Sokak Röportajlarına Katılmadan Önce İki Kere Düşünmenizi Sağlayacak Trajikomik Bir Anı
Sözlük yazarı "huseyin sevki topuz"un enteresan bir televizyona çıkma hikayesi var.
Sokak Röportajlarına Katılmadan Önce İki Kere Düşünmenizi Sağlayacak Trajikomik Bir Anı
iStock


taksim'den tünel'e hızlı hızlı yürümekteyim, zira arkadaşlar beni beklemekte ve her 5 dakikada bir arayıp çemkirmektedirler. bu süre zarfında ben, hızlı hızlı yürürken, "iyi günler, çevre için birşeyler yapmak ister misiniz?" diyen greenpeace gençlerini ayak üstü sözlerle kibarca reddedmekte, sol içerikli dergi satan güzel kızlara da "yok, sağolun almayayım" bakışları atarak yoluma devam etmekteyimdir..

derken, tipimden dolayı mıdır nedir artık, -bu arada üzerimde de siyah bermuda bir şort, siyah converse ve siyah bir tişört bulunmakta, bu üçlemeyi kulaktaki küpe tamamlamaktadır- bir televizyon ekibinin genç ve alımlı muhabiri yolumu kesiyor ve "pardon! bir röportaj yapabilir miyiz acaba? sadece 1 dakika sürecek" diye soruyor.

tabi memleketteki son durum, ülkenin içinde bulunduğu buhran, ekonomik kriz hakkında söyleyecek birşeyleri olan bendeniz, uzun bir süredir beklemekte olan arkadaşları siktir eden bir düşünceyle "tabi tabi" diyerek olumlu yanıt veriyorum bu teklife..

kameraman abi hazırlanırken, muhabir kızımız hemen konu hakkında detay veriyor. "bildiğiniz üzere, son günlerde istanbul'daki evlerinden kaçarak izmir'e giden ve kendilerini 'emocu' olarak tarif eden iki genç kız gündemi meşgul ediyor" sizde bir emo olarak görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim.."

tabii bu cümleyi tam olarak duymadan önce kafamdan haklı olarak ne diyeceğime dair bir kaç şey geçmekte.. tam ben euro-bond'ların son zamanlarda popüler ve dolayısıyla kısmen daha likit hale gelmesiyle döviz cinsi enstrümanların şimdi daha da yaygınlaşmış olmasını eleştirecekken bana hiçte alakadar olmadığım bir bir soru yöneltiliyor.. ekşi sözlük yazarıyız, tabii ki birşeyler bileceğiz diyerek övünüyorum içimden ve söze başlıyorum..

"öncelikle" diyorum, "ben bir emo değilim" ve devam ediyorum. "emolar, genellikle şu ilerideki iş bankasının önünde oturan, saçları genellikle gözlerinin önüne düşüp, arkası spreyle kabartılan ...." kısaca bu tarzdan bahsediyorum.. sinyal çekme heveslerinden, genelde yaptıkları hal ve hareketlerden dem vuruyorum.. bunlardan bahsederkende, geçen hafta bir gazetede çıkan, ve o jenerasyona ait bir muhabirin, kendilerini bu tarza ait hisseden gençlere "kaybedenler kulübü" üyeleri olarak tanımlamasını eleştiriyorum..

muhabir çok teşekkür ediyor benim bir uzaktan görüntümü alıp gidiyor..

"iyi konuştum" diyorum, özellikle o muhabiri eleştirmemin çok iyi olduğunu düşünüp bir kaç dakika sonra buluştuğum arkadaşlarla paylaşıyorum bu hislerimi..

akşam oluyor, o benimle röportaj yapan kanalı açıyorum, "evet emocu akımı japonya'dan sonra şimdi de türkiye'de" diye başlıyorlar habere.. şimdi size türk emocularını gösteriyoruz diye haber gösteriliyor ve ilk görüntüsünü verdikleri sözde emocu karşınızda...

lan diyorum emo değilim lan ben o kadar söyledik diye sinirleniyorum.. o sırada vtr seslendiricisi "emolar napar" diye soruyor.. görüntüde yine ben, röportajdan bir kesit veriyorlar..

- sokaktaki insanlardan para istemek gibi bir davranış var pek tabiii...

sanki ben sokakta sinyal çekiyormuşum gibi gösteriyorlar, lan diyorum sikseler bi daha röportaj vermem derken, cep telefonum çalıveriyor..

arkada kahkaha sesleri çok belli...

- laaan hıyaar, bizden istesek biz sana para verirdik hahahah, ne diye elalemden istiyon dilenciiiiii muhahahahha diyorlar..

üzülüyorum.. bu muymuş lan televizyona çıkmak diyorum...

annemin huyu değildir mevzu bahis televizyon kanalının haberini izlemek. o gün izleyeceği tutmuş ve beni görmüş...2 gündür bana "biz sana hiç sevgi göstermedik mi de emocu oldun" diye soruyor...

DAHA FAZLA İÇERİK