Shakespeare'in Tek Başına Yazdığı Son Oyunu: The Tempest
The Tempest ya da Fırtına, William Shakespeare'in beş perdeden oluşan, trajik-komik oyunlarından biri. Bu oyunu özel yapan şey ise Shakespeare'in tek başına yazdığı son oyun olması.
Shakespeare'in Tek Başına Yazdığı Son Oyunu: The Tempest

william shakespeare'in, 1610-1611 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen ve 1623'te first folio'da yayımlanan oyunudur the tempest (fırtına). ilk kez 1611'de sahnelendiği söylenir.

the tempest, shakespeare'in tek başına yazdığı son oyunudur. bu eserini yazdıktan sonra başka isimlerle bir araya gelip yazmaya devam etse de, solo çalışma yayımlamadı.

shakespeare'i, bu oyunu yazmaya iten motivasyondan başlamak gerekirse, montaigne’nin of cannibals'ına yönelik bir eleştirinin olduğu görülür. amerika keşfeldilmiştir ve birçok avrupalı yazar "yeni dünya" ile ilgili fikirlerini anlatan eserler kaleme alır. montaigne de bu isimlerden biridir ve eserinde amerikalılar ile avrupalıları kıyaslayıp, onların ilkel hayatının avrupa'nın medeniyetinden daha iyi olduğunu belirtir. shakespeare de bu fikre karşı çıkarak, medeniyetin onların ilkel hayatından daha iyi olduğunu söyler ve bunu ispatlamaya çalışır. ilkel hayatı "nature," medeniyeti de "art" olarak tanımlayıp birbiriyle kıyaslar. oyun boyunca nature ve art çatışması vardır. peki bunu nasıl yapar? oyundaki caliban karakteri doğayı/ilkelliği temsil ederken, medeniyeti ve sanatı temsil eden ise prospero ve kızı miranda'dır. caliban ilkel, anlama ve konuşma yeteneği kıt olan, kaba ve şehvet düşkünü biri olarak yansıtılırken, prospero okumuş, bilgili, duygularını kontrol edebilen ve en önemlisi doğayı kontrol edebilen bir karakterdir. miranda ise eğitim açısından karşımıza çıkar. prospero bilgili bir karakter olarak ikisini de eğitmeye karar verir. ilkel caliban başarısız olurken, medeniyetin parçası olan miranda eğitim sürecinden başarıyla çıkar. caliban'ın prospero ve miranda karakterleriyle kıyaslanması aynı zamanda eski dünya ve yeni dünya kıyaslaması olarak da görülür.

oyunun kurgusunu yazarken ise shakespeare'in 1610'da yaşanan gerçek bir olaydan etkilendiği söylenir. shakespeare'in, koloni avcısı george somers ve arkadaşlarının yeni dünya'ya giderken bir fırtınaya yakalanmaları ve bermuda adası'na çıkmak zorunda kalmalarını konu edinen kitapları okuduğu düşünülmektedir.

the tempest, her ne kadar shapespeare'in yazdığı son oyun olmasa da onun veda oyunudur. shakespeare, oyunun baş karakteri prospero'nun ağzından okuyucusuna veda eder. prospero son sahnede asasını kırıp artık büyü yapmayacağını açıklarken, shakespeare de aslında artık kalemini bırakıp oyun yazmayacağını açıklamaktadır.

tıpkı shakespeare'in son eseri olup olmaması ile ilgili tartışıldığı gibi, bu oyunun trajedi türünde olup olmadığı da tartışılır, ancak bu oyun trajedi değildir. bir oyunun trajedi olabilmesi için trajik kahramana ihtiyacı vardır ve bu trajik kahraman trajik hata yaparak oyunun sonunda ya ölür ya da acı içinde yaşamına devam eder. oysa prospero olgun davranarak tajik hata yapmamakta ve affetme büyüklüğünü göstermektedir.

işte bu oyunun bir diğer önemli noktası da "affetme" mesajıdır. eğer kişi pişman olmuşsa, affedilmelidir der shakespeare. bu oyunla sadece montaigne'nin iddialarına yanıt vermez, aynı zamanda ingiliz yöneticileri de eleştirir. onların çıkarcı olduklarını ve affetme erdemini gösteremediklerini ima eder. şu sözlerle anlatır:

"soylu içgüdülerimle öfkeme karşı koyacağım;
erdemli davranmak, kinci davranmaktan iyidir,
pişman olsunlar yeter ki, daha başka ne isterim,
kaş çatmaya bile gerek kalmaz."

kendisini prospero ile özdeşleştiren shakespeare ise o olgunluğa geldiğini, kalemini halka iyiyi ve doğruyu göstermek için kullandığını, artık amacını tamamladığı ve çekildiğini ima eder.

bu arada, bir tür fenomene dönüşen ve aldous huxley'nin cesur yeni dünya romanına adını veren replik "ah, cesur yeni dünya, içindeki insanlara da bir bak," ifadesi bu kitapta miranda karakteri tarafından söylenmiştir.

--- spoiler ---

oyun, fırtına ortasında kalan bir gemide başlar. bu gemi napoli kralı'nı, onun oğlunu ve kardeşini, milan dükü'nü ve önemli kraliyet adamlarını taşımaktadır. gemi fırtınada yolunu kaybeder ve bir kıyıya vurur. içindeki yolcular iner ve kıyıya çıktıklarında bir adaya vardıklarını görürler. bu ada büyülüdür, ancak onlar bunun henüz farkında değildirler.

adanın başka bir tarafında onların gelmesini bekleyen prospero, cini ariel ve kızı miranda'ya geçmişten bahsederek, kendisinin esas milan dükü olduğunu, büyü ve kitaplarla uğraşmak için yönetimi kardeşi antonio'ya devrettiğini, onun da napoli kralı ile işbirliği yaparak kendisini miranda ile sürgüne yolladıklarını ve bu adaya hapsettiklerini anlatır. on iki yıldır bu adadadır ve intikam istemektedir. büyü yeteneği ile fırtınayı çıkardığını ve gemilerinin özellikle bu adaya vurmasını sağladığını söyler. bu noktadan sonra, ona minnet borcu olan cin ariel'in de yardımıyla gemiden adaya çıkanlara tuzaklar kurmaya başlar. yaptığı ilk iş napoli kralı'nın oğlu ferdinand'ı gruptan ayırarak kendi olduğu yere getirmesidir. böylelikle ferdinand, prospero'nun kızı miranda'ya aşık olabilecek ve prospero'ya babasına karşılık kullanabileceği bir koz verecektir. bu arada diğerleri de adada çeşitli maceralar yaşamakta, geçmişte yaptıklarını hatırlamakta ve pişman olmaktadırlar.

oyunun sonlarına doğru prospero onlar mahvetme şansına sahipken, pişman olduklarını görür, onları affeder ve kızının ferdinand'la mutlu olmasına izin verir. kendisi de büyüyü bırakır.

esas olay örgüsü bu olsa da, arka planda kalan caliban'ın hikayesi shakespeare'in bu oyunda vermek istediği mesajları daha iyi anlatır. caliban, deforme olmuş bir yaratıktır. büyücü olan annesi sycorax, prospero daha adaya varmadan ölmüş ve ölmeden önce ariel isimli cini ağaca hapsetmiştir. prospero adaya geldiğinde cini kurtarır ve caliban'a da kendi dili ile dinini öğretmeye çalışır. başta onu sever ve korur ama caliban hiçbir şekilde minnet göstermez, bir şey öğrenemez ve söz dinlemez. bir gün prospero'nun kızı miranda'ya tecavüz etmeye çalışırken yakalanır ve prospero onu kölesi yapar.

caliban'ın bu şekilde davranmasının nedeni, shakespeare'in vurguladığı ilkelliktir. hayvani içgüdülerle hareket etmekte ve asla eğitilememektedir ki bu kısım oldukça tartışılan bir ayrıntıdır. shakespeare'in yerli amerikalıları bu şekilde değerlendirip değerlendirmediği sorunsalı ortaya çıkmaktadır. bir diğer konu da avrupalı-amerikan ilişkisidir. prospero'nun adaya çıkıp her şeyi kontrol altına alması bile avrupalıların amerikalılara karşı nasıl davrandığını yansıtır. 

--- spoiler ---

Paranın Evriminin Son Halkası Bitcoin'in Yükselişi Neden Durdurulamaz?