Türkiye İçin ABD'den F-35 Savaş Uçağı Almak mı Daha Mantıklı, Yoksa Rusya'dan SU-57 mi?
Türkiye, geçtiğimiz haftalarda ABD'den 100 adet F-35 savaş uçağı almak üzere anlaşmıştı. Sonrasında Rusya'dan da S-400 füze savunma sistemi almaya hazırlanan Türkiye'nin bu davranışına karşılık ABD de mevzubahis F-35 anlaşmasına ambargo uygulayabileceğini belirtti. Türkiye'nin buna karşılık düşüncesi ise Rus savaş uçağı SU-57'lere yönelmek.
Türkiye İçin ABD'den F-35 Savaş Uçağı Almak mı Daha Mantıklı, Yoksa Rusya'dan SU-57 mi?


bazı medya gruplarının türkiye'ye f-35 satışının engellenmesi mevzusu üzerine iki gündür gündeme taşıdığı iddialar sonucu akıllara düşen versustur bu iki uçağın kıyası

her zaman yapmaya çalıştığım gibi sizi teknik terimlere boğmadan, anlaşılmaz kısaltmalarla entry'yi doldurmayacağım. kısa, net, az ve öz anlatmaya çalışacağım.

f-35 uçağı amerika'nın liderliğini yaptığı konsorsiyum ile üretilmeye çalışılan beşinci nesil bir avcı uçağı. askeri uçaklarla ilginiz yoksa size yabancı gelecek terimleri anlatayım; "f" kelimesi fighter kısaltması ve uçağın temel görevi avcı'lık yapmak. yani (uçak) havada ve yerde gördüğü tüm düşman hedeflerini (uçak, helikopter, tank, sığınak vs. vs.) yoketmek için tasarlanıyor. beşinci nesil lafı da tamamen artistik amerikan jargonundan ileri gelen ve kökeni 90'lı yıllara dayanan bir terim. fighter kavramının ortaya çıkmaya başladığı 2. dünya savaşı günlerinden başlayarak günümüze kadar üretilen avcı uçaklarının üretim dönemlerine göre sınıflandırılmasına dayanan bir sistem ama resmi bir şey değil. mesela aşağıdaki örneğe bakarsanız;

* 1950'li yıllarda üretilenler 1. nesil
* 1960'lı yıllarda üretilenler 2. nesil
* 1970'li yıllarda üretilenler 3. nesil
* 1980-2000'li yıllar döneminde üretilenler 4. nesil

olarak değerlendiriliyor.

bu sınıflandırmayı 6'ya çıkaran da var, aralarda bölen de var, 4++ filan diye sınıflandıran da var ama genele bakarsanız bu 5'li sistem genel kabul görmüş durumda. bu sistemde dönemlere ayırma şekli de uçağın elektronik donanımı, atış sistemleri, kullandığı silah sistemlerine ve görev yapabilme kabiliyetine göre değerlendiriliyor. buna göre f-35'de ulaştığı teknoloji bakımında bir önce üretilen f-22 ile birlikte 5. nesil avcı uçaklarının öncülerinden sayılmakta.

f-35 vs su-35/su-57 konusunda ile sıkıcı teknik detaylara girmiyorum çünkü açık kaynaklara ulaşan çoğu bilgiler aslında üretici şirketlerin ve bu sistemleri satan lobi gruplarının, hükümetlerin dezenformasyonu ile sizlere sunuluyor. örneğin size bir uçağı satmak isteyen bir satıcı halen hvkk'da kullanılan f-4e uçaklarının çok eskimiş halde olduklarından yeterli şekilde görev yapmayacağını söyleyecektir. halbuki bu uçakları kullananlara bakarsanız f-4'ün mükemmel dayanılılıkta bir bombardıman uçağı olduğunu, 2. dünya savaşı'nda uçan bir b-29'un taşıdığından daha fazla bombayı daha kısa sürede ve çok daha fazla kesin isabet oranıyla hedefe bırakabileceğinden bahseder. şimdi bu açıdan bakarsanız f-4 eskimemiştir ve ihtiyacımızı karşılar. işte anlatmak istediğim nokta bu hiçbir zaman silah sistemleri konusunda tutucu ve/veya enayi olmamak gerekiyor çünkü bu sektörde en ufak bir fırsat bile değerlendirilmeye bekleyen bir açık kapı olarak görülmekte.

bir uçağı seçerken sizin ülkenizin ihtiyaçlarının bu uçağın sahip olduğu kabiliyetler ile çakışmasına bakarsınız

askeri yetkililer fizibilite çalışmaları yapar, tehdit analizleri işin içine girer, önünüzü görmeye çalışırsınız ve gelecek birkaç on yıl içinde ortaya çıkacak olası tehditleri değerlendirirsiniz. ve sonunda o uçağı alıp almamaya karar verirsiniz. siyasiler de gider sadece imzayı atar. elbette bu anlattıklarım mantığın geçerli olduğu ülkelerde geçerlidir. bizim gibi ülkelerde ise hangi lobi grubu daha iyi lobi yaparsa ve ülkenin savunmasının anahtarı hangi ülkeye teslim edilmişse o ülkenin istediği bir şekile dikte ettirilir ve o uçak iyi veya kötü size bir şekilde itelenir.

bizim hava kuvvetlerinin tarihine bakarsanız özellikle 1945 sonrasında amerika bize hangi rolü uygun görmüşse o role uygun döküntü amerikan uçaklarını kullandığımızı görürsünüz. mesela amerika ve ingiltere 1945 sonrası ellerinde kalan cephaneliği dağıtmalıydı çünkü ekonomilerini döndürmek için silah şirketlerine vereceği yeni siparişlerin üretileceği yeni ihaleleri açmak istiyordu. bu nedenle bize p-47 thunderboltları, spitfire'ları, beaufighter'ları, mosquito'ları doldurdular. bunlar bitti ortaya sovyet tehdidi çıktı. amerika bize sovyetlere karşı güneybatı ileri karakolluğunu uygun gördüğünden f-86, t-33, f-84 uçaklarıyla başlayarak envanterini satmaya başladı. f-100, f-102 ve f-104 ile devam eden bu süreçte olası bir amerikan-sovyet savaşında hem mümkün olduğunca nato'nun güney kanadı savunulsun hem de sovyetleri güneyden tehdit eden bir taktik nükleer saldırı rampalığı görevi yapsın diye türkiye kendisine vaadedilen veya hibe edilen her türlü amerikan uçağını almak zorunda kaldı.

elbette amerika, türkiye'yi uçağa boğdu ama hem yerli sanayiyi tamamen ortadan kaldırdı hem de eski düşmanlıkları körüklemek adına tarihsel düşmanımız yunanistan'a da aynısını yaptı ve orasını da bir amerikan uçağı cennetine çevirdi. ufak tefek farklılıklara rağmen de hava gücü dengesi bu iki ülke arasında yıllar boyu korundu.

F-35

döndük geldik 2000'li yıllara

sovyetlerin yıkılması ile amerika kendisine (sözde) yeni düşmanlar icat edince yeni müttefikler ve yeni bağlantılar da kurdu. son dönemde de ortaya çıkan f-35 vermeme hikayesi de aslında tüm bu yaşananların bir sonucu.

türkiye f-35 projesine ilk giren ülkelerden bir tanesi. ileri görüşlü düşünülmüş ve temelinde çok mantıklı bir karar çünkü bizim askeri havacılığımız neredeyse 70 yıldır amerikan güdümünde gidiyor. hava kuvvetlerinde çok kökleşmiş bir amerikan askeri havacılık kültürü mevcut. uçak dışındaki teçhizat ve cephaneliğe bakarsanız zaten bunun aksine bir karar alınması çok mantıksız olurdu çünkü uçak gibi bir silah sistemi piyade tüfeği alır gibi alınamaz. hem lojistiği, hem görev özellikleri hem de eğitim süreçleri düşünmek zorundasınız ve f-35 projesine girmek tüm bu etkenler ortaya konulduğunda gayet mantıklı bir karar.

peki bu karar şu anda hala mantıklı mı?

tüm teknik detayları bir kenara koyarsak f-35 askeri havacılıkta devrimsel bir uçak. çok gelişmiş teknik özellikleri ile belki üretilen en iyi askeri avcı uçağı olmasa bile kendisine sahip olan ülkelerin elini ciddi olarak güçlendirecek bir makine. aynı zamanda hem uçucu hem de yer personelinin göreve bakışını değiştirecek ve hava kuvvetleri süreçlerine (yani görev palanlama, lojistik yönetim vb.) çok fazla değişiklik getirecek bir alet. bunun bir benzeri durum 1970'lerin sonunda ortaya çıkan f-14'ler zamanında iran hava kuvvetlerinde ve f-16'lar bizim sistemimize girdiğinde bizim kuvvette yaşandı.

f-14'ler zamanına göre çok gelişmiş uçaklardı ve gerçekten ne kadar kaliteli olduklarını iran-ırak savaşında ırak hava kuvvetlerini perişan ederek gösterdiler. aynı f-35'te olduğu üzere çok uzun menzilli bir radara sahip olan f-14'ler düşmanı yani ırak hava kuvvetlerinin sovyet imali uçaklarını kendilerini göstermeden tespit ederek ıraklıları büyük kayıplara uğrattılar. ayrıca yapısal olarak çok dayanıklı olduklarından çoğu zorlu durumda kayıp yaşamadan görev yaptılar. bu nedenle f-35 ile f-14 arasında bu açıdan bir benzerlik var ve f-35'in en güçlü olduğu taraflardan biri de bu.

bundan başka f-16 gibi zamanına göre çok gelişmiş dijital bir uçak bizim hava kuvvetlerine geldiğinde diğer hava kuvvetleri uçakları bir anda döküntü olarak görülmeye başlandı. f-100'ler zaten ömrünü çoktan tamamlamıştı, f-104 grubu ordan burdan satın alınma ve/veya hibe ile geldiğinden hem fazla pilot kayıplarına yol açıyordu hem de artık ekonomik kullanım ömürlerini tamamlamaya başlamıştı. bu nedenle f-16 uçağı filolarda çok büyük memnuniyetle karşılandı. ayrıca hava kuvvetlerinin uçak uçurabilme kabiliyetleri yönünden f-16 lojistik sistemi tam bir devrim yarattı ve hava kuvvetleri bilgisayar ile tanıştı. bunun personelin eğitiminden, yabancı dil öğretiminden, üslerin fiziksel koşullarının iyileştirilmesinden tutun da kullanılan malzeme, teçhizatın geliştirilmesine, personelin yurtdışı eğitimlerine gönderilip ufuklarının açılmasına kadar inanılmaz fazla yararları oldu.

işte f-35'i de alırsak bunun gibi bir durum hava kuvvetlerini bekliyor. gelgelelim bu hayalin gerçek tarafı aslında çok acı bir durumda.


f-35'lerin en büyük sorunu uçağın aşırı pahalı bir hale gelmesi

bu işlerde ingiltere'ye bakacaksınız çünkü ingilizler maliyet-performans konusuna, kafayı sıyıracak seviyede takan bir millettir. adamlar f-4'leri 20 senede sepetleyip masraf şu bu diye kendi tasarımlarına döndüler ve f-35 konusunda da delirmiş durumdalar çünkü projenin ingiltere'ye maliyeti şu anda 9 milyar sterlin civarında. hatta laf sokmalı gazete haberleri yapıp bu durumu söyleyip duruyorlar. gerçi hükümetleri tüm olumsuzluklara rağmen sürece devam kararı almış olsa da uçağın fiyatı hala adamları rahatsız eden bir durumda.

aslında bunun bizim için de öyle olması lazım. şu anda bir uçağın üretim maliyeti tarihin gördüğü en yüksek seviyeye ulaştı, yaklaşık 95 milyon dolar. bu bizim de alacağımız konvansiyonel iniş-kalkış yapan modelinin fiyatı. eğer dikine iniş-kalkış yapanı alacaksanız 122 milyonu bastırmanız lazım. eğer bir uçak gemisi alayı yanına da 24 tane f-35 alayım derseniz 121 milyonluk versiyonu alacaksınız. kaynak diye soranlara buyrun membağından kaynak. bu elbette sadece uçak parası. bunun yedek parçası, bakım maliyetleri, eğitim masrafları filan işin içinde değil.

burada bir parantez açayım "bakım masrafı nedir ya gönderirsin teknisyeni yapar", "yedek parça nedir, verirsin sipariş gelir" gibi yorumlar olabilir. hayır sevgili arkadaşlarım durum öyle değil, amerika "müşteriyi buldum tam sağayım" diye bu işe girmiş durumda. size uçakların konacağı hangardaki muslukların standardından tutun da uçağın nereye hangi bakıma gideceğini, hangi yedek parçadan yıllık ne kadar sipariş edeceğinizden hangi kargo şirketi ile sipariş edilenleri teslim alacağınızı filan dikte eden dokümanları imzalatmış durumlarda. dolayısıyla öyle kafaya göre ben yedek motor almam, canım isterse sipariş veririm arızalı uçaktan parça söker diğerini desteklerim filan yok. adamlar sana alis diye bir lojistik sistemini kurmanı söylüyor. bu alis denen sistem her üste kurulacak bir server sistemiyle dünya çapında birbiri ile haberleşen bir lojistik ağ kuruluyor ve sürekli bir parça dolaşması "amerika kontrolünde" sağlanıyor. böylece adamlar daha sene başında hangi ülkeye ne kadarlık yedek parça satışı yapacaklarını biliyor.

ayrıca alis görev planlamasında da kullanılan bir sistem ancak siber saldırılar karşısında sistemin ne şekilde savunulacağı konusu tam bir muamma. bu çok önemli çünkü alis üzerine görev planı yapıp uçağa alis'te yazılan bu görev bir external hdd benzeri cihazla yükleniyor ve uçağa bu şekilde bir virüsün yerleştirilip kontrolün pilottan alınabileceğine yönelik bilimkurgu gibi gelen ama gerçekte çok ciddi sonuçları olabilecek ihtimallerden bahsediliyor. ayrıca bu uçağın kaynak kodları vs var ya hani bazı komplo teoricilerimizin çok sevdiği işte f-35'te o olayın tillahı var. bırak uçak yazılımını bir de başına alis geliyor ki bu adamın senin tüm lojistik sistemine hakim olması demek ve müdahale edemiyorsun buna.

bundan başka, şu anda uçağın kullanıcı ülkeler tarafından büyük bakımlarının yapılmayacağına karar verilmiş durumda

italya halihazırda avrupa'daki başlangıç f-35 gövde bakım merkezi (mro&u / maintenance, repair, overhaul and upgrade) olarak seçilse de en azından 2025'e dek avrupa için ingiltere ve hollanda çoğu uçak parçasında tek yetkili onarım kapasitesine sahip olacak ülkeler. yani bakımların büyüklüğüne göre bu ülkelere gitmek zorundayız. ama meraklanmayın bize de ufak bir avantaj ateşlemiş, türkiye f-35 motorlarının overhaul yani ağır bakım seviyesinde avrupa'da bir süreliğine tek olacak. sonra aynı kabiliyet hollanda ve norveç'e de verilecek.

kısaca toparlamak gerekirse: f-35 alırsak

- amerikan askeri havacılık kültürüne sahip olduğumuzdan
- amerikan lojistik sistemine aşina olduğumuzdan
- filolardaki mantığın amerikan mantığına yakın olmasından
- uçakta kullanılacak yedek parça ve cephane anlamında uygun bir envantere sahip olduğumuzdan

çok fazla zorluk çekmeyiz ve üzerine sistemimiz kendisini ileriye yönelik geliştirir.

ama;

- aşırı yüksek başlangıç maliyeti
- aşırı yüksek işletme maliyeti
- bizim kontrolümüzde olmayacak, siber güvenlik anlamında soru işaretlerine sahip bir lojistik ve görev planlama sistemi
- aşırı dışa bağımlı ve dikte ettirilen çok tarafı olan bir program olması
- uçaklara entegre edilecek şeylerin milli olması konusunun imkansıza yakın olması

f-35 almamak için geçerli nedenler gibi duruyor.


f-35 projesi elbette ilk ortaya çıktığında ve bu hale gelindiğinde bu denli örümcek ağı gibi birbirine geçmiş bir durumda değildi

başlangıçta bu işe girilmesi çok mantıklıydı ama projenin geldiği şu noktada sürdürülebilirlik açısından soru işaretleri var. ha uçaklar bize verilir mi? valla benim tahminim en azından birkaç uçak teslim edilir ama sipariş miktarının tamamını ne zaman alırız veya hepsini alır mıyız bilemem. şu israil'in işin içine karışması ciddi anlamda sıkıntılı çünkü israil'in amerikan silah satışı konusunda bizim bilmediğimizden de öte grift ilişkileri ve lobi gücü mevcut. örneğin uluslararası kararlar olmasına rağmen 1980'li yıllarda israillilerin filistinlilere karşı kullandığı bazı hellfire füzelerinin kayıtsız kuyutsuz bu ülkeye satılması olayı ancak bu füzelerin ateşlenip filistinlileri öldürmesinden sonra bazı gazetecilerin (bkz: robert fisk) füze seri numaralarını gösteren parçaları doğrudan üreticilere gidip soruşturması ile ortaya çıktı. o nedenle israil'in bu şekilde bir hamle yapması, bölgede f-35'e sahip tek güç olarak kalma isteği nedeniyle bu mevzuyu kaşıması aslında işin arkasındaki gerçek olması çok mantıklı olan bir detay çünkü israilliler tehdit analizi yaparken muhtemelen türkiye ile olası bir sıcak çatışmayı da hesaba katıyor çünkü suriye şu anda tam bir curcuna ve suriye hava sahasında f-22'lerin mig/su uçakları ile it dalaşına girdiğinden tutun da isteyenin istediği yeri bombalayabildiğine dek sürüyle iddia dolanmakta. dolayısıyla ileride türkiye'ye suriye üzerinden yapılacak muhtemel bir gözdağı verme harekatında israilliler f-35 kullanırken karşılarındaki türk hava kuvvetlerinin de aynı uçağı kullanmasını istemeyecektir.

peki olmayan şey oldu ve f-35'leri alamadık. bu durumda ne yapacağız?

her şeyden önce bu durum çok basit bir mevzu değil ve çok ciddi bir siyasi kriz demek. şu ana dek her türlü amerikan malzemesine, 1974 kıbrıs barış harekatı nedeniyle konulan saçma sapan ambargo nedeniyle verilen ara hariç rahatlıkla ulaşan türkiye'nin bu hamle karşısında rusya'ya ve rus teçhizatına yönelmesi kaçınılmaz çünkü ülkeyi bir şekilde savunmak lazım ve eldeki olanların yenilenmesi de gerekiyor.

işte bu durumda rus ürünü sukhoi jetlerinin alımı mantıklı olur mu?

rus havacılığına bakarsanız mikoyan-gurevich, yakovlev, ilyuşin, tupolev, sukhoi gibi alanında uzmanlaşan ve köklü geçmişleri olan şirketleri görüyorsunuz. sovyet askeri havacılığı her ne kadar bizde pek tanınmasa ve olumsuz olarak yansıtılsa bile aslında çok acayip tasarımların ve ciddi başarılı modellerin ortaya çıktığı bir sovyet üretim kolu. elbette sovyet hava teçhizatının ne kadar kaliteli olduğunu filan bu entry'de tartışmayacağım ama geçmişe bakmak batı ekipmanı ile arasındaki farkları anlamaya yardımcı olacaktır.

mesela 2. dünya savaşından sonra batı ekipmanı ile sovyet ekipmanının karşılaştığı ilk savaş kore savaşı oldu. mig uçakları ile amerikan yapımı "f" serileri ilk defa burada kozlarını paylaştı ve sovyet uçaklarının batı ile mücadele kapasitelerinin yüksek oluşu dikkati çekti.

sonra vietnam savaşı geldi. burada makineli topu olmayan ve düşmanı yalnızca ufuk ötesi füzelerle avlamaya çalışan amerikalıların it dalaşında sovyet uçaklarına karşı ne kadar zorlandıkları ortada. gelgelelim amerikalılar uçaklarına top taktıktan sonra malzeme kalitesi ağır basmaya başladı ve aradaki denge amerikalılar lehine bozuldu. 

sonra iran-ırak savaşı geldi. burada iran f-14'leri ile f-4'lerinin sovyet ve avrupa uçakları kullanan ıraklılara karşı üstünlükleri belli. gerçi burada biraz ıraklıların da iş bilmezliği var ama amerikan teçhizatı kalitesini kanıtladı bu savaşta. 

SU-57

gelelim günümüze

sukhoi tasarım bürosu aslında su-27 ile başlayan ve su-57 (ex t-50 ya da pak fa olarak da bilinir) ile devam eden ciddi bir gelişim yaşayan 4 ve 5'inci nesil uçakları tasarladı. su-27 ve bunun türevleri olan su-30, su-35 ciddi manevra kabiliyetleri olan çevik ve dayanıklı uçaklar.

gelgelelim f-35'ler bize verilmezse su-35 alalım, su-57 yapalım filan çok pahalıya gelecek projeler. silah satışında olmadık imkanların sunulması klasik bir rus taktiğidir. mesela zamanında çin silah endüstrisi için tanklarını, uçaklarını seve seve sattılar çinlilere. ama burada odaklanılması gereken en sıkıntılı nokta teknik destek ve yedek parça konusu ve sizin aldığınız bu desteği ne kadar ileriye taşıyabileceğiniz. dünyada şu anda bir uçak aldığınızda amerikan şirketleri kadar seri ve çabuk parça desteği sağlayan bir sistem yok. bakın avrupa uçaklarında bile saçma sapan yedek parça sorunları çıkar, teknik destek mantıkları çok uyuzdur avrupalıların. ama amerikalılar ne isterseniz anında getirir (parapeşin elbette) ve sorduğunuz sorulara ne kadar saçma bile olsa çok kısa sürede yanıt verir.

şimdi rusya gibi bir ülkeden savaş uçağı aldığınızda bu tip lojistik konularda sıkıntı yaşanması çok muhtemel. ortada zamanında alınan mi helikopterleri mevzusu var. jandarma akla karayı seçti helikopterleri geri alana dek. şimdi su-35 alıp da saçma sapan bir malzemeden dolayı uçağı yatırmak da var işin ucunda. bu konuda bazı afrika ve orta asya ülkeleri ile görüşmek çok mantıklı aslında mesela gidip sorsunlar kırgızlara veya angola'ya ne gibi destek sorunları yaşamışlar. ayrıca çinlilerin yaptığı gibi rus tasarımını merkeze alıp bunun üzerine neler geliştirebiliriz, ne gibi özgün tasarımlar ortaya koyabiliriz onu da düşünmek lazım ki aldığınız bu kayıtsız şartsız teknik destek bir işe yarasın.

ikincisi silah ve teçhizat envanteriniz

bizde şu anda dağlar gibi amerikan mühimmatı var. su uçağı alırsanız rus cephanesi de almalısınız. yani tüm envanteri rus füzeleri, bombalarıyla dolduracaksınız. ayrıca uçaklarda kullanılacak tüm destek teçhizatlarını (test cihazları, yer destek cihazları vs. vs.) hepsini sıfırdan almanız lazım. bakın savaş stoğu diye bir şey var hava kuvvetlerinde yani belli bir çatışma süresi için hiç ikmal yapmadan uçakları uçurmaya yetecek kadar malzeme depolanıyor ve uçak envanterden çıkana dek asla kullanılmıyor bunlar. şimdi su uçağı alınca elinizdeki tüm batı ekipmanı için alınan savaş stoğunu da atacak ve yeni baştan stok yapacaksınız.

üçüncüsü eğitim konusu

biz hatalı kararlar vermeyi çok seven bir millet olduğumuz için 3 kuruş fazla verip tüm uçak teknik ve eğitim dokümanlarını türkçe almak, tüm eğitimleri ülkemizde yaptırmak yerine bütün dokümanları ingilizce alıp bütün eğitimleri amerika'da görmek ve tüm hava kuvvetlerine ingilizce öğretmek gibi ulvi bir amaca soyunmuş bir ülkeyiz. şimdi rus silahı alırsak bu defa herkese rusça öğretmek gibi bir durum ortaya çıkacak ki bu kimileri için gayet memnuniyet verici bir durum olsa da (hehe) aslında yapılan hatanın yeniden tekrarlanmasından başka bir şey değil. ayrıca rus mantığına göre alınacak uçuş eğitimleri sonucu filolar kendilerini güncelleyecek, rus taktikleri kullanılmaya başlanacak falan filan çok acayip noktaları varıyor konu...


uzun lafın kısası şu

rus teknolojisine geçmek hem askeri hem de politik anlamda büyük bir eksen kayması demek. rus uçağı alıyorum demek pek "kızdım sana s-400 alıyorum ben" demek gibi değil, çok fazla şeyi değiştirmeniz anlamına geliyor. bundan başka rus havacılık kültürünü kendi hava kuvvetinize entegre etmeye çalışacaksınız, bin tane lojistik sorun ortaya çıkacak, tüm hava ikmal bakım merkezleri ona göre revizeye girecek, çok büyük mevzular bunlar ve nerden bakarsanız bakın en az 5-10 sene sürecek bir program gerekiyor bu tip bir envanter değişiminde.

yapılacak şey basit

f-35 projesine bu kadar para döküldükten sonra öyle ya da böyle bu projenin tamamlanması gerekiyor. yoksa işin ucu berbat bir yere gider ki sonu belli olmayan bir maceraya atılmak olur bu. herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım, ülke savunması söz konusu ve bu iş hesapsız kitapsız "heeeyt höööyt" ile olmaz. dış politikada "monşerler!" diye aşağılanan(!) adamlar var biliyorsunuz işte bu gibi durumları çözecek adamlar asıl onlar. hamaset edebiyatı ile iç politikaya oynayıp, şaptan şekerden haberi olmayan sabah akşam a-haber izleyen tayfaya şirin gözükmek mi yoksa memleketin parasını doğru düzgün harcayıp mantıklı savunma hamleleri yapmak mı?...

netice bu işler bir şekilde sonuca bağlandıktan sonra da kendi programlarımız için doğru düzgün bir planlama yapmak gerekiyor. yoksa bugün amerika ile kötü oldum rusya'ya gittim, yarın rusya ile arayı bozdum tekrar amerika'ya döndüm gibi bir yaklaşım olamaz adamın aklını alırlar. bu ülkede uçak üreteceksek adam gibi planlama yapmakla işe başlamalıyız.


not: tf-x projesine özellikle girmedim. kişisel olarak tf-x projesinin şu anda bizim için ulaşılması güç bir hayal olduğunu savunan biriyim. havacılık bir kültür ve birikim işidir. toplama ekiplerle, wikipedia temelli araştırmalarla, üretici ülkelere yurtdışı geziler yaparak, motor için ingiltere ile gövde için bilmem neresiyle anlaşarak bir ürün ortaya koyabilirsiniz ama bu iş ne kadar kabul görür bilemem ve bunun devamı da gelmelidir. bizim olayımız daha yürümeyi öğrenmeden koşmaya benziyor yani daha önceden bırakın jeti, pırpır bir fighter bile üretemeyen bir ülkeyiz ama bir bakıyoruz stealth özellikli, kaska monteli zilyon tane fonksiyonu olan beşinci nesil uçak üretme iddiası ile ortaya çıkmışız. olmaz arkadaşlar böyle olmaz bu iş. beşinci nesil uçak üretenlere bir bakın bakalım o seviyeye varana dek kaç yüz tane prototip üretmişler, kaç tanesini parçalamışlar, kaç bin uçak birleştirmişler... bizim yaptığımız anca pakistan'ın jf-17'si gibi kastırmak olacak başka da bir şey değil maalesef.

Bu içerik de ilginizi çekebilir