Son Yılların En Büyük Sorunlarından Olan Dikkat Eksikliğine Popüler Kültürün Etkisi
Son yıllarda birçok insanın sahip olduğu dikkat eksikliği sorununu tetikleyen sebeplerden biri de popüler kültür. Sözlük yazarı "yazarin onde gideni" dikkat ekliğine popüler kültürün etkisini açıklıyor.
Son Yılların En Büyük Sorunlarından Olan Dikkat Eksikliğine Popüler Kültürün Etkisi
iStock.com / Nihat Dursun

özellikle doksanlı yıllardan sonra ivmeli bir biçimde artan algılama sorunu.

bu yazının tamamını bu başlığa tıklayan kaç kişi okuyacak? pek azı. nedeni yazının içinde...

dikkat eksikliğinin nedeni ile ilgili çeşitli spekülasyonlar var: kimisi elektromanyetik kirlilik diyor (her yerde televizyonların, telefonların, kablosuz internetin vb. yaydığı), kimisi gıdalardaki hormon düzeyinin artması diyor, hatta çocuklara vurulan aşıların yan etkisi olduğunu içeren yaygın bir komplo teorisi bile var. bilişsel psikoloji ise şöyle açıklıyor dikkat eksikliğini:

artık sürekli internette dolaşıyor çocuklar, bilgisayarda oyun oynuyorlar, televizyon ve sinema izliyorlar... bu araçlar da çocuğu sürekli görsel – işitsel uyaranlar bombardımanı altında bırakıyor. 

çocuğun-gencin canının sıkılmaya vakti yok. canı sıkılmıyor. ne zaman sıkılıyor? ders çalışması ya da dinlemesi gerektiğinde. ya da bir kitap okumak istediğinde. örneğin kitap okuyan bir insanın gözünün önünde görüntüler olmaz, kitap ses de çıkarmaz. bu yüzden kişi dikkatini toparlayıp orada olan biteni zihninde canlandırmaya, konuşmaları beyninde seslendirmeye başlar. bu da zihni aktifleştirir, hayal gücünü zenginleştirir, odaklanma gücünü artırır. ya da –diyelim tarih anlatan- öğretmenini dinleyen çocuk onun söylediklerini aynı şekilde beyninde kurmaya çalışır. bu da yine onun odaklanma gücünü artırır. 

işte bu insani yeteneğimiz -imgelem- artık giderek köreliyor, öyle ki kitaplar sesli hale gelmeye başlıyor (audio book), eğitim süreçlerinde öğretmenler çocuğun dikkatini çekebilmek için (başta bilgisayarlar olmak üzere) görsel- işitsel materyaller kullanmaya başladılar. evet bu şekilde çocukların dikkati daha çabuk toplanıyor ama kullanılmayan kasın zayıflaması gibi, kullanılmayan dikkat gücü de azalmaya başlıyor. bu çocuk/genç de doğal olarak kitap okumayı sıkıcı buluyor, bu da bir kısır döngü olarak dikkatini daha da zayıflatıyor. benim yaşıtlarım ve daha eskiler, çocukken kendi oyuncağımızı üretip oynadığımızı hatırlarız. hatta hiç materyal bulamadığımızda zihnimizden oyun üretip oynardık. şu anda bir çocuğun yeni bir oyuncakla oynama süresi eskisine göre çok çok kısa. artık herkes her şeyden çok çabuk sıkılmaya başladı. ilişkilere bir bakın, sohbet sürelerine bir bakın...

şimdi bu dikkat eksikliği durumu her sene giderek arttığı için dolayısıyla az çok hepimize sirayet etmiş durumda. gazetelerde bakıyorum, köşe yazarları tek cümlelik paragraflarla yazı yazmaya başlıyorlar son senelerde: okuyucu sıkılmasın diye. aynı şey bu sözlükte de geçerli... internette insanlar (bu site dahil) cümlelerinde imla kurallarına uygun yazı yazmakta zorlanıyorlar. biraz aksiyon düzeyi düşük bir film sıkıcı diye izlenmiyor. radyo denilen şey ölmek üzere. kitap okuma düzeyi giderek düşüyor. bunun ardılları çok fazla. insanlar artık karşısındakinin derdini fazla dinlemek istemiyor, çünkü muhatabının sadece sözel olarak ilettiği mesaj onlara sıkıcı geliyor.

istiyoruz ki bu çevremizdeki şeyler, dünya, tüm varlık bizim tüm duyu organlarımızı birden uyarsın. biz hep ilginç ve güzel şeyler görelim, dinleyelim, yiyelim, koklayalım, onlara dokunalım istiyoruz. duyu organlarımızın hemen hemen tümünü birden uyararak dikkatimizi en fazla çekebilecek şey olduğu için sürekli sekse ve şiddete odaklanıyoruz. popüler kültür buna göre şekilleniyor, zaman geçirme etkinliklerimiz buna göre düzenleniyor.

oysa biz kendimizi uyaran bombardımanıyla bir hissetme tufanı içinde gömmeye çalışırken dikkatimiz zayıflıyor. farkındalığımız köreliyor. 

evinde tek başına oturup bir şeyler okuyan insanı, tek başına yürüyüşe çıkanları asosyal diyerek, kötü bir şey söylemiş gibi yaftalıyoruz. insanın dikkati en çok, uyaran yokluğunda çalışır. meditasyon yapanlar bunu bilir ve kullanırlar. hatta uyaranın fazlasıyla yetersiz olduğu durumlarda dikkat edecek bir şey bulamayan zihnimiz dikkat edecek bir şeyler üretir.

insanın bilişsel yetisi çevresindekileri algılamak, sonra da bu algıladıklarını işlemek üzerine kuruludur. algılamak kısmı pasiftir, işlemek ise aktiftir. eğer organizma algılamayla çok fazla meşgul olursa, işleme kısmı zayıflar. örneğin tehlikeli ve ani durumlarda insan kendisini o kadar çok algılamaya kaptırır ki, düşünemez. otomatik tepki verir.

milyarlarca yıllık bir evrenin bu kısacık süresinde, tam olarak şu anında canlıyız. ve biz bu süreyi, onu anlamlı kılabilecek tek aracımız olan zihnimizi uyuşturarak geçirmeyi seçiyoruz.

edit: entry, komik bir biçimde ispiyonlanmış*. ne denmek istediğini tam anlamamakla birlikte belirtmek isterim. dikkat eksikliği, -eğer mümkünse- tam olarak sağlıklı bir insanda da görülebilecek bir durumdur, miktarı doğrusal bir süreklilik arz eder. eğer bahsedilen patolojik bir durum tanımı yapılmaması ise, hatırlatayım ki birincisi bu patoloji bir sınırda aniden başlamamaktadır, ikincisi ise patolojik bozukluğun adı zaten 'dikkat eksikliği' değildir; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu'dur*.