Tarihin Büyük Güçlerinden Sovyetler Birliği'ni Yerle Yeksan Eden ABD'nin Dahiyane Stratejisi
Amerika, Sovyetler ile yaşanan rekabeti sonlandırmak için benzersiz bir strateji kullanmış. Hala Amerika'yı dünyanın en büyük güçlerinden biri yapan bu başarılı stratejiyi, Sovyetler Birliği'nin yıkımı üzerinden Sözlük yazarı "komedist" anlatmış.
Tarihin Büyük Güçlerinden Sovyetler Birliği'ni Yerle Yeksan Eden ABD'nin Dahiyane Stratejisi
iStock


sovyetler birliği'nin dağılma sebebi, 70-80 amerikan kültür devrimi. (bkz: sovyet sosyalist cumhuriyetleri birliği)

aslında yazılan birçok neden iki tane çok büyük ana problemin sonucu ve bu sonuçları sovyetler'in yıkılma sebebi olarak yorumlamışız.ancak iki ana unsur var.

iki zıt ideolojinin doğasının rekabetinden kaynaklı her şey şöyle

marx, sanayi devriminin sömürücü sonuçlarını öngördüğünde ekonomi çok minimal ilerliyordu.kaynak toplanır.büyük fabrikalarda işlenir ve satılır.üstelik 1.dünya savaşı'nın ana sebebini sanayi devriminin milliyetçiliği olduğunu düşünürsek.çünkü almanya-fransa-ingiltere-italya gibi ülkeler kaynakları kendi sanayileri için kullanmak istiyordu.dolayısıyla bir post-ekonomik milliyetçi bir savaş vardı.bu kadar basit temellendirilmiş sömürge düzenini "işçi hakları,sendikalar" ile çok rahat korumaya alabiliyorsun,çünkü binlerce kişi sanayi işçisi.ayrıca kaynaklar,yeraltı madenleri ve tarım ürünleri olduğundan.köylü,çiftçi ve işçileri de kolay organize edebiliyorsun.dolayısıyla marx, işçileri,köylüleri güvence altına aldığında kapital patronların halkın üstündeki egemenliğini kıracağına inanıyordu nitekim öyle de oldu.


fakat abd bambaşka bir şey yaptı.

ikinci dünya savaşı sonucunda savaşın rekabet zemininde how-know olarak aşmış japonya ve almanya'yı yok etmeyip sanayi tecrübelerinden yararlanmayı seçti. buna karşın komünizm kendi doğasında "devlet sınırları olmayan eşit bir toplum" öngördüğünden, ikinci dünya savaşında uluslar milliyetçilik ile, yoksulluk ile kendisini tükettiğinden dünya iki görüşe ayrıldı. abd ekonomik olarak net kazanan, milliyetçilikten bıkan yoksulluktan kıvranan uluslar içinde komünizm yegane ütopya.

bu zeminde iki süpergüç rekabete girip dünyayı bölüşüyorlar

paramı al sana yatırım getireyim deyip gelişmek isteyen uluslar abd etrafında. komünizm doktrinini benimseyenler sovyetler tarafında yer alıyor. (bkz: soğuk savaş) iki ülkenin net rekabeti söz konusu. işte burada dahice bir gelişme yaşanıyor;

abd şunu yapıyor:

marx, 20.yüzyıl sanayisini öngörmüştü, doğru. ancak internet, telefon, radyo, perakende market zinciri, kişisel arabalar, müzik kültürü gibi gelişmeleri bilmiyordu. amerika tıpkı "sosyalist" ideolojinin sınırsız bir ulus öngörmesi gibi "sınırsız bir ekonomi" öngörüyor.yani devlet sınırları olmayan bir ekonomik network yaratıyor.işte bunu marx bilmiyordu. sovyet liderleri de.

çöküş burada başladı

abd ve sovyetler birbirlerini net düşman ilan ettiler ve bu anında silahlanmaya yaradı. her iki ülke de deli gibi silah basıyor. sürekli teknolojilerini geliştiriyordu. 50 ve 60 arası sovyetler için çığır açmıştı ancak abd 20 sene sonrasında altın vuruşunu indirmişti.neydi bu?

tanıştırayım üniversiteler ve liberalin liberal'i dünya görüşü. ne demek bu ? 

abd 2.dünya savaşı sonrası bilim akademilerini ilerleterek güçlü üniversiteler yarattı.bilgi güçtür.bu doğrudan "sınırları olmayan ekonomi" anlayışına üniversiteler net katkıda bulundu.abd birden "bilgisayar-internet-telefon-radyo-televizyon" devrimlerini yarattı.sovyetler uzay'a çıkmıştı doğru ancak amerika tıpkı orta çağ büyücüsü gibi insanların eline süper bir teknoloji vermişti.işte bu bilgi paylaşımı dünyayı sarstı.

Silikon Vadisi


öyle ki televizyon'un siyah beyazdan renkliye geçişi bile "devrim" olarak nitelendiriliyordu. 80'lerin sonuna gelindiğinde abd'de 5 milyon bilgisayar varken sovyetlerde yalnızca 40 bin. bilgisayar gibi yüksek teknoloji ürünleri de, 20.yüzyıl sanayi devrimi ideolojisi gibi üretilmiyordu. devlet sınırları olmayan global bir ekonomi işliyordu. farklı parça tedarikleri hiç sınırları umursamaksızın bambaşka bir ekonomiye hizmet ediyor her ülkenin bir katkısı oluyordu. ancak (bkz: designing by) amerika'ya ağırlıklı olarak (bkz: silikon vadisi)'ne aitti.

abd bu şekilde bütün dünyaya sinir ağı gibi ekonomik bir koridor oluşturdu. üstelik kendi müzik devrimlerini de dünyaya tanıttı. 80'lerin rüya gibi geçmesinin nedeni de bu. insanları gandalf'ın anor alevi gibi etkilemişlerdi. kültürün etkisi asla yadsınamaz. mesela size soru "uzaylılar neden ingilizce konuşur?" siz bu kültür etkisini değerlendirin

sovyetler bu amerikan kültür devrimi karşısında tutunamadılar. bireyselcilik hiç olmadığı kadar önem kazanıyordu. kollektif görüş çöküyordu. müzik ve aile yaşantıları tüm dünya da değişiyordu. abd bu pazarı öyle bir ele geçirdi ki hemen ardında ki yazılım devrimini de başlatmıştı.(bugün kölesi olduğumuz.(bkz: apple)(bkz: google)(bkz: facebook)(bkz: microsoft)(bkz: ıbm) gibi )


bu şirketler öncesinde donanımsal olarakta sovyet teknolojisinin çok önündeydiler. sovyetler'in ileri teknolojisi vardı ancak bu halk seviyesinde kullanılan materyaller değildi. abd doğrudan satılabilir pazar yaratabilir teknolojiler geliştirdi.

peki abd birden nasıl bu kadar tüm dünyayı ele geçirip herkesin eline kendi metasını tutuşturacak seviyeye geldi? 

marx'ın eleştirdiği bireyselcilik yani insanları köleleştirdiği düşünülen bireyselciliği mükemmel bir yol ile kendileri için kullanılmıştı.

şöyle ki abd iş adamları üzerine kurulu. bir devletçilik var doğru ancak halk kontrolü tamamen olympos'ta oturan tanrılar değil "şirketler" tarafından yönlendiriliyor. ruhban sınıfı yada politikacılar değil "businessman" hegamonyası söz sahibi. böylece abd'nin %1'i bütün abd'yi kontrol edebiliyor bugün. bilgi'yi tespit edip geliştirip pazarlamakta bir hayli ustalar. dolar ise kelepçe görevi görüyor.

bunu ise bireyselci rekabetle yapıyorlar. mesela apple ve samsung rekabete tutuşmasa gelişebilir miydi? microsoft ve apple biglisayar sektöründe gelişebilir miydi? aşırı liberal toplumlarda bireyler ki bu birey bir şirket de olabilir, birbirleri ile rekabete tutuşuyorlar. pazarı kaybetmemek için daha iyi olmalısınız. özgürlükçü düşünce bu yüzden önemli. bu her daim daha yeni her zaman daha ileri mottosu işledikçe pazar daha da canlanıyor. üstelik bunun temeli üniversitelerde yaratılan bilgi tabanı oldukça üst düzey bir sıçrama yaşıyor abd ekonomisi. 

bu bireyselciliğin kendi rekabeti üzerinden ilerlediği bu sisteme karşın sovyetler ne yapıyor?

bireyselcilik olmadığı için halk arasında bir "fikir" yaratma ve bunu geliştirme söz konusu olamıyor. ilerleme kazanılamıyor. halk tabanından bir yükseliş söz konusu olmuyor. tam tersine insanlar karne ile yalnızca en temel ihtiyaçlarını zar zor gidermek zorunda kalıyor. sovyetler 80'lerde abd'nin bu kadar yüksek teknoloji ve global ekonomi çevirmesine karşılık kendi kısıtlı kaynaklarından devlet açıklarını kapatmaya çalıştı. petrol fiyatlarının düşüşü gibi en ufak bir ekonomik müdahale de artık sovyet ideolojisi çalışmıyordu.


özetle sovyetler abd silah endüstrisinin gerisinde kalmamak için kendisini aşan ve kendi ekonomisini çeviremeyen bir şekilde silah pazarına yüklendi. ancak abd zamanında geliştirdiği global ekonomi anlayışı ve kendi yurt içinde bireysel düşünce özgürlüğünü, bireyler arası rekabete sokarak, iş adamlarının da yatırımlarıyla kendi ülkesi içindeki bilgi akışını yüksek teknolojiye onuda kendi kazancına çevirmeyi becerebildi. işin sonunda abd kendi gelirinin küçük bir kısmını orduya ayırırken sovyetler çok daha fazla gelirini orduya yatırmak zorunda kalıyordu...

yukarda sayılan tüm nedenler bunların sonucunda ortaya çıktı.


sovyet ekonomisi abd'nin globalize etkisi karşısında duramıyordu

1) glasnost ve perestroika hareketleri. yukarıdaki ekonomik çöküşü kurtarmak için ortaya atılan kollektif düşünceyi bireyselciliğe çevirme girişimleridir.

2) baltıklar bireyselciliği benimseyip kendi ekonomilerini iyileştirmeyi düşündü. çünkü zaten kaynakları güçlüydü. sovyet toplumu kozmopolit olduğundan toplum yapısı kararsızdı, ulusları tek çatı altında birleştirecek herhangi bir parametre yoktu. kollektif ideoloji çalışmıyordu. sonunda ayrılıkçı düşünceler egemen oldu.

3) ikinci dünya savaşı sonrası zaten yok olma eşiğine gelmiş ruslar dengesiz şekilde büyümüş ve ağır mekanik bir şekilde hareket etmeye başlamıştı. bu kadar karışık ve geniş bir toplum düzene sokulamıyordu. vatandaşın kendi ihtiyaçları yurdun her tarafında etkili şekilde giderilemiyordu.

4) (bkz: nomenklatura) stalin'in demir yumruk baskısına maruz kalıyor ve halk tamamen özgürlükten kopuk. kollektif yapıdan farklı bir köleliğe maruz kalıyordu. buna karşın batılı elitler televizyonlarında michael jackson müziği dinliyor, los angels lakers-boston nba maçını fast food tüketerek izliyor ardından sinemaya gidip dünyanın geleceğine dair fikirler edinen bilim kurgu filmleri izleyebiliyordu.

5) tamamen sallanmaya başlamış ve abd karşısında tüm pazarı ve bireyselcilik haklarını da kaybetmiş sovyetler, idaresiz yöneticilerin pes etmesiyle de kaçınılmaz sona gelip dağılma kararı aldılar. buna karşın çin aynı tehlikeyi sezip deng şiaoping ekonomik önlemleri ile abd'nin post modern kapitalist hegamonyasının önüne geçmeyi başardı.


89 afganistan yenilgisi ise "baba böyük babaya dokanmayın derken dayının elinde rakı ile gelip salonda sızması".

20.yüzyıl başında düşmanca görülen bireyelcilik düşüncesi yerini kollektif zihin yapısına, toplumculuğa bırakmıştı.(bkz: komunizm) fakat yarım asır sonra bireyselciliğin bireyseli düşüncesi kişisel rekabet ile başarıyı doğuruyordu ve insanlar tekrar bireysel olmak istiyordu. bu ise kaçınılmaz bir başka kölelik getirdi (bkz: tüketim toplumu)

bu yazının en önemli sonucu ise abd'nin en büyük süpergücü yenmesinden sonra dünyada onu tutacak bir başka gücün kalmayıp fiili işgalleri başlatmasıdır. afganistan-ırak,(bkz: bop projesi) bu temele dayanır. sovyetlerin dağılması ülke sınırlarına entropik bir etki yarattı. büyük sınırlar küçülüyordu. diğer ulus devletler de dağılmalıydı. abd medya yaratıcısı olduğundan zamanında komünizmi kötülerken artık islamı şeytan olarak gösterip kendi emperyalist politikalarını uygulamaya koyuyordu. kaynakları alıyor, sınırları değiştirmeye çalışıyordu.