Türk Müteahhitler Neden Israrla Çirkin Apartman Yapmaya Devam Ediyorlar?
Şimdiki İstanbul'un mimari anlamda ne kadar vasat olduğu çok açık. Eski yapıları saymazsak, İstanbul artık hemen her yeri Türk müteahhitlerin kar amacıyla yaptıkları çirkin apartmanlarla dolu. Peki bunun sebebi ne? Bu çirkin apartmanları çirkin yapan şey aslında ne? Sözlük yazarı "whokares" anlatmış.
Türk Müteahhitler Neden Israrla Çirkin Apartman Yapmaya Devam Ediyorlar?
iStock.com


yerin dibine sokulan bu anlayışın öncelikli sebebi, türkiye'de yerleşik bir şehir kültürünün olmamasıdır. ileride olur mu, bilmem.

ne demek istiyoruz? çok basit.

türkiye'deki şehircilik anlayışı, köyden kente doğru gerçekleşen muazzam göçün etkisi altına yıkılıp gitmiştir. ben yıllar önce türkiye'de iken, ailemle ankara'da bir apartman dairesinde yaşıyorduk.

inanır mısınız, o zamanlar ankara'nın belli bölgelerinde odaları salona açılmayan apartman dairesi bulmak çok zordu. şimdi nasıldır bilmiyorum.


evet, apartman dairesi üç oda ise, o üç odanın sadece biri bağımsız (ana yatak odası) diğer ikisi ise salona açılır şekilde tasarlanmıştı.

sebebi neydi? sebebi köylülüktü.

köyde salonun ortasına yerleştirilen soba, o evin merkezidir. ev halkı o sobanın etrafında yaşar. odalar sobanın olduğu salona açılır. yemek salonda yenir. herkes odasından çıkıp salona gelir, vs.

işte o kültür aynen apartman tasarımına da nüfuz etmiş zamanında. maksat salona açılan odaların "ısınması". maksat, köyde alışılan komün hayatın şehirde de devam ettirilebilmesi.

istanbul'da filan ne kadar sivaslı, kayserili varsa bakın, inşa ettikleri apartmanlar üç aşağı, beş yukarı böyledir.


tuvaletin mutfağa yakınlığı da bununla ilgili. çoğu köy evinde mutfak ve tuvalet ana binanın dışında bulunur, ve birbirlerine yakındır. maksat kışın fazla yürümemek. aynı hayat tarzı köyden şehire taşınınca mutfağa bitişik tuvalet tasarımlarının ortaya çıkması normal.

halkımız zevksiz derken... hayır. o kadar basit değil.

halkımız köylü.

şehire göç edeni de köylülüğünden taviz vermiyor. dahası, taviz vereni hor görüyor.

ben yine seneler önce ankara'dan boston'a uçarken genellikle ankara-avrupa-boston rotası izlerdim. o avrupa bağlantısı da ya zürih, ya frankfurt, ya da münih filan olurdu. o check-in sırasında yanında bavullar dolusu leblebi, çekirdek taşıyan mı istersiniz, tepesinden sızıntı yapmakta olan salamura yaprak bidonunu teslim etmek isteyen mi istersiniz, yanıma yanaşıp "gardaş senin yük az gibi, anamın ördüğü şu gazağı da senin bavula goyak" diye mal mal konuşanını mı istersiniz... hepsinden vardı.

seneler önce avrupa'ya göçüp yanında hala bakliyat taşıyan köylü, sırf ankara'ya, istanbul'a göçtü diye yaşam tarzından vazgeçer mi?

2,100 senesine filan değişir bunlar.