Tatilya'da Bir Günde Neler Yapıldığıyla İlgili Okurken Nostalji Komasına Gireceğiniz Bir Yazı
1996-2006 yılları arasında İstanbul, Beylikdüzü'nde hizmet veren Tatilya, bir neslin çocukluğunun en unutulmaz ayrıntılarından biri. Gelin, Sözlük yazarı "marley"le birlikte biraz nostalji yapalım.
Tatilya'da Bir Günde Neler Yapıldığıyla İlgili Okurken Nostalji Komasına Gireceğiniz Bir Yazı


atilya topraklarına yaklaşıldığında sizi karşılayan, şimdilerde elinde real süpermarket'in reklamlarını taşıyan tatilya cumhurbaşkanı görülür, inceden heyecanlanılırdı.


sonra giriş kısmı aşılır hemen curcunel isimli karanlık, çeşitli engellerle, hareketli zeminlerle, hareketli aynalarla, labirent gibi yollarla dolu tünele girilirdi. ilk zamanlar tam çıkarken altından "puıfsss" şeklinde hava vererek insanı ürküten sistemin yeri daha sonraları ezberlenir, oradan geçerken özellikle tam havanın verileceği bölümde durulurdu.


sonra "tatilya'da atari mi oynanır ya" mantığıyla atari salonu bölümünün yanından geçilir kaydıraks isimli su kaydırağına yönelinirdi. ancak değişmez bir tatilya gerçeği varsa o da kaydıraks sırasının asla ortalama bir insan sayısıyla sınırlanmış olamayacağıdır. beş altı kulvarlı sırasının neredeyse tamamının dolu olması adettendir. bu görülünce merdivenlerden aşağı inilir.


doğruca gökkule isimli tatilya'nın tüm katları boyunca yükselen daha sonra en tepede dönmeye başlayan alete binilir, bir yandan eğlenceden çığlık atılırken bir yandan da sizinle birlikte binen arkadaşlarınızın dönme esnasında ne durumda olduğu gözlenir.


afallamış halde bozulmuş bir dengeyle inilir doğruca tatilya efsanelerinin unutulmazı sinerama'nın sırasına girilir. sinerama'nın filmleri yılda bir kez falan ancak değişir. o yüzden her sahnesi ezberlenen uzay savaşı ya da polis kovalamacası tadında kısa filmlerden biri izlenir, ekrandaki manevralara, devinimlere göre koltuğunuzun aldığı şekillere gülersiniz. simulasyon denen kavram ile basit bir tanışıklıktır sinerama.


sinerama'nın ardından sırada elbette pır pır filo vardır. pır pır filo'ya gidilirken yolda mağaramsı bir bölümün içinde çuf çuf tren isimli sıfır eğlence modunda, yalnızca beş yaş altına hitap eden eğlence trenine binen küçük sayılamayacak insanlara bakılır, çuf çuf tren deneyimine sahip herkesin yapacağı gibi "dayanabilirsiniz" bakışları atılır. pır pır filo ise bir merkez ekseninde dönen küçük uçaklardan oluşan bir oyuncaktır. pek hızlı olmamasına karşın pır pır filo'yu eğlenceli kılan şey uçağın aşağı yukarı hareketlerinin sizin elinizde oluşudur. önünüzdeki sistem ile iniş çıkışları kumanda edebilirsiniz. diğer uçaklardaki arkadaşlarınıza laf atarak buradaki göreviniz de tamamlanır.

hazır yakınken çarpışan arabalar bölümüne de uğranır.


belki kaydıraks boşalmıştır diye umularak üst kata çıkılır. elbette kaydıraks boşalmamıştır. ama ilk seferki gibi uzaklaşmak yerine bu kez sıraya girilir. sıra geldiğinde arkadaşları ikişer gruplara ayırarak kesilmiş kütük görünümündeki kayıklara binilir. su kanalında yol alınmaya başlanır. ilk kısa kaydırağa tırmanırken heyecan yapılır içten içe. kaydırak aşağı doğru kaymaya başladığında eller kaldırılır sular üstünüze sıçrar. ama esas beklenen ikinci yüksek kaydıraktır. tırmanırken eller yine kaldırılır. kaydırak kaymaya başladığında yokuş aşağı su içinde kalınır. hatta az ıslanan varsa el yordamıyla hemen su takviyesi yapılır o kişiye. tur bittiğinde inmemek, çaktırmadan bir tur daha dönmek için şans kovalanır. dışarı çıkıldığında yüksek kaydırakta çekilmiş olan fotoğrafınıza bakarsınız.

daha sonraki hedef alaboradır. tatilya'nın en korkunç ve efsanelere en çok konu olmuş oyuncağı olan alabora grupta bölünmeler anlamına gelir. her grupta "ben alaboraya binmem"ci bir insan kontenjanı hazırdır. hatta normalde binip de havasında olmayanlar da olur. bozuk paralar falan binmeyene teslim edilir. daha sonra hafife alınmayacak bir yükseklikte tepe taklak edilirsiniz. elbette bazı insanların ceplerinden çeşitli nesneler aşağı doğru uçuşur bu esnada. çığlıklar yükselir. ters bekletilirsiniz. inildiğinde herkes olayın değerlendirmesini yapmak için hazırdır. "beklettiği çok fenaydı yaaa", "ben başlarken çok fena oldum", "omuzlarım ağrıdı benim abi" klasik yorumlar olsa da bir klasik varsa o da "az kalsın düşüyodum ben ya"dır. her alabora turunda kesinlikle az kalsın düşen biri vardır. hatta "alabora bilmemkaç senesinde düşmüş, bi sürü insan ölüm biliyo musuuun"dur.


daha sonra tatilya ülkesinin demirbaşlarından, müdavimlerinin kesinlikle sesine de yüzüne de aşina olduğu konuşan ağaç ziyaret edilir. eskiye dair anlatıları dinlenir. bu göz, ağız hareketlerini nasıl yaptırmışlar acaba diye düşünülür. sonra konuşan ağaç uykuya dalar. biz de ayrılırız oradan.


tiyatro sahnesine göz atılır. ilgi çekici bir gösteri varsa izlenir. tabii tatilya'da bir çocuğun kıçı pek yerinde durmayacağından bir süre sonra oradan da uzaklaşılır.

kapanış için express tren isimli tatilya sembolüne yönelinir. tatilya demek, express tren demektir bir yerde. kaydıraks'a göre nispeten kısa olan sırasına girilir. tren'in en öndeki vagonu kapışılır tabii, binebilirseniz ne ala. işte tatilya zevki denen şey tam olarak express tren'in raylarının gökyüzüne doğru yükseldiği, düşüşe hazırlanma noktası durumundaki o tırmanıştaki insanın içinde oluşan heyecandır, meraklı ve yerinde duramayan korkudur. bütün tatilya'nın üstünde yan yatarak, bağırarak, elleri kaldırarak, virajlar alarak hızlı bir tur atılır.


daha sonra ayrılma vakti geldiğinde, tatmin olmuş gülümsemeler ile gün sonlandırılır.

güzel yerdi tatilya. çocuk olmaktan başka bir şeye gerek olmayan az yerden biriydi.

DAHA FAZLA İÇERİK