Tam 46 Sene Önce Hayatını Değiştirdiği Bir Sözlük Yazarının Gözünden: Türkan Saylan
Türk tıp doktoru, akademisyen, yazar ve eğitimci Türkan Saylan, 7 yıl önce aramızdan ayrılmasaydı eğer bugün 81. yaşını kutlayacaktı. Biz de bu vesileyle kendisinin bir Sözlük yazarıyla olan anısını paylaşmak istedik.
Tam 46 Sene Önce Hayatını Değiştirdiği Bir Sözlük Yazarının Gözünden: Türkan Saylan


14 yaşımdayken başıma bela bir hastalık musallat olmuştu. bütün vücudum kabarıyor, kaşınıyor ve ben onları kaşıdıkça da koca koca yaralar açılıyordu. sonradan çok cildiye mütehassısının kapısını çaldık annemle ama ilk gittiğim doktorun koyduğu yanlış teşhis yüzünden sıkıntım kat be kat artmıştı bu arada. doktor uyuz demişti, şöyle bir karşıdan bakıp. salgın mıymış neymiş o günlerde. uyuz ilaçlarını kullandığım gece bir insanın kaşıntıdan ölebileciğini de öğrenmiş oldum. acile zor yetiştirdiler. o zaman allerjik hastalıklar için ilaçlar da fazla gelişmemişti. damardan kalsiyum iğneleri ve çok sıkışınca kortizon. ha bi'de işe yaramayan bir incidal vardı.


kortizonun verdiği sıkıntı, kortizonu bırak yine kaşıntı gibi bir kısır döngü içinde biz doktor doktor gezerken anneme bir arkadaşı çapa tıp fakültesine gitmemizi tavsiye etmiş. o zamanlar çapa'nın polikliniklerinde en alt kademeden başlıyordunuz muayene olmaya. tuhaf aksanla konuşan bir asistan doktor vardı, hiç unutmuyorum, kocaman kocaman açarak bakmıştı gözlerini; ellerimdeki, kollarımdaki, yüzümdeki yaralara. "hart hart mı kaşınıyosun?" diye abuk bi'de soru sormuştu.( sonradan duyduğumuza göre iranlıymış) hastalığımı ilginç bulmuş olacak, kattı beni önüne hocasına götürdü. hocası sonradan çok genç yaşta kaybettiğimiz doç.dr. oğuz lav'dı. kaybını tesadüf eseri duyduğumda çok üzülmüştüm. lav bana birkaç tahlil yaptırdıktan sonra dr. türkan hanımı çağırdı ve beni ona emanet etti...


türkan hanımın karşıdan gelişi bugün gibi gözümün önünde.
sarımsı kızıl, kısacık saçlı, burnu ve yanakları minicik çillerle kaplı, güler yüzlü, çıtı pıtı gencecik bir doktor. ilk görüşte kanım kaynamıştı kendisine. önce yalnız görüşmek istedi benimle, şöyle bir yaralarıma ve tahlillerime baktıktan sonra başladı uzun boylu bir sohbete. allah alah demiştim, hiç mi işi yok bu doktor hanımın, benimle havadan sudan konuşmaya bu kadar vakit ayırıyor. halbuki türkan hanım o yaştaki bir çocukta psikosomatik olarak böyle bir tepkinin oluşmasının nedenlerini arıyordu. ama ben bunu anlayacak yaşta değildim tabii. yanından ayrılırken "bir daha bana ihtiyacın olacağını zannetmiyorum, bütün gerekenleri annenle konuşacağım ama sen de ne olur kaşıntın azalana kadar çok kaşınsan bile sabret kaşıma, bu yaraların izlerini ömür boyu taşır üzülürsün, kıyamam sana..." demişti. ilaç da vermemişti... gerçekten de bir daha yirmili yaşlarıma gelene, kendimi anarşi batağında bir üniversite hayatı içinde bulana kadar kaşınıyorum diye doktora gitme ihtiyacı hissetmedim.


o gün anneme ne tavsiye etti türkan hoca hala bilmem. ama annem o günden sonra birkaç sevdiğim arkadaşımın bize gelmesine izin vermeye başladı. haftasonları aldı bizi sinemaya götürdü. türk filminden başka filim bilmeyen ben needle park, general patton, straw dogs gibi yabancı filmlerle tanıştım. louis de funes, yavru ile katip filimleri vardı o yaşta bir çocuğu gülmekten öldüren. annemin canı sıkılsa da bana arkadaşlık etti o filimlerde.. sonra arkadaşlarımın evlerine de gittim. hoş bu arada annem de arkadaşlarımın annelerini ziyaret ediyor, onlarla tanışıyordu ama olsun ben hayatımdan memnundum. her ağzımı açtığımda çocuklar her şeye karışmaz, kızlar fazla konuşmaz gibi azarlanmamın da bitmesi galiba o seneye rastlar. o yaz ilk defa florya'nın altın kumundan istifade ettim. annemle birlikte günübirlik sepet içinde nevalemiz, havlumuz, güneş yağımız güneş plajı keyiflerimiz başladı. sonra yine o yaz babam da beni görmeye geldi birkaç defa.


ve daha kimbilir ergenlik sıkıntısı üzerine eklenmiş sırtımdaki yüklerden bugün hatırıma gelmeyen kaçı çekip gitti hayatımdan o yıl. ertesi sene okul açıldığında kaşınmayı unutmuştum...

sonra seksenler geldi. genç doktorum türkan hanımı cüzzam hastalığını ülkemizden defetmek amacıyla verdiği başarılı mücadele haberiyle televizyonda gördüğümde "benim doktorum, benim doktorum bu..." diye heyecanla eşime gösterirken soyadının da saylan olduğunu öğrenmiş oldum...


türkan saylan hanımefendiye bundan 46 sene önce çapa tıp fakültesinde baş asistanken sağlığıma ve hayatıma değen sihirli dokunuşu için yaşadığım müddetçe duyacağım minnet duygularımla...