir piyon rolünde olursan hep ilk öne seni atar ezilmeni seyrederler; yok güçlü bir şah gibi dik durursan hepsi seni korumak için dört koldan düşmanına atılırlar.

stefan zweig'ın satranç romanını akla getirir.

karşı hamleyi düşünmekten kendi hamlene odaklanamazsın, hayat da böyle. geleceği düşünmekten anı yaşayamıyoruz.

karşı hamleyi düşünmeden yapacağın hareket de mat olmana neden olur. zira yaşamda da gelecek kaygısı olmadan fütursuzca yaşamak insana sonunu getirir.

nereden baksan dilemma...

çocukken babamın bana öğütlediği satranç düsturudur:

"yenile yenile yenmeyi öğrenirsin."

her adımı defalarca kez düşünüp, öyle atmak.

gaza gelmemek, kendini bilmek.

oyun bitince şah da aynı kutuya girer piyon da.