Tanrı İnancının Doğuştan Gelip Gelmediğini Psikolojik Bulgularla Sorgulayan Bir Yazı
Yılların tartışma konusudur tanrı inancının doğuştan gelip gelmediği. Sözlük yazarı "sidon", "her çocuk ateist doğar" iddiasına karşılık olarak insanın alışkanlıklarını sorgulayan deneyleri de paylaşarak kendi bakış açısını anlatmış.
Tanrı İnancının Doğuştan Gelip Gelmediğini Psikolojik Bulgularla Sorgulayan Bir Yazı
iStock

tanrı inancı doğuştan mı geliyor?

bu yazıda, “bütün çocuklar ateist doğar, sonra anne babaları onlara tanrı ve dinleri öğretir” iddiasını masaya yatıracağız.

aslında bu, tıpkı “bütün çocuklar yürümeyi bilmeyerek doğar, daha sonra anne ve babaları onlara ayaklarına basmayı öğretir” gibi bir iddiadır. bir şeyin içeriğinin sonradan öğrenilmesi onun doğal olmadığını göstermez. bununla birlikte birçok araştırma çocukların tanrı inancına meyilli bir zihinle doğduğunu ortaya koymuştur.

bu entry'de bebek ve çocuklarla ilgili araştırmaları ortaya koyacağız. tabii, sadece çocuklarda kalmayacağız, kendisini hiçbir inanca nispet etmediğini söyleyen yetişkin bireylerin dahi hayatlarında sürdürdükleri inançları da gösteren araştırmayı aktaracağız.

(bu konudaki araştırma çok kapsamlı olduğu için farklı linklerden derlediğim bilgilerin kaynaklarını ayrı ayrı göstererek vereceğim)


oxford üniversitesi antropoloji ve zihin merkezi araştırmacısı dr justin barrett, son on yılda yapılan araştırmaların baskın bir şekilde çocukların doğuştan bir şekilde hayatı sorgulayıp, “hayatın bir tasarım olup, belirli bir amaç için var olduğu” fikrine sahip olduğunu söylüyor.

cambridge üniversitesi faraday enstitüsü’nde verdiği konferansta birçok araştırmaya gönderme yapan barrent, bunlardan birkaçını aktarıyor:

buna göre 6 yaşındaki çocuklar üzerinde yapılan araştırmada, çocuklara “yeryüzündeki ilk kuş niçin var oldu” sorusu soruluyor. çocuklardan gelen cevaplar da “güzel müzik yapmak“, “dünyayı daha da güzel hale getirmek” gibi sürekli bir amaç odaklı oluyor. varlık-amaç ikilisi dışında cevap duyulmuyor, “tamamen rastlantı, anlamsız, doğal sürecin bir sonucu” gibi veya en azından bunları çağrıştıran bir cevap alınmıyor.

dr barrett başka bir araştırma da aktarıyor, 12 aylık bebeklere yuvarlanan bir topun düzenli bir yığın oluşturmasını içeren bir video izletiliyor. buna göre bebekler buna şaşırıyor ve tepki vermeye başlıyorlar. oysa “düzensiz bir şeyin düzenli bir şeyler oluşturması” “inançsız doğan” bir varlık için şaşırtıcı olmamalı, belki tesadüf, belki rastlantı ama olağan olmalı.

nitekim karşı teze göre “hepimiz inançsız ve doğa olaylarına nötr bakarak doğuyoruz” fikri vardır. fakat tam tersi şekilde bebeklerin “düzensizlikten düzen” oluşumunu normal karşılamayıp tepki vermesi oldukça ilginç, haliyle.

bunun gibi farklı araştırmaları da gösteren antropolog barrett, “doğuştan bu hayatın anlamsız ve amaçsız olmadığını, arkasında mutlak sebep arandığı”nın insan doğasının parçası olduğunu söylüyor.

kaynak link: http://www.telegraph.co.uk/…od-academic-claims.html


bu kadarla sınırlı mı? elbette hayır. devam edelim

araştırmanın diğer kolları da var. 57 akademisyenin 20 ülkede yürüttüğü araştırmalarda 3 yaşındaki çocukların “doğa üstü güç” fikrine inandığı ortaya koyuldu. buna göre 3 yaşındaki bir çocuk, “tanrının ve annesinin kutunun içinde ne olduğunu bilecek güce sahip olduğu” fikrine sahip. çocuk annesini tanıdıkça maddeden oluşan bir varlığın böyle bir güce sahip olmadığını anlıyor ve tanrının madde ötesi bir varlık olduğunu fark ediyor.

burada “çocukların doğa üstü güçlere inanması normal çünkü düşünce yetenekleri kısıtlı” denilebilir. oysa “düşünce yeteneği kısıtlı varlıkların tanrıya inandığını” savunuyorsak bunun önce hayvanlarda var olması gerekirdi. oysa hayvanların neden diye sorma yetenekleri olmadığı için, “bu evren neden var, ben neden varım, neden bana verilen süre var” gibi sorgulamaları yok.

söz gelimi bir sokak köpeğinin geçtiği yola yiyecek konulduğunda bu yiyeceğin nereden ve nasıl geldiğini sorgulamaz, sadece yer. tanrı inancı ise “neden” diye sormanın bir tezahürüdür. (öyleyse tanrıyı kim yarattı sorusunu soranın, zaman üstü bir tanrı tasavvurundan haberdar olmaması ve bir varlığın zamandan önce var olduğu takdirde yaratılmaya ihtiyaç duymayacağı gerçeğinden hareketle burayı atlıyorum)

hayvanların dini ritüeller yaptığına dair zorlama yorumlar olsa da, “neden” diye sorma sistemi taşımayan ve binlerce yıldır “medeniyet ve estetik” yönünden kendini geliştirebilmiş bir beyin yapısına sahip olmayan bu canlıların, soyut düşünme yeteneği ürünü olan inanç ve ibadet ritüelleri yaptığı iddiası bilime kapalı maalesef.

prof. dr roger trigg bu kapsamda yapılan araştırmalar hakkında şöyle diyor: “bu araştırmalar doğrultusunda din, ölüm ötesi gibi inançların farklı kültürlerde de olsa insanlığın doğal bir ortak noktası olduğunu gösteriyor.”

kaynak link: http://www.telegraph.co.uk/…ature-oxford-study.html


arizona üniversitesi psikoloji bölümünden deborah kelemen, çocukların doğada sebeplilik arayışında olduğunu ortaya koydu. “nehirler var çünkü orada balık tutmalıyız.” gibi, doğal varlıktan amaç üretme meylinin çocuklarda var olduğunu gösterdi.

margaret evans, 10 yaşından küçük çocukların “her şey kendi kendine işleyen doğal süreçle oldu” anlatımını yapan sayfalardan çok, “doğada bulunan şeyler bir amaçla var edildi” mesajını veren sayfaları daha çok beğendiğini ortaya koydu.

paul bloom, jesse bering ve emma cohen tarafından yürütülen araştırmalarda da çocuklarda “ruhun var olduğu ve insanın ölse bile yok olmayacağı” inançlarının olduğu gözlemlendi.

bu tip araştırmalar, “her çocuk inançsız doğar, tanrı ve üstün güç inançları sonradan öğretilir” fikrinin bilimsel olmadığını göstermiş oldu.

kaynak link: https://www.theguardian.com/…on-children-god-belief


gelelim yetişkinlere...

“ben bilimsel şekilde ispatlanmayan hiçbir şeye inanmam” diyen bireyler üzerinde dahi yapılan araştırmalarda, olayın hiç de öyle olmadığı ve bu yetişkinlerin dahi “bilimsel ispatı olmayan durumlara inandığı ve çekinceler duyabildiği” gözlemlendi.

araştırmaları aktarmadan önce daha iyi anlaşılması açısından birkaç basit örnek verelim. birçok kişi partneri tarafından sevildiğine inanır. bu inancını gösterecek bilimsel bir delili yoktur, belki de partneri onunla aylar veya yıllardır oyun oynuyordur. bunu bilebilir miyiz? bunu ölçecek bir cihazımız var mı? hayır. fakat kişi, “elindeki sevgiyi gösteren deliller” üzerinden “sevildiği” fikrine inanır.

kimse karısını/kocasını, kendisini gördüğünde ne denli dopamin hormonu salgıladığını ölçmeye götürmez. ve kimse bu insanlara “bilimsel olarak ispatlanmadığı halde sevildiğine inanıyorsun, demek ki sen bilim dışı birisin!” demez. işte tanrı inancı da böyledir. eldeki verilen üzerinden çıkarılan bir sonuçtur, “inanç” kelimesi sebebiyle bilim dışılıkla itham edilemez.


diğer bir örnek de, aramızdaki insanların %99’unun, hiçbir dna testi görmemesine rağmen, hayat boyu babasının kendi gerçek babası olduğuna inanmasıdır. aramızdaki bütün insanlar elbette babasına benzemiyor. sadece o şekilde olduğunu “düşünüyor”. aynı kişi ise başka bir yerde gelip “ben tanrıya inanmam, hayatım boyunca delili olmayan hiçbir şeye inanmadım” fikrini bilim diye sunmaya çalışıyor, orası ayrı.

işte bu yetişkinler üzerinde bu gerçeği gösteren, yani “ben bir şeye inanmam” diyen yetişkinlerin dahi farklı şeylere inandığı ortaya koyuldu

bristol üniversitesinden profesör hood, ateistlerin dahi katil birinden organ naklini istemediklerini gösterdi. oysa organ naklinin karakteri etkileyeceğine dair hiçbir bilimsel ispat yok. fakat burada ateistlerin “katilin organını almak iyi bir şey değildir” gibi bilimle herhangi bir ilişkisi olmayan inançları vardı.

yine profesör hood, “aydın ve entellektüel” yetişkin insanların dinleyici olduğu bir topluluğa “elimdeki mavi hırkayı giyene 10 euro vereceğim” dedi. bunun üzerine herkes (esprili şekilde) ellerini kaldırdılar. fakat profesör hood, “bu hırkayı daha önce büyük bir cani olan fred west”in giydiğini söyleyince kalkan ellerin büyük kısmı indi.

hırkadan katillik ve canilik geçemez, öyle değil mi?


diğer bir deneyde ise katılımcılardan (kendileri için değerli olan) bir fotoğrafı kesmeleri istendi. katılımcıların bunu yaparken -özel bir dedektörle- terlediği gözlemlendi. aynısı önemsiz bir şeyi keserken olmadı. prof hood, bu araştırmaları “bilimsel ispatı olmayan doğa üstü şeylere inanma, hepimizin beynine yerleşmiş bir gerçek” olarak yorumladı.

kaynak link: http://www.dailymail.co.uk/…-says-psychologist.html

sonuç olarak

araştırmalar gösteriyor ki insan türü olarak doğuştan bir şekilde tanrı inancına meyilli doğuyoruz. aramızda tanrıyı inanç olduğu gerekçesiyle inkar edenler bile hayatlarında birçok şeyi bilimsel olarak göstermeden inanıyor, tanrı yerine tesadüfün gücüne inanıyor, milyar milyar milyarda bir bile olacağı gösterilemeyen kavramlara inanıyor, inanıyor da inanıyor.

yazının site linki: http://dusunenmusluman.com/…nanci-dogustan-geliyor/