Tarihten Örnekler Vererek Yapılan Nefis Bir İnceleme: Neden Israrla Kitap Okumaya Devam Etmeliyiz?
Kitap okumamanın hatta herhangi bir şey okumamanın aşırı yaygınlaştığı, cehaletin samimiyetle eş tutulduğu bir çağda yaşadığımız kaçınılmaz bir gerçek. Peki neden bunlara karşı çıkmalı ve okumayı bırakmamalıyız? Ne hikmeti var kitap okuma denen şeyin?
Tarihten Örnekler Vererek Yapılan Nefis Bir İnceleme: Neden Israrla Kitap Okumaya Devam Etmeliyiz?
iStock.com


allahtan iskenderiye kütüphanesinin kurulması ve organizasyonundan sorumlu olanlar "kitap okumamanın eksikliğini hissetmiyorum" şeklinde düşünmemişler, zira burasının bir kültür merkezi olarak atinaya rakip olabilmesi için dünyanın bütün kitaplarını barındırması öngörülmüştü.

dünyanın en önemli kütüphanesi de oldu bir süre sonra lakin yakıldı yıkıldı hepimizin bildiği gibi. güzel bir idealdi yine de.


yine böyle bir ideale, kitap okuyanların ve bunun getirilerini hissedenlerin yakından tanıyacağı campanella sahipti. bu zatı hatırladığım kadarıyla hapse tıkmışlardı ve o arada güneş ülkesini yazmıştı. her neyse, hapse atılmadan ve bu kitabı yazmadan önce de okumaya o kadar düşkündü ki, bir anısında yahut mektubunda, okuma sevdasından bahsettiği paragrafı "dünyadaki tüm kitaplar doyuramazlar açlığımı" diyerek bitirmişti.

o zamanlar campanella'yı hapse tıkan zihniyet, daha sonraları -tam olarak 1751'de-, fransız devrimi ve aydınlanma çağlarındaki kilometre taşlarından biri olan ansiklopedi yazarlarını rahatsız ettiler. diderot ve dadaşlarının giriştiği bu iş, dünyadaki tüm ise yarar bilgileri bir kitapta toplamayı amaçlıyordu, bir nevi yeni çağ iskenderiye kütüphanesiydi. zaten işin bu büyük boyutu yüzünden diğer ansiklopedi girişimlerinden ayrılmış ve yazıların dogmalardan uzak ve bir nevi sözlük gibi, alaycı ve esprili yazılmasıyla da halkın ilgisini çekmişti...

Diderot

dünyanın tüm ise yarar bilgileri ve kavramları... diderot bu girişiminin öncesinde yazmış olduğu basit bir erotik romanı yüzünden hapis tecrübesi edinmişti zaten (bu eseri sanırım halen en çok basılan ve çevrilen eseridir, ismi aklımda değil)(edit:ismi la reliğieus- rahibe imiş; aethewülfa selam yolluyoruz) sonuçta yeraltı basım yayın dünyasına ilişkin verdiği birkaç bilgiyle ve voltaire gibi ünlü tanıdıklarının yoğun baskılarıyla serbest kalmıştı. işte bu kaşarlanmışlığı yüzündendir herhalde, ansiklopedi yüzünden tekrar hapse atılmadı ama neredeyse tüm ileri gelen yazarlar baskıyı hissettiler ve ortalık yatışıncaya kadar görece liberal olan hollanda'da beklediler.

"dünyanın tüm kitapları" yakılmıştı, dünyanın tüm kitaplarını okumak isteyen insanlar da hapislerde çürütülmüştü, lakin dünyanın tüm bilgilerini içeren bu kitaptan 25 bin kopya basıldı ve baskıya rağmen insanlara ulaştı. bu da bir gelişme sayılırdı.

şimdi ise internet var; çin, küba, iran, vb yaklaşık 20 ila 45 arası ülkede internet üzerinde değişen oranlarda yasakçılık ve sansür uygulanıyor. lakin artık hiçbir routerin kapatılması, hiçbir serverin yıkılması, hiçbir gazetenin kapatılıp, kütüphanenin yakılması insanın bilgi birikiminde bir gerilemeye yol açmayacak, insanları bilgiden koparamayacak.


yani asıl sorun artık bilgiye ulaşmak değil, bunu istemek, buna merak duymak.

ne yazık ki kitap okumanın entellik dantellikle özdeşleştirilmesi, garip bir şeymiş gibi görülmesi bu yüzden üzücüdür. bakın, entry'nin bu kısmını günlük tadında yazayım. birkaç sene evvel çeşmeye gitmiştim. çılgın attığımız zamanlarımızı yavaş yavaş geride bıraktığımızdan olsa gerek, tek derdim gündüzleri yüzmek, geceleri güzel yemek yiyip, şarap muhabbeti eşliğinde sızmaktı. o sebeptendir ki gündüz beach clublara giderken pek normal birşey sanaraktan yanıma kitaplar alıyordum. fakat gel gör ki nereye gittiysem kendimi albino sempanze gibi hissediyordum, her gören bir garip bakıyordu. etrafıma bakındıkça da başka bir allahın kulunu göremedim kitap okuyan; en yakın entellektüel hareket tavla oynamaktı. tabii işin kötü yanı, parasal yönden rahat bu insanların kitap okuyan birini loser olarak görmelerinin yanında, bunu dile getirecek kendine güvenden de yoksun olmalarıydı.

bu insanların da çoğunluğu eminim iyi kalplidirler, sevenleri sevdikleri vardır. lakin bir köpeğin de sevenleri var ve bir köpeği de clubdaki minderlerin üzerine koyup beynine elektrotları bağlasak, tüm gün boyunca aynı miktarda zihinsel aktivite gözlenebilir. demek istediğim imkanı olduğu halde öğrenmek istemeyen, merak etmeyen, edenleri de hor gören bu cahillerden nefret etmek gerekmez, lakin bu sizden daha aşağı varlıklar olmadıkları anlamına da gelmez. nasıl ki bir şempanzenin hayatı bir tapırınkinden, onunki de bir karıncanınkinden daha değerlidir, sizinki de bunlarınkinden daha değerlidir.


tabii kitap okumayıp çeşitli yetenekleri olanları tenzih etmek lazım ama burada ihtimallerden bahsediyoruz zaten, genelleme yapmıyoruz. yoksa her okuyan da adam olur diye bir kaide yok. ama kitap okuyan birinin, okumayan ve okuyana da anlam veremeyen birine kıyasla, entelektüel açıdan daha değerli olma ihtimalinin daha yüksek olduğu aşikar. ve eğer ki biz insansak, entelektüel değerimiz herşey demektir.

tabii, bilgi dediğimiz şeyin içinde bilimsel makale de var, teknik dokümanlar da var ve bu konuya dikkat çekenleri de tebrik ediyoruz zira bilimseliz diye geçinip hayatında bir tane makale satırı okumamış sayısız insan var.

lakin bunlar kitapların yerini doldurmaz.

kimse cisco router spesifikasyonlarını okuyarak campanella'nın hayallerini, diderot'nun özgürlükçü medeniyetleri tarif ettiği hayali gezi yolculuklarını, marcus aurelius ve sextus empricus gibi stoacıların hayranlık uyandıran dünya görüşlerini, dostoyevski'nin psikanalizinin derinliğini, 1984 gibi distopyaların hayal gücünüz üzerindeki etkisini, jack london'un sürükleyici hikayelerini, o manyakoğlumanyak oscar wilde'ın zekasını, büyük varoluşçuların edebi yeteneklerini keşfedemez. pek ilgi duymasam da, insan shakespeare'in kendisine ifade ettiği şeyleri başka nerede bulur?

bunları okumadan, nasıl kendi başına, bu insanların kaleminden çıkmış duygu ve düşüncelere tüm kapsamlarıyla vakıf olabilir?

Bir başka muhteşem yazar Tom Robbins.

kitaplar bu dehaların, bu zekaların akıllarına açılmış pencerelerdir ve oradan içeri baktığınızda kendi başınıza sittin sene akıl edemeyeceğiniz, göremeyeceğiniz yeniliklerle karşılaşırız. işte bu yüzden kitaplar ufkunuz açar; dan brown'un macera romanlarından ibaret değil ki bu meret. einstein'ın makalelerini okumanız, onun ideas and opinions kitabındaki fikirleri hakkında size nasıl ipucu verebilirdi, yahut pek muhterem fizikçi richard feynman'ın acayip hikayelerini dinlemenin verdiği zevk başka türlü bana nasıl malum olabilirdi?

[not: tüm bunlardan sonra "iyi de zamanım yok" diyenlere öncelikle televizyonlarını komşuya vermelerini öneriyor, sonra da yaradana sığınıp reklamımı yapıyorum. (bkz: felsefenin öyküsü)]

DAHA FAZLA İÇERİK