Tarihin En Etkileyici Oyunlarından The Last of Us'ın Yüreklere Dokunan Bir İncelemesi
The Last of Us sadece bir oyun değil; bir oyundan çok daha fazlası. Bunu, oyunu bitirenler çok iyi anlayacaklardır. Sözlük yazarı ''coor bagpipes'', bu şaheser oyunla ilgili enfes bir inceleme yazısı yazmış.
Tarihin En Etkileyici Oyunlarından The Last of Us'ın Yüreklere Dokunan Bir İncelemesi


UYARI: SPOILER İÇERİR!


21. yüzyılın post-modern kahramanlarının oyunu olduğu için böylesine vurucu bir iz bırakır, bir oda dolusu insanın üzerine büyük bir keyifle molotof kokteyli fırlatırken düşündürür. tek bir sona sahip olması ise dramatik yapıyı zayıflatmayacak bir karar olarak -şahsi görüşümce- isabetli olmuştur. finale etki eden etkenler oyun boyunca yapılan tercihlerin manidar bir bileşkesi olmadığında ortaya "a mı b mi, hadi seç de son videoyu izle." sığlığında sentetik gösteriler çıkıyor. deus ex human revolution sıçtı, mass effect 3 sıvayıp, ağzına yüzüne sürdü mesela bu mevzuda. naughty dog ise her şeyden önce oyuncusunun kafasını karıştıran, düşündüren, huzursuz eden ve yoran "ağır" bir son tercih ederek, last of us'ın geneline hakim olan karamsar anlayışa ters düşmüyor ve adeta "umut yok, yalnızca insan var." diyor.


demin entel dantel bir giriş yaparak 21. yy'dan ve post-modern kahramanlardan dem vurdum ya, onu biraz açayım. soğuk savaş amerika'sının çizgi romanlar karakterleriyle yaratılan siyah-beyaz şablonun eseri olan sınırsız ölçekte vatansever, fedakar, adanmış, kontrollü ve mantıklı iyi sterotip kahramanlar, bireycilik anlayışını benimseyen 21. yy insanının temel ahlaki değerlerince sıkıcı ve bön bulunuyor. kontrolü yitirmeyen, meseleyi asla kişiselleştirmeyen, yalnızca kötüyü durdurmak için görev bilinciyle mücadele eden bu karakterler, griyle barışan ve iyi-kötü kavramlarının bizzat kendi içinde bulanıklaşıp kaynaştığını idrak eden adem oğullarına sığ ve yapay görünüyor. çoğumuz "iyi" çocuklar olsak da kişisel garezimizi, nefretimizi ve intikam için duyduğumuz gizli tutkuyu içimizde yaşıyoruz. işte bu aynanın yaratıcılıktaki yansımasına "post-modern kahraman" demek isabetli oluyor. 


meselelere kişisel yaklaşan, kızıp kendisini kaybeden, gözü döndüğünde "kusursuz ahlak" tabularını hiçe sayan, intikam için öldürmekten çekinmeyen, dünyevi nimetlere sırt çevirmeyen, canavarlarla savaşırken içlerindeki canavarı büyük bir zevkle serbest bırakan karakterler, şablon iyilik kavramlarının yapmacıklığını fark etmiş olan bizleri büyülüyor. kötü adamı kanuna teslim ederek kaybolan kahramanın değil de o kötü adamı yok ederek haz duyan kahramanın peşindeyiz farkında olmasak da. zira kontrollü nefretimizle barışık bir nesiliz artık. öz adalet anlayışımızın temelinde kanıksadığımız bir intikam dürtüsü yatıyor. bir kadına tecavüz edenleri ya da tekbir eşliğinde kafa kesenleri gördüğümüzde onların acı çekerek ölmelerini tüm kalbimizle ve öfkeden kızarmış gözlerimizle diliyoruz. işte 21. yy post modern kahramanı da bunu diliyor ve yapıyor, olay mahaline gelen polisler yalnızca ölüleri buluyor.


last of us da kızan, bencilce hareket eden, kişisel meseleler yüzünden öldürmekten çekinmeyen bir adamın; joel'in ve ergenliğini ağız tadıyla yaşayamayan ellie'nin öyküsü. joel iyi adam değil, kendisini benzetebileceğimiz en yakın karakter romeun titus pullo'su. aşık olduğu kölesinin başka bir köleden hoşlandığını öğrendiğinde adamın kafasını parçalayan bu zalim karakter, yaptığını desteklemeyen onca izleyici tarafından daha ilk sempatik hareketinde affedilecekti. (sonra köle kızla evlendiler hatta.) joel da öyle; salgından önce şaibeli işler çevirmiş, olaylardan sonra ise kendi kafasında bir hatunla mekan basıp adam öldürüyor. biz de onunla empati kuruyor, onu doğruluyor ve eylemlerinde kendimizce anlam verebildiğimiz bencillik veyahut öfke kaynaklı bir motivasyon buluyoruz. ellie'nin yerini öğrenmek için işkence ettiği adamları öldürmesi hiçbirimizi rahatsız etmiyor. joel özünde gri olan insanın güçlü bir portresi, bu yüzden onu kolaylıkla idealize ediyor ve kendimize yakın tutuyoruz.


ellie ise oyun tarihinin en akılda kalıcı karakterlerinden biri. umutsuz ve zalim bir yerde, bencil insanın salt çıkarlarını yeğ tuttuğu ve bunu yaparken eskinin nezaketini çoktan elden bıraktığı bir dünyada yetişmiş. zayıf yaradılışlı ergen kız sterotipinin yanından bile geçmiyor. öte yandan her yönüyle insancıl, inandırıcı ve empatiye açık. joel ile "taşak geçmek" için gay dergilerini karıştıran, ağzı uzman çavuşlar kadar bozuk olan, cinnet geçirerek ölmüş hasmını defalarca bıçaklayan bu küçük kız zürafaları gördüğünde tüm sıkıntılarını unutarak hoplayıp zıplıyor, yüzme dersleri için heyecan duyuyor ve çizgi romanları ilgiyle takip ediyor. tıpkı avladıkları "avcılar" gibi, joel ve ellie de insanlığın radikal bir noktasında değil, biraz kazıyınca yüzeye çıkan çekirdeğindeler. zayıf, bencil, hiddetli, kafası karışık ve her şeyin ötesinde, empati kurabildiğimiz bir seviyede: insanlar.


dolayısıyla joel'ın "sikmişim insanlığın kurtuluşunu, ellie benim için daha değerli" diyerek ateş böcüklerini gözünü kırpmadan katletmesiyle last of us'ın "insancıllığı" tavan yapıyor. joel senin, benim, hemen herkesin yapacağını yapıyor: sevgisiyle bencilliği kendisine hak olarak görüyor ve önceliklerini bireycilik temelinde sıralıyor. "seviyorsam önemli olan budur" diyor. kişisel öncelikleri önplana alarak "for the greater good" geyiğine sırt çevirmek, hepimizin içindeki nihai karar mekanizmasının olası sonucu olarak yüzümüze çarpıyor. iyi-kötü ayrımı silikleşirken, insanın doğasını siyahın ve beyazın etiketleriyle etiketlemenin abesliği yüzümüze çarpıyor. 

sahi, tüm lösemili çocukların kurtuluşu ona bağlı olsa, hastalığa bağışıklık kazanan sağlıklı kızınızı ameliyat masasında ölüme yatırmalarına izin verir miydiniz? ben de öyle düşünmüştüm. last of us da öyle düşünüyor. insan öyle düşünüyor.

DAHA FAZLA İÇERİK