Sovyetler Birliği, Fakir Bir Tarım Toplumuyken Nükleer Güce Sahip Olmayı Nasıl Başardı?

20. Yüzyıl'ın başlarında Bolşevik İhtilali ve dünya savaşlarıyla boğuşan Rusya, nasıl oldu da Soğuk Savaş döneminde ABD ile nükleer yarışa girecek kadar ilerledi bu konuda? Cevaplar oldukça net.
Sovyetler Birliği, Fakir Bir Tarım Toplumuyken Nükleer Güce Sahip Olmayı Nasıl Başardı?


adım adım sovyetlerin nükleer gelişimi

ikinci dünya savaşı'nın sonuna doğru birleşik devletler, atom bombası ile büyük bir teknolojik atılım yaptı. manhattan projesi aracılığıyla abd, yıkıcı kabiliyeti ile jeopolitik durumları değiştiren bir silah geliştirmiş ve atom bombası silah yarışı soğuk savaş'ı yaratmıştı. ikinci dünya savaşı rusya ve abd'yi müttefik olarak bir araya getirirken, savaş bittiğinde dünya rakip olacakları şekilde değişiyordu. bu durum, sovyetler birliği'nin geliştirecek çok fazla şeyi olduğu anlamına geliyordu. birleşik devletler ile rekabet etmek istiyorlarsa, kendi nükleer cephanelerini geliştirmek zorunda kalacaklardı.

nükleer konusunda sovyetlerin hedefe nasıl ulaştıkları, sıkı çalışma, azim, istihbarat ve casusluk ile dolu bir hikayedir. soğuk savaş'taki uzaya çıkma ve diğer yarışlar gibi, sovyetler birliği'nin amerikalılardan daha iyi bir nükleer silah elde etme arayışı olan sovyetlerin kendi manhattan projesi drama ile doluydu ve sonuçlar gerçekten korkutucuydu. bu yarış sonunda, insanlık tarihindeki en büyük nükleer silah yapılacak ve patlatılacaktı.


1938'de fisyonu keşfeden almanlardı ve sovyetler bu gelişmeyle yakından ilgileniyordu

rus bilim adamları, alman deneylerini kendi laboratuvarlarında tekrarlamaya çalışırken, nazilerle savaş başladığı ve 1941'de barbarossa harekatı ile sovyetler birliği istila edildiğinde, radar gibi daha acil projeler öncelikli oldu. kısa süre içinde ruslar, nükleer enerjideki gücün muazzam olduğunu ve hem almanların hem de amerikalıların uranyum bombaları üzerinde çalıştıklarını fark ettiler. böylece, 1943'te sovyetler birliği nükleer fizikçi igor kurçatov ve onun siyasi yöneticisi lavrentiy pavloviç beria'nın denetiminde kendi nükleer programını başlattı.

nükleer silahlarla ilgili diğer devletlerde olan gelişmeler kulaktan kulağa geliyor olsa da sovyetler birliği'nde bununla alakalı bir konu duyulmamıştı. bir sovyet fizikçisi olan georgi flerov, kimsenin fisyon hakkında hiçbir yazı ya da makale yayımlamadığını fark etti. elbette bunun nedeni, batı'daki tüm üst düzey araştırmacıların çok gizli olan atom bombası programları hakkında konuşma yasağıydı ve sovyetler birliği'nin alman işgaliyle uğraşmakla meşgul olmasıydı. flerov parçaları bir araya getirdi ve kendi programlarını başlatmaları hakkında josef stalin'e bir mektup yazdı. stalin'in mektubu alıp almadığı meçhul olsa da, bu olayın arifesinde sovyetler kendi projesini başlattı.

Flerov

eğer nükleer ile oynuyorsan, herkesin görebileceği şekilde koşmadan önce biraz sürünmelisin ve ne yaptığını gizlemelisin. sovyetler'in nükleer programları 1945'te vücut bulmaya ve bacası tütmeye başlamış olsa da -abd başkanı harry s. truman'ın, stalin'e abd'nin atom programını resmen açıklamasından sonra - sovyetler bir bomba için gerekli olan plütonyum ve uranyum izotoplarını üretmekte zorlanıyordu. ancak büyük bir azimle 1948'de ilk çalışan reaktörlerini yaratmayı başardılar. yarım yıl sonra ilk atom bombasını ürettiler ve patlattılar.

atom bombasının peşine düşen sovyetler, akıllıca bir yol izleyerek iyi eğitimli batılı bilim adamlarını hedef aldı ve onları sovyet davasına dahil etmek için çeşitli yöntemler kullandı. peki bu bilimadamlarının motivasyonları nelerdi? birçok bilim adamı atom bombası fikrinden o kadar korkmuştu ki, hiçbir ulusun tek başına bu kadar büyük bir güce sahip olmaması gerektiğini düşünüyorlardı. amaçları; diğer ülkelere de atom bombasının sırrını vererek, daha büyük bir felaketi önleyecek bir güç dengesi oluşturmaktı. ruslar için ilk atom casusu olarak kabul edilen cambridge beşlisi'nden biri olan john cairncross gibileri ise, komünist sempatiye sahipti.

ikinci dünya savaşı'nın bitiminden dört yıl sonra, 1949'da sovyetler birliği, ilk defa kendi atom bombasını patlattı

bu test, ilk yıldırım kod adı ile gerçekleştirildi. ruslar bir atom bombası geliştirme yolundayken, manhattan projesi'nde yer alan fizikçi klaus fuchs, amerika'nın atom sırlarını sovyetlere sızdırdı ve sovyetler için süreci hızlandırdı. planlar o kadar ayrıntılıydı ki, rusların patlattığı ilk bomba, amerika'nın patlattığı atom bombasının birebir kopyasıydı. 1951'de sovyetler, atom bombasının kendi versiyonlarını patlatmaya başladı.

İlk testten bir görüntü.

sovyetler hızlıca bir atom bombası yaratmayı başarmış olsalar da, bu tür bir acelenin dezavantajları olmuştu

ilk bombayı yaratan üretim sistemi dengeli ya da güvenli değildi ve aslında oldukça tehlikeliydi. titrek bir temel üzerinde çalıştıklarını fark eden sovyet bilim adamları, sonuçlarını güvenli bir şekilde yeniden oluşturabilmeleri için programlarının temellerini yeniden incelemeye koyuldular. bu çabanın doruk noktası, 1951'de joe-2'nin patlamasıydı ki bu ilk denemelerinden bile daha güçlüydü.

rus casusu klaus fuchs ocak 1950'de suçlarını itiraf ettiğinde, sırları los alamos'da bulunan başka bir casus harry gold sızdırmaya devam etti. fbi tarafından gold izlemeye alındı, sonra tutuklandı ve 30 yıl hapse mahkum edildi. gold suçlarını itiraf ettiğinde, fbi iki ünlü rus casusunun izini sürmeye başladı: julius rosenberg ve ethel rosenberg. meslektaşları david greengrass onlara ayrıntılı belgeleri ve çizimleri elle vermişti. rosenbergler, sonunda tutuklandı ve her şeyi reddetti ancak 1953'te idam edildiler. greengrass yetkililerle işbirliği yaptı ve sadece 15 yıl hapse mahkum edildi.

ilk atom bombalarında patlamayı oluşturmak için fisyon kullanılmıştı. fisyon, atomlara nötron ile -amiyane tabirle- ateş edilmesi sonucu daha küçük atomlara bölünmesidir. ancak sovyetler, 1953'te dördüncü atom testleriyle yeni bir yöntem geliştirdiler. batı'da joe-4 olarak bilinen bomba, içinde dalgalı füzyon yakıtı ve yine füzyon dış katmanlarıyla çevrili son derece patlayıcı olan bir uranyum-235 çekirdeğine sahipti.

1954'te bilimsel üstünlüklerini bütün dünyaya göstermeye hevesli olan ruslar, nükleer silah geliştirmelerinden öğrendiklerini dünyanın harici bir şebekeye bağlı ilk nükleer santralini inşa etmek için kullandılar. tesis, moskova'nın dışındaki bir kasaba olan obninsk'te bulunuyordu ve nükleer radyasyon yoluyla rus halkı için elektrik üretiyordu. bu tesisin açılmasından bu yana, amerika birleşik devletleri, hindistan ve çin gibi diğer ülkelerin hepsi altyapılarında bu santral gibi nükleer enerji kullanmaya başladı.

joe-4'ten sonra bile, ruslar hala amerikalı meslektaşlarının gerisinde kalıyordu

amerika birleşik devletleri hali hazırda 10 megatonluk bir bomba üretmişlerdi ancak sovyetlerin kendi büyük bombalarını nasıl oluşturacakları hakkında hiçbir fikri yoktu. bununla birlikte 1953'ün sonlarında sovyet bilim adamları, daha sonradan hidrojen bombası haline gelecek silahın bileşenlerini geliştirmeye başladılar. bombanın verimi, üretiminin henüz ortasındayken test edildiğinde şok dalgası o kadar güçlüydü ki, kilometrelerce ötede bulunan bir binanın çökmesine neden oldu ve üç kişiyi öldürdü.

nükleer bombaları geliştirmek için girişilen yarış, özellikle 50'li ve 60'lı yıllarda tüm hırsıyla sovyetler birliği ile amerika birleşik devletleri adına devam ediyordu ve olabilecek her uygulama test ediliyordu. abd için testlerden biri, nükleer silahın bir göl krateri yapıp yapamayacağını görmek adına girişilen storax sedan'dı. sonuç ise, bugüne kadar hiç suyla doldurulmamış olan sedan krateri idi. sovyetler de bu deneyin bir benzerini kazakistan'da yaptı. bu deneyin sedan deneyi ile farkı ise, gerçek bir nehrin yakınında yapılmasıydı. bomba bir krater yarattı ve su ile doldu ancak radyasyon ile kirlenmişti.

Saden Krateri

sovyetler, dünyanın gördüğü en güçlü nükleer bombayı da yarattılar

projenin resmi adı rds-220 iken, tasarımcıları ona büyük ivan adını verdi ve batıda çar bombası olarak biliniyordu. şimdiye kadar yapılmış ve patlatılmış en büyük nükleer bombaydı ama aynı zamanda en temizlerinden biriydi. çar bombası, 50 megaton verime sahip üç aşamalı bir yıkım uzmanıydı. yeryüzünden 4 km. yükseklikte patlatılmış olmasına rağmen, patlamadan çıkan ateş topu dünya'ya ulaşmıştı. patlamanın ışığı, 1000 km uzaktan bile görülebilmekteydi. bombanın patlatıldığı yerin 60 km. yakınındaki her ahşap ve tuğla bina tamamen yıkıldı. radyo iletişimi bir saat boyunca kesintiye uğradı.

soğuk savaş'ın bitimi ile bu yarış da göz önünde sonuçlandı. ülkeler ellerindeki bu gücün ne olduğunu ve sonuçlarını iyi bilmeli çünkü dünyayı felakete götürecek olan bir şeydir nükleer. atom bombasının babası enrico fermi, uzaylıların dünyaya ulaşamamasını, kendi nükleer felaketleri yüzünden yok olmuş olabileceklerine bağlar.

Kuzey Kore, Fakir ve Dünyadan Bu Kadar İzole Haldeyken Nasıl Oluyor da Nükleer Güce Sahip Oluyor?