Türkçe ve Arapça Arasındaki Temel Farkın Yaşam Biçimlerinden Gelen Can Alıcı Sebebi
Günlük hayatta farkında olmadan kullandığımız şeylerin uzun süreli ritüellerden gelen kaynakları olduğunu çok güzel anlatan bir fark.
Türkçe ve Arapça Arasındaki Temel Farkın Yaşam Biçimlerinden Gelen Can Alıcı Sebebi
Yaşar Kemal ve Mısırlı yazar Necip Mahfuz / Yaşar Kemal Fotoğrafı: Getty Images/Selin Alemdar


türkler'in göçebe zamanlarından kalma kelimeleri (söz, sözcük) hep kısadır ve isim değil, fiil ağırlıklıdır

aynı şekilde eski türkçe'de komut (arapça: emr, latince: ordinem, ingilizce: order, almanca: befehl, fransızca: ordre) içeren fiillerin ve isimler de oldukça kısa ve nettir. 

örneğin; (koş), yap, ur (vur), kit (git), kel (gel), çıkin, keldür (getir), kötür (götür), or (kes), şebük (çabuk), evek (acele) gibi.

bunların sebebi ise şöyle: eski türkler göçebe ve savaşçı oldukları için daima bir hareket halindeydiler. herhangi bir saldırıya karşı çadırını ve mülkünü anında toplayıp göçmek ve bir yandan da savaşmak zorundaydılar. bu ise türklerin tamamen eylem ağırlıklı bir hayatları olduğu, bu hayatlarında da hızlı ve çevik olmaları gerektiği sonucunu doğurur. haliyle bu durum da dile yansımış ve sürekli hareket halindeki toplumun dili de eylem ağırlıklı ve kısa, net kelimelerden oluşmuştur.


arapça'da ise bu durum tam tersi

şu adresten görüleceği gibi, arapça'dan türkçe'ye geçen kelimelerin çok büyük bir bölümü isim ağırlıklıdır. arapça'dan türkçe'ye (ve diğer dillere) fiillerin geçtiği çok görülmez. çünkü arapça kelime sayısı bakımından oldukça zengin bir dil olmasına rağmen, bu neredeyse tamamen isimlerden oluşmuş bir zenginliktir. arapça'da fiiller yok denecek kadar azdır. ki, arapça'dan gelen bir isim-kelimeyi fiile çevirmek için türkçe yardımcı fiillere ihtiyaç duyarız. (arapça emir + türkçe etmek: emretmek. tr: buyurmak) (arapça mukavemet + türkçe etmek: mukavemet etmek. tr: direnmek) (arapça ihtiva + türkçe etmek: ihtiva etmek. tr: içermek) (arapça mevt + türkçe olmak: mevta olmak. tr: ölmek) gibi.

arapça'nın tam bir isim dili olduğuna dair şu bilgileri paylaşmakta fayda var

- araplar bal için 80, aslan için 350 ya da 500, yılan için 200, köpek için 70, dişi deve için 255, erkek deve için 1000 civarında kelimeye sahiplerdi. (kaynak: www.doguedebiyati.com/nusha/08/005soner-modern_arapca.doc)

- yağmura, rüzgâra, ışığa, karanlığa, taşa, toprağa, suya ait ayrı ayrı yirmiye yakın ad vardır. (kaynak: http://www.ayk.gov.tr/…açidan-değerlendİrİlmesİ.pdf)

- hatta arapça'da "çift hörgüçlü bir devenin önünde yürüyen hamile bir kadın" görüntüsünü anlatan tek kelime bulunmakta(ymış). (kaynak: lise'deki hocam :( )

arapça'nın bu kadar isim ağırlıklı olup da, fiile neredeyse hiç önem vermemesinin sebepleri ise, türkçe'nin eylem ağırlıklı bir dil olmasının tam tersiyle açıklanır

arap toplumunun konar-göçer olmaması, yerleşik bir yaşam tarzını benimsemeleri, savaşçı ve hareket halinde bir toplum olmamaları, iklim koşulları gereği de oldukça durağan yapıları sonucu, araplar eylemden ziyade statik bir dil geliştirmiştir. hatta şöyle söylemek uygunsa (tabiri caizse); araplar oturmuşlar ve gördükleri her şeye "ulan bunun adı da bu olsun" mantığıyla bir, iki, on, yüz, bin tane isim koymuşlardır.