Türkiye Eğitim Şartlarını Düşününce Can Yakan Bir Soru: Özel Okul mu, Devlet Okulu mu?
Özel okulların ücreti, devlet okullarının ise eğitim kalitesi çocuğunu hangi tür okula göndereceğini düşünen aileler için büyük soru işareti.
Türkiye Eğitim Şartlarını Düşününce Can Yakan Bir Soru: Özel Okul mu, Devlet Okulu mu?
iStock


hem özel okulda, hem devlet okulunda görev yapmış bir öğretmen olarak:

- kesinlikle öğrenci sıkıntısı yaşayan, küçük kolejlere kayıt yaptırmayın. ben ted koleji'nin bir şubesinde çalıştım. ted'in ankara ve istanbul haricindeki okulları mali ve idari olarak kendilerine bağlı değildir ve ekseriyetle kötüdür. çoğu okul bu şekilde franchising şeklinde çalışır.

- asıl kriter, okulun öğrenci sıkıntısı çekip çekmemesi. siz okulu değil, okul sizi seçiyorsa hiçbir veliye minnet etmez, eğitim satmaz, eğitim verir.

- bunun göstergesi olarak bakacağınız kriteri vereyim: daha önce hiç disiplin işlemi uygulandı mı? mesela ted ankara'dan atılmış bir sürü öğrenci biliyorum. diğer kolejler, öğrenciyi kaybetmeyi göze alamadığı için ne olursa olsun örtbas ederler. gün gelir, sizin çocuğunuz ve bir başka çocuk arasında kaldıklarında "ailelerinin statüsü" devreye girer.

- ben, yine her iki seçeneği de görmüş birisi olarak kesinlikle devlet okulundan yana olurdum. özel okulların imkanlarının daha fazla olduğu açık, ama talep ettikleri para kadar hizmet vermedikleri daha açık. amacınız çocuğunuza bir şeyler katmak ise, devlet okulu+özel okula vereceğiniz para+çocuğunuza ayıracağınız zaman üçlüsü ile daha güzel sonuçlar elde edeceksiniz.

anaokulunda hatrı sayılır özel okullardan birine 2 sene gitmiş ve şu anda leş gibi bir çevrede devlet okulu ilkögretim 1. sınıfa giden bir ögrencinin babası olarak bana göre eğitim 4 temel taştan oluşmaktadır ve bunların özel-devlet karşılaştırmaları:

özel okul ögretmen vs devlet okul ögretmen: 

bence açık ara devlet okulu ögretmeni öndedir. ögrenci veya veli, müşterisi degildir. kimseyi memnun etmek zorunda da degildir. son olarak da kpss'yi kazanmıştır.

özel okul çevre vs devlet okulu çevre:

özelde 2 yıl öğlen yemeklerindeki elmanın neden organik olmadıgını, peynir tüccarı ailenin oğlunun yaptıgı şımarıkları çözmenin formüllerini aradık okul yönetimi ve veliler olarak.
devlette okuma-yazma bilmeyen annenin cocuğunun ödevleri yapamamasını, tüm günü sokaklarda geçen küçük bir cocuğun sınıfta yaptıgı aşırılıkları konuşuyoruz veliler olarak. çevre konusunda ne özel ne devlet öne cüçıkıyor bence.

özel okul ögrenci vs devlet okulu ögrenci:

ekşi sözlük yazarı-okuru ve eğitim konusuna biraz kafayı yoruyorsanız zaten cocuğunuz da bir çok konuda ülke ortalamasının bir miktar üzerindedir. ortalama üzeri olmak çocuğa devlet okulunda özgüven katar, özel okulda ise ortalama üzeri olmak çocuğun eksik olmamasını sağlar. benim şartlarıma göre devlet okulu önde.

aile:

bence en önemli nokta burada. çocuklarına yardımcı olmak, özel okula gönderip farklı beceriler kazanmalarını sağlamak, iyi birer okul eğitimi almalarını sağlamak bütün ailelerin hedefi. fakat bunları yaparken çocuğa aslında kötülük yapabiliyor olma ihtimali de var. birine yardımcı olmak istiyorsanız ona ne yapması gerektiğini değil nasıl düşünmesi gerektiğini öğretin/gösterin. yetenekler teorisi’ne göre çocuklar mücadeleye açık olmalı, zor sorunları kendi başlarına çözebilmeli ve değerler geliştirebilmeliler. yani birçok yetenek öğrenip problemlerini çözemeyen bir çocuk yetiştirmek yerine daha kısıtlı yeteneklere sahip, belki daha az sayıda sporu yapabilen veya daha az sayıda müzik aleti çalabilen, fakat kendi problemlerini çözüp zorluklarla başa çıkabilen çocuk yetiştirmek hayatınız boyunca çocuğunuza yapacağınız en büyük iyilik olabilir. çocuğunuzun deneyim kazanabileceği “ders”leri almasını sağlamak bir ebeveyn olarak hayattaki en önemli sorumluluğunuz olabilir.

bu sorumluluğun bilincindeyseniz özel-devlet farketmez, seçim sizindir zaten bu dersleri türkiye'de hiçbir okul vermemektedir, aile okulundan başka.

bu soru, yaşanılan yere göre problem olmaktan çıkabilen ya da direkt ciddi bir sorun haline gelebilir.

büyük sayılabilecek şehirlerdeki devlet okullarında 40+ kişilik sınıflarda eğitim gören öğrenciler ileride çok ciddi temel sıkıntısı yaşıyor. her öğrenciyle yeteri kadar ilgilenilemiyor (hâliyle) ve ilkokul 1'in sonunda okuma yazma dahi öğrenemeden sınıfı geçen öğrenciler ortaya çıkıyor. bildiğin yapay ekosistem, doğal seçilim biraz tökezleyeni affetmiyor. en büyük kötülüğü de bu tökezlemeye rağmen sınıfta kalmak olayını ortadan kaldıran milli eğitim yapıyor öğrencilere. öğrenemeden, yeterli ön bilgilere sahip olmadan bir üst sınıfa zıplıyor çocuk. bir öğrencinin sınıfta kalabilmesi şu an epey zor. bu şartlar altında çocuğun yeterli ilgiyi görebilmesi için özel okula yönelmek makul.

diğer taraftan hemen hemen her mahalleye açılan bakkal dükkanından hallice özel okullar var. emekliliği gelmiş/geçmiş ya da daha yeni mezun olan öğretmenler buralarda düşük ücretlerde çalıştırılıyor. eğitim değil, öğretim yapan ruhsuz kurumlar bunlar ekseriyetle. güncel müfredat neyi gerektiriyorsa onu veriyor, fazlasına bulaşmıyor.
bir öğrenci bu tip okullarda, okulun bulunduğu şehre göre 10.000-40.000tl/yıl gibi bir fiyata eğitim görebiliyor. özellikle fazla göç alan şehirlerde devlet okullarının kalabalıklaşması, eğitim kalitesinin düşmesi üzerine pek çok öğrenci ve veli bu okullara yöneliyor. makul lakin net bir çözüm değil.

devlet okulları boka sardı diye özel okullara yönelmek, çocuğun geleceği hakkında endişelenmek son derece doğal. ancak çözümü geçici ve günü kurtarmalık yöntemlerde aramak yerine her vatandaşın hakkı olan eğitim hakkından en iyi şekilde istifade edebilmek yine vatandaşların elinde. devlet bunu ücretsiz olarak sağlamak zorunda. bu yüzden vergi veriyorsunuz. yakınlarda okul yoksa, okulda öğretmen yoksa, laboratuvarda mikroskop yoksa, okulun spor salonu yoksa; "ben çocuğumu buradan kaçırayım, maddi olarak başta biraz zorlanırız ama altından kalkarız." şeklinde düşünüp çocuklarınızı devlet okullarından "kurtarmak" düşüncesi bencilce. maddi olarak bu topun altına giremeyecek ailelerin çocukları için bu direkt fırsat eşitsizliği oluyor.

ısrarcı olup milli eğitimdekileri bezdirene kadar dilekçe yazmak, hakkınız olanı talep etmek ayıp değil. markette 10 kuruş paraüstü için kavga çıkaran adamlar bu konuya teslimiyetçi yaklaşıyor, çıldırıyorum.

tüm ısrarlara ve çabalara rağmen milli eğitimden şartları iyileştirmeye yönelik geri dönüş alamazsanız parayı bayılmak ve ticari amaç güden eğitim kurumlarına yönelmek durumunda kalıyorsunuz.

çocuk yetiştirmek zor iş.

bu bir sorunsal değildir, çözüm öğretmendedir. doğru öğretmeni bulduktan sonra, çevresi ve ve veli profili ortalama ve üstü ise özel okulu aramazsınız.

çocuk bir özel okuldaydı, şimdi devlet okulunda. sınıfı 23 kişi, öğretmeni sadece ders değil, sosyal yönden de gelişmeleri için uğraşıyor. kadıköy belediye başkanının açılışını yaptığı bir sergi bile yaptılar. aynı okuldaki diğer öğretmen her gün 8-10 sayfa ödev verirken bizim öğretmen haftada üç dört sayfa ödev veriyor. bunun yerine bol bol kitap okumaya teşvik ediyor, filmler izletiyor; bunları bomboş, vakit geçirmek için de yapmıyor. okudukları kitaptan, izledikleri filmden ders çıkartmalarını, yorumlamalarını istiyor.

evet, bu özel okul spor yönünden olsun, ingilizce eğitim konusunda olsun, çocuğun bir çok farklı faaliyet şansına sahip olduğu bir okuldu. çünkü veliler şunu istiyor: çocuğum çok iyi ingilizce öğrensin, hatta yetmez ikinci bir dili de öğrensin, iyi yüzsün, satranç bilsin, basketbol oynasın, futbolcu olsun ama tiyatroya da ilgili olsun, drama dersi alsın, yetmedi şarkı da söylesin. lan bunları hangi çocuk, çocuğu geçtim, hangi yetişkin "tam anlamıyla" yapabiliyor? biz ne yaptık, bizimki satranç oynamayı seviyordu. satranç öğretmeni de ilgisinin olduğunu, üstüne düşülmesi gerektiğini söyledi. haftada bir 1 veya 1,5 saat satranç dersi alıyor. sporunu beden dersinde yapıyor. haftada bir gün dramaya gidiyordu ancak bundan çok da memnun değil. seneye muhtemelen gitmeyecek. birinin saatine abartı olmayan bir para veriyorum. özel okul parasının yanında çok çok komik bir para. drama ise belediyenin ücretsiz kursunda. drama dışında müzik falan da var.

hiç bir özel okul öğretmenin 4 sene boyunca aynı kalacağını garanti edemiyor. niye? çünkü sözleşmeleri 1 veya maksimum 2 yıllık ve o öğretmen atanırsa veya başka bir özel okuldan teklif alırsa gidecek de ondan.

okul bakmayı bırakın, öğretmen araştırın. çocuğunuzu bina değil, öğretmen yetiştirecek.

bir öğretmen olarak cevap veriyorum: c) hiçbiri

neden mi? çünkü bu sorunsaldaki iki okul da türkiye'de ve türk eğitim sistemi henüz şunun farkında değil: okuma yazma her yaşta öğrenilir, asıl önemli olan davranış eğitimidir. bizde uyum haftasında öylesine geçiştirilen, hayat bilgisi dersine sıkıştırılmaya çalışılan davranış eğitiminin eksikliği çocuğun akademik ve sosyal hayatını, diğer çocukların akademik ve sosyal hayatını, bir ülkenin dinamiklerini etkilemektedir. nasıl mı? şöyle:

çocuklar ailelerinden kopup ilk defa bir birey olarak okulda bulunuyorlar. anasınıfında teneffüse çıkmayıp sürekli öğretmen gözetiminde oldukları için tam olarak özgür değiller ama okul özellikle de teneffüs onlar için çok önemli çünkü özgürleşiyorlar. nöbetçi öğretmen bu durumda o kadar işlevsiz ki, aynı anda bahçeye, koridora salınan 300 çocuğa koşma çocuğum demesi hiçbir şeye yaramıyor. çocuğun koridorda koşmasının ona veya başkalarına zarar verebileceğini öğrenmesi lazım. davranış eğitimi zor olduğu için buna ciddi bir zaman ayrılması lazım.

davranış eğitimi almayan ve arkadaşlarına zarar veren çocuklar uyarılara rağmen bu olumsuz davranışlarına devam ediyorlar. görüşmeye çağrılan anneler, babalar "biz çalışıyoruz." diyerek babanne veya dedeyi gönderiyor onlar da bu konuda çocuğun üzerinde etkili olamıyor. sonra gelsin kafa göz dalmalar, ağız burun kanatmalar, boğuşmalar, itişmeler...

teşekkür etmeyi, rica etmeyi, özür dilemeyi öğrenmeden, koridorda yürümeyi, sıraya girmeyi öğrenmeden yani milli eğitim müfredatta bunlara uzun ders saatlerinde yer vermeden ilk günden çocuk yığınla akademik bilgiye boğulursa ister özel okul olsun ister devlet bir işe yaramaz. çünkü ikisinde de çocuğunuz güvende değil. çünkü kitaplıkları, dolapları iş güvenliği gereğince duvara sabitliyorlar, yerler silinince "dikkat ıslak zemin!" diye uyarıcı yazı koyuyorlar ama çocuğunuzun merdivenlerden koşarken yuvarlanması ya da arkadaşının vurduğu yumrukla burnunun kanaması iş güvenliğine dahil değil.

çözüm mü? çok basit. okula başlayan her öğrenci ilk beş ay yani birinci dönem davranış eğitimine alınmalı. ikinci dönem okuma yazma öğretimine başlanmalı ve zorunlu eğitim süresince her yıl davranış eğitimi devam etmeli. kurallara uymayan çocuklar teneffüslerde nöbetçi öğretmenlere değil rehber öğretmenlere veya sırf bu konu için görevlendirilmiş uzman kişilere teslim edilmeli.

ancak bunlardan sonra devlet okulundaki veya özel okullardaki akademik eğitimin kalitesini tartışabiliriz.

Son bir yorumla noktayı koyalım

eğitimi siz de verebilirsiniz ama çocukluk çağının geri dönüşü yok.

çocukluğumu doya doya yaşadım. kimseden de başka bir beklentim yok.
akrabalarımın ergen çocukları var; çocukların özel derslerden aylaklık yapmaya bile zamanı yok. bu ne biçim hayat ? çocuk dediğin cumartesi sabahı aylaklık yapar, dışarıda takılır. okul çıkışları bir yerlerde sürter. bunlar eve benden geç geliyor.

şimdikiler iş insanı, aileleri de kişisel asistanları gibi:

- burcu bugün saat 10:00'da matematik özel dersin var. 12:15'te yemek molan, saat 13:00-15:00 arası fizik, yarım saat dinleme, tenis hocan da "dersi bugüne alabilir miyiz" diye sordu.

"yabancı dil" denmiş ekşi'de sıklıkla, bence burada şu atlanıyor; önemli olan çocuğun düşünmeyi öğrenmesi, geniş ufuklu, kendine güvenen biri olması. bunlar olduktan sonra gerekli görürse (ki zaten görecektir) canını dişine takar gene öğrenir.

biz ailelerin kaygıları oldukça anlaşılır, ve kısmen de haklı ancak asıl nokta es geçiliyor. %96'ımızın çocuğu başkasının yanında maaşlı bir işe girecek.
çocuğu en iyi etiketlere sahip ücretli köle olarak yetiştirmeyi yanlış buluyorum.

küçük bir şehirde çok küçük bir ticarethanede çalışıyorum, bazen şirket e-postasına öyle iyi cv'ler geliyor ki içimden ağlamak geliyor.

Kendini Aşıp Hayallerinin Peşinden Koşarak Hayatını Değiştiren Genç Sporcular