Son Yıllarını Birlikte Geçirdiği Hayat Arkadaşının Ağzından: Freddie Mercury'nin Son Zamanları
Queen'in kurucusu ve frontman'i Freddie Mercury, 24 Kasım 1991'te aids nedeniyle Londra'da, erken yaşta hayata veda etmişti. Mahremiyete önem veren ve fazla röportaj vermeyen Mercury'nin son günlerini Sözlük yazarı "cadalozkedi" çeşitli kaynaklardan çeviri yaparak anlatmış.
Son Yıllarını Birlikte Geçirdiği Hayat Arkadaşının Ağzından: Freddie Mercury'nin Son Zamanları
Mercury'nin son fotoğraflarından biri, evinin bahçesinde.
fredie mercury’nin ölümü ve son günleri ile ilgili ayrıntılı bir türkçe kaynak bulamamamdan ötürü biraz çeviri yaptım. anlatılar son yıllarını geçirdiği jim hutton’nın kitabından, parantezler queenzone’daki değişik konulardan alıntıdır. meraklısına…


siyah bir limuzinin içinde wembley’e doğru yol alıyorduk

queen’in canlı performansını ilk defa izleyecektim. wembley’e konser saatinden bir saat kadar önce vardık. arenada ülkenin en iyi rockçıları için inanılmaz bir kalabalık dalgalanıyordu. sabırsızlıkla bekliyordum (1986 wembley konseri değil).

freddie hazırlanmaya gitti. queen sahnedeki david bowie’den sonra çıkacaktı. david sahneden indikten sonra freddie arkasından ona yaklaşıp beni de yanında götürdü. david bir fanın önünde terden ıslanmış saçlarını kurutuyordu. freddie david’e şaka yollu takıldıktan sonra beni tanıttı. bir önceki gün saçlarını yapmış olmama rağmen david beni tanımadı. garipti ama önemsemedim.

konser saati geldiğinde freddie ile beraber sahneye çıkıp kenardan onu izledim. hayatımın en sihirli 20 dakikasıydı. sonunda gerçek freddie’yi izliyordum. 70 bin insanı adeta çıldırtıyordu. başka hiçbir şeyin önemi yokmuşcasına herşeyini ortaya koyuyordu. konser sonrası karavanına dönerken, küçük bir köpek yavrusu gibi arkasından sallana sallana onu takip ettim. ilk sözleri “tanrı’ya şükür bitti” oldu.

freddie mercury ve bu satırların yazarı olan partneri jim hutton.

joe ıslak kıyafetlerini değiştirmesine yardım etti. hala adrenalin doluydu. sakinleşmek için koca bir bardak votkayı devirdi. yüz ifadesi ‘evet, başardık’ diyordu. karavandan çıkınca gülerek gelen elton john ile karşılaştık. ilk sözü ‘seni pislik’, ‘show’un yıldızıydın’ oldu. herkes freddie, brian, roger ve john’un etrafında toplanıyordu. daha sonra organizatör bob geldof ‘queen kesinlikle günümüzün en iyi müzik grubu’ dedi.

o akşam bana freddie eğlenip eğlenmediğimi sordu. gittiğim ilk konser olduğunu söyledim. şaka yaptığımı sandı ama gerçek olduğunu söylediğimde çok şaşırdı. o akşam freddie’i ilk defa dünyayı sallayan gerçek bir star olarak izlememin etkisiyle uyudum. ertesi sabah live aid konseri vardı. ben savoy’a döndüm, vardığımda hala kulaklarım uğulduyordu.

kısa süre sonra rutin hayatıma geri döndüm. iki haftada bir münih’e gidiyordum. havaalanında buluşuyorduk. live aid’den sonraki ilk buluşmamızda freddie beni direkt stüdyoya götürdü. queen’in yeni albümü a kind of magic’in çalışmaları devam ediyordu. stüdyoda freddie tam bir trans haline geçiyordu, tek düşündüğü çalışmak, çalışmak ve daha fazla çalışmaktı. arada sigara ve votka ile güç topluyordu.


bu güzel günlerde aramızdaki ilişki gittikçe derinleşti. bir gün bana münih’te onunla yaşamak isteyip istemeyeceğimi sordu. iş bulmam halinde kabul edebileceğimi söyledim. sonuçta almanca bile bilmeyen bir berber olarak almanya’da yaşayacaktım ve ona yük olmak istemiyordum. aradan çok geçmeden freddie bu sefer münih’i bırakıp onunla londra’ya gelir miyim diye sordu. kabul ettiğimi söyledim. sonra londra’daki garden lodge’a taşındım. sonraki haftasonu da freddie geldi. 6 yıl boyunca beraber yaşadık.

(burada freddie’nin münih’i bırakıp londra’ya yerleşmesi ile ilgili jim hutton’ın kitabında yanlı bir anlatım olduğu konusunda tartışmalar var. hiv pozitif olmasından veya bu konudaki şüphelerinden dolayı münih’teki gece hayatını bıraktığı iddaları bulunuyor.)

sanırım ikimizde aynı korkuyu yaşıyorduk, yalnızlık. freddie’nin de dediği gibi etrafımız dünya kadar insanla çevriliydi ama yalnızlıktan kıvranıyorduk. birçok gey arkadaşımız gibi biz de ilerleyen zamanda hayattan dışlanarak yanlız, sevgisiz ve istenmeyen biri olarak yaşamaktan korkuyorduk.


temmuzun 11-12’sinde avrupa turunun müthiş wembley konseri gerçekleşti

live aid konserlerinden sonra o yıl içerisinde ilk defa böyle bir kalabalığa çıkıyorlardı. iki gün boyunca da 150 bin’i bulan izleyiciye ulaşmıştı konser.

freddie’nin ses tellerinde tekrarlayan nodül problemleri vardı. turne boyunca ses tellerini rahatlatmaya yönelik küçük bir solunum cihazıyla gezdi. ayrıca devamlı boğaz pastili kullanıyordu. ilk wembley konserinde boğazında bir sıkıntı oldu ama şovu durduracak kadar önemli bulmadılar. konserlerden birkaç gün sonra bir basın toplantısı oldu, freddie mary austen’ı istedi toplantıda yanında olması için. bana bunun basın nedeniyle olduğunu söyledi.

daha sonra gazeteler freddie ve mary’nin bebek sahibi olmak istediklerine dair şeyler yazdı. freddie böyle olmasının daha iyi olduğuna dair benimle konuştu. beni her zaman basından korumaya çalışmıştı. bu ona iki ucu keskin bıçak misali zarar veriyordu.

ağustosun 11’inde tur konseri için ben de barselona’ya gittim. konser sonrası bir balık restorantında yemek yerken roger taylor bana “freddie’ye naptın? bu sene tamamen değişti.” dedi ve freddie’nin gey partilerini ve konser sonrası gecelerini bırakmasından bahsetti.


konserler bittikten sonra japonya’ya tatile gittik

dönüşte gazeteciler tarafından yakalandık. daha sonra freddie’nin aids’le savaştığını ve hiv pozıtıf olduğunu gizlediğine dair haberler çıktı. freddie çılgına döndü. ‘aids’den ölüyormuş gibi bir halim mi var?, tam bir saçmalık, bu da beni hasta ediyor benden uzak durun’ diye röportaj verdi. freddie test yaptırmadığını söyledi ama bence kendi sağlığı ile ilgili şüpheleri vardı.

o yılın yılbaşında queen, hit şarkılarından oluşan live magic adı altında bir kaset için anlaşma yaptı. ayrıca o yılın büyük çoğunluğunda deşarj olup kendi solo çalışmaları için yoğunlaşma konusunda anlaştılar. freddie’ye eğlence hayatı için bolca zaman kalacağını düşünmüştüm fakat tam tersi oldu. benim gibi ev adamı olup çıkmıştı, çoğu akşam birlikte oturup televizyon izliyorduk.

irlanda’ya ailemi görmeye gidip gelmemden sonra freddie’de bir gariplik olduğunu fark ettim. bana hiv pozitif olduğunu onu bırakmak istersem bunu anlayacağını söyledi? başta inanmadım ama ısrar etti. onu bırakmayacağımı söyledim. içimden bir mucizenin olmasını bunun doğru olmamasını diliyordum. kendi sağlığım konusunda endişelenmiyordum. birkaç defa freddie bana test yaptırmamı söyledi ama umursamadım. pozitif çıkarsam bu durumdan vicdan azabı duyacak, negatif çıkarsam da karşısına geçip ‘hey bende bir sorun yok dostum’ mu diyecektim. o anda tek önemsediğim freddie ile ilgilenmekti.

4 şubat’ta sun’da başka bir hikaye daha yayınlandı. hikaye freddie’nin arkadaşı paul prenter’in ağzından yayınlanmıştı ve freddie’nin yakın zamanda aids’den ölen iki ilişkisinden bahsediyordu. ayrıca freddie’nin paul’a aids konusunda şüphelerinin olduğuna dair konuştuğu da yer alıyordu. freddie bu haberlerden sonra bir daha paul ile görüşmedi. daha sonra paul’un gazeteden hikaye için 32 bin sterlin aldığını öğrendik. hikayenin devamı olarak fotograflar da içeren freddie’nin eski ilişkilerine dair all the queen’s men adıyla bölümler de yayınlandı. ayrıca benden de bahseden bir bölüm vardı. daha sonraları paul garden lodge’a özür için gelse de freddie onu kabul etmedi. (paul prenter ile ilgili de bir dönem grubun menajerliğini yaptığı freddie’nin yanından hiç ayrılmadığı söyleniyor. ayrıca çok detaylı yazmak istemiyorum ama freddie’nin zevklerini bildiğinden ve özel hayatında freddie’ye ulaşmak için geçilmesi gereken kişi olduğundan bahsedilmiş.)

freddie ve paul.

bir süre sonra arada gidip geldiğim savoy’daki berber dükkanımı tamamen kapamak zorunda kaldım. haberlerin yayılması ile beraber müşterilerim iyice azalmıştı. freddie onun bahçıvanı olmamı istedi, kabul ettim.

1988’in sonbaharında freddie’nin ebeveynleri bomi ve jer bulsara ile tanıştım. garden lodge’a yemeğe gelmişlerdi. o sırada bende bahçeyle ilgileniyordum. yemekten sonra freddie bana da bir kahve ikram etti. ilişkimizden onlara bahsetmemişti. o gün ailesi ile pek konuşmasam da daha sonra hep sıcak bir ilişkimiz oldu.

freddie sık sık bana bahçesiyle gurur duyduğundan bahsederdi. bir gün beni bahçeye çıkardı. muhteşem şekilli bir okaliptüs ağacı ve birçok gülü vardı. güllerin yanına gidip mevsimlerinin geçmesine üzüldüğünü söyledi. sesinden yavaş yavaş hayatının sonuna gelmesinden duyduğu üzüntüden bahsettiğini düşündüm.

freddie’nin ailesine hastalığını söylediğini hatırlamıyorum. ama freddie’nin dış görünüşü değişmeye başlamıştı, her ziyaretinde daha zayıftı. bence annesi, çok hasta olduğunun farkındaydı. eninde sonunda durumu ailesine anlattığını düşünüyorum ama bunu kesinlikle bizim önümüzde yapmadı. her perşembe annesini ziyarete gider mutlaka da elleri dolu gelirdi. annesinin yaptığı peynirli bisküvilerden kutu kutu getirirdi. son fotoğraflarından birinde kolundaki bu kutularla bahçededir.


bir süre sonra aids konusunda ben de kendimden şüphelenmeye başlamıştım

gizli bir test yaptırarak hiv pozitif olduğumu öğrendim. sonucu freddie’ye söylemedim, yeterince şeyle mücadele ediyordu. kendimi bahçe işlerine verdim.

freddie’nin 3 eylül 1991’deki 45. doğum günü şüphesiz en sakin doğum günüydü. gündemde olmaktan özellikle çekiniyordu, artık formunda olmadığının ve bunu gizleyemeceğinin farkındaydı. insanların onu bu haliyle görmesini istemiyordu. arkadaşlarına büyük bir parti istemediğini belirtti sadece özel olmasını istiyordu.

ekimde grup show must go on single’ı ile beraber a kind of magic’ı b-side olarak çıkardı. freddie’nin de beklediği gibi basın şarkı sözlerinden spekülasyonlar ortaya atmakta gecikmedi. show must go on’dan “makyajım dökülüyor olabilir ama gülümsemem hala yerinde” bölümü bence en otobiyografik olan kısım. freddie hastalığı konusunda yakınmıyor, bunun kendi savaşı olduğunu düşünüp karşılaştığı her zorlukla kendi mücadele ediyordu.
freddie’nin son video klibi these are the days of our lives oldu. ölümünden kısa süre sonra yayınlanmıştır. tam bir son eserdi. freddie videoyu çekerken daha önce görmediğim kadar kötü durumdaydı. yüzündeki lekeleri kapatan ağır makyajına rağmen ışıkların aldında bir deri bir kemik görünüyordu. stüdyoda güvenlik çok sıkı tutulmuş sadece küçük bir teknik ekip yer almıştı.

queen - these are the days of our lives


son tatilimizi isviçre’de geçirdik

döndüğümüzde, freddie’nin son üç haftasını yaşıyorduk. kendini iyi hissettirecek şeylere önem veriyor, bazı günler odasından çıkmadan dinleniyor, iş’ten fazla söz etmiyordu. sabah uyandığı gibi aşağı inip benden çay isterdi, ben de ona çayını götürürdüm. bütün gün odasında çok sevdiği kedileriyle ilgilenir, onlarla zaman geçirirdi. kendimizi evin etrafındaki işlere vermiş, her şey normalmış gibi davranmaya başlamıştık. evin köşesindeki manolya ağacını ışıklandırmaya çalışıyordum, bitirdikten sonra freddie’ye henüz söylememiştim ki fark edip çok sevinmişti. bahçeyle uğraşmak bana huzur veriyordu, onun odasından benim çalıştığımı izlemesini seviyordum, öldüğü güne kadar da bu uğraşım sürdü.

gününün çoğunu yatarak veya tv izleyerek geçiriyordu. joe ve phoebe gün boyu yanında duruyor, mary ve eski bir arkadaşı olan dave clark arada uğrayıp onu rahatlatmaya çalışıyorlardı. joe, phoebe ve ben sırayla akşam freddie’nin yanında kalmaya başladık. genelde odasında bir kanepede sabahlıyorduk. son anlarında onu yalnız bırakmak istemiyorduk.
freddie’nin son 10 gününde basın garden lodge’un önüne kamp kurmuş durumdaydı. freddie durumun farkındaydı. sesleri çoğu zaman yatak odasına kadar geliyordu. fakat ne kadar kalabalık olduklarını bilmiyordu, birkaç kişi olduğunu düşünüyordu. biz de onu düzeltmiyorduk çünkü bunun bir faydası yoktu.

bazı gazetelerin yazdığı gibi odası hastane odasına dönmemişti. sadece kan alması için başucunda askısı vardı. onun dışında her şey her zamanki gibiydi odasında. artık katı gıda yemeği de bırakmış, sadece meyve ve meyve sularıyla besleniyordu.

mary bir seferinde parmaklarının şişmesinden dolayı freddie’e verdiğim yüzüğü çıkarmasını söyledi ama ben müsade etmedim. daha sonra yalnız kaldığımızda, isterse çıkarabileceğini söyledim ama istemedi. ölümünden sonra yakıldığında bile parmağındaydı.


21 kasım sabahı benim için çok üzücü bir gündü

freddie’nin artık beni seslenerek yanına çağırabildiği son zamanlardı. yanında kalıp ona destek olmaya çalışıyordum. aynı gün öğleden sonra boyunca uyanık kalıp, neler olup bittiğine dikkat kesilmişti. menajerinin freddie’nin aids olduğunu açıklaması basında büyük bir etki yarattı. bu durumun freddie’nin rızasıyla açıklanmış olduğu konusunda daima şüphe etmişimdir. o kadar uzun zaman bu konuda sessizliğini korumuştu ki bir anda itiraf etmesi fazlasıyla garip bir durumdu. yaşadıklarının ve kaderinin dışardaki insanları ilgilendirmediği, sadece kendini ve yakın arkadaşlarını ilgilendirdiğini düşündüğüne çok eminim. ayrıca açıklamanın özellikle bütün dünya basınına verilmesini sağlamış, ingiliz basınının bu durumdan kazanç sağlamasını engellemek istemişti. bu onun ‘fuck a lot of you’ deme şekliydi.

ertesi günün çoğunu yatarak geçirdi. bir ara yanına gittiğimde uyanıktı, saati sordu. ‘sekiz’ dedim. ‘yakında bütün dünya öğrenecek.’ dedi. bu yavaş yavaş sonuna geliyor olduğunun ilk belirtisiydi. freddie dalınca aşağı joe’nun yanına indim. o akşam freddie’nin yanında joe kalacaktı ama o dışarı çıktı bir daha da görünmedi, yanında ben kaldım. gece on gibi freddie benden ilaçlarını istedi, ardından akşamın çoğunda mutlu olduğu zamanlardan konuşup sohbet ettik. bir ara ben uykuya dalmıştım beni dürterek uyandırdı biraz meyve istedi. kronik olarak savaştığı su kaybına iyi gelmesi için biraz mango püresi yapıp götürdüm. gece 3 gibi uyandı bir şeyler istiyordu ama ifade edemiyordu, joe ile ona bir parça meyve verdik yutamadı sonra lavaboya gitmesine yardım ettik döndüğümüzde onu yatırırken feci bir kırılma sesi oldu, acıyla inledi. kemiklerinden biri kırılmış olmalıydı, kıvranmaya başladı kendine zarar vermesin diye sakinleştirmeye çalıştık. sakinleştikten sonra uykuya daldı, hemen doktor atkinson’i çağırdık. biz mary ile mutfaktayken doktor yanımıza indi. freddie’nin en fazla perşembeye kadar dayanabileceğini söyledi. joe ile birbirimize baktık ikimiz de o kadar sürmeyeceğini biliyorduk.

yukarı çıktığımızda joe ile beraber freddie’nin üstünü değiştirmesine yardım ettik. kolunu hafif kaldırarak bana yardım etti, bu onun son hareketi oldu. yatırdığımızda artık bizimle değildi. ağlayarak joe’ya onun gittiğini söyledim. gözleri hala açıktı. sonunda tam anlamıyla huzura kavuşmuştu. artık acı çekmediği için bütün o kederimin içinde az daha olsa huzur duydum.
yatağının baş ucunda mekanizması görünen şeffaf bir masa saati vardı, alıp durdurdum. her zaman bunlardan bir tane istediğini söylemesinden dolayı ona almıştım. saat 7’yi 12 geçiyordu. bir daha asla o saati çalıştırmadım.

not: bazı bölümleri yazı iyice uzamasın diye atladım. aralarındaki yakınlıktan bahsettiği kısımlara da fazla yer vermek istemedim. yaşarken kişisel hayatından bahsetmekten imtina eden bir star’ın ardından bunların kitapta yer almasını da fazla etik bulmuyorum açıkcası.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir