Türkiye'de Bilim Neden Yeterli İlgiyi Görmüyor?
Evet, ülkemizde yeterli ilgiyi cezbetmeyen pek çok şey olabilir ama sorunu etraflıca teşhis etmek başlangıçların en güzeli.
Türkiye'de Bilim Neden Yeterli İlgiyi Görmüyor?
Cambridge Üniversitesi'nde kuantum fiziği üzerine çalışan Türk bilim adamı Mete Atatüre. / Fotoğraf: Posta gazetesi

bilimin türkiye’de neden ilgi görmediğine odaklanabilmek için önce dünya’da neden ilgi gördüğünü anlamak gerekiyor

kapitalizm’in hakim olduğu dünyada sınıflar her zaman var olacaktır.

insanların bu sınıflı sisteme isyan etmemesini sağlayan unsur ise en temelinde bir gün sınıf atlayabileceklerine olan inançlarıdır. bu sınıf farklarını yaratan şey ise en temelinde risk alan önceki kuşakların, bu risklerden fayda sağlayarak birikmiş kapitalini sonraki nesle aktarmasıdır.

birikimli ilerleyen bu kapital yüzünden sınıflar arası maddi farklar her geçen gün açılıyor. kapitalizm ise hakimiyetini sürdürebilmek için biri pozitif diğeri negatif olan iki yönteme başvuruyor.

negatif olanı, neoliberalizm üzerinden maskelenen ve görünürde maddi temele dayanmayan kontrollü kaos ikilikleri yaratmaktır. türkiye bu yüzden çok yıpranıyor, bunlar arasında sözlükte de gündem olmuş red pill-feminizm, futbol fanatizmi konulu tartışmalar, laik-dindar gerilimi, türk-kürt zıtlıkları sıralanabilir. temel motivasyonu ise maddi farklılıkların gündem olmasını engelleyerek, toplumun tüm dikkatini ve enerjisini bu gündem üzerinden şekillendirmesini sağlamaktır. kutuplaştırıcı siyaset özellikle ekonomik gidişatı iyi olmayan çevre kapitalist ülkelerde iyi bir neoliberal iktidar aracıdır.

pozitif olan yöntem smart is the new sexy ekolüyle birlikte popülerite kazandırmaya çalıştıkları bilimle ilgili gelişmelerdir. hatta sapyoseksüelizm gibi kavramları literatüre sokarak bunu kadın-erkek ilişkileri üzerinden değerli hale getirmeye dahi kalkmışlardır. peki "bu yöntem neden pozitiftir?" diye sorabilirsiniz. pozitif olmasının nedeni bilim/kapitalizm ilişkisinin kapitalizm’in ömrüne olan katkısıdır.


hangi toplumsal, sosyoekonomik, iktisadî ideoloji ile toplum tasavvuru hasıl etmeye çalışırsanız çalışın, katma değer üretmeyen bir toplum çökmeye mahkumdur. bilim’in bu minvaldeki katma değer üretme potansiyeli ise tek gerçektir.

siz yaratılan kapitalist duvarlarla maddi sınıflar yarattıkça, bilim o sınıf atlama aracı olarak kullanılabilme yan etkisini hiçbir zaman kaybetmeyecek yanıyla insanların sınıf atlama inancını diri tutacaktır.

kapitalizm’in özellikle merkez ülkelerde popüler kültür öğeleri kullanarak gençleri bilime yönelten yaklaşımı sistemin devamı için her geçen gün daha da elzem hale gelmektedir. sıradan bir örümcek-adam filminde dahi akran zorbalığına maruz kalan bilim tutkunu genci kahramanımızın zorbalardan kurtarması ve onu takdir etmesi bile alt metinde bilimi destekleyen bir mesajdır.

düşmanlarını bilimin de yardımıyla yenen örümcek-adam.

sadece bu basit örnek de değil, the big bang theory, chuck, breaking bad (evet breaking bad de dahil zira teknik altyapı filmin kahramanı kimya hocamızın zihninden çıktı) gibi diziler smart is the new sexy akımı, sağda solda ortaya çıkan ama dandik okul mezunu olup ben sapyoseksüelim diye gezinen insanlar, ki beğenin ya da beğenmeyin kahir ekseriyeti kadındır bu insanların, sadece bu toplumsal yönlendirmenin birer tezahürüdür.

kısacası bilim’in dünya’da ilgi görme nedenlerinden kapitalist çerçevedeki temel motivasyon, dikey sınıf hareketliliğine izin vermesi, sosyal çerçevedeki motivasyon diğerleri tarafından takdir görme ve bireysel düzlemdeki temel motivasyon ise maslow’un son basamağı olan kendini gerçekleştirme ve insanlığa sunulan katkının berrak bir zihinde getirdiği salt mutluluktur.

türkiye’de ise bilim’in ilgi görmemesinin temel iki nedeni vardır

her ne kadar neoliberal kutuplaştırma aracı olarak kullanılsa da, türkiye’deki gelenekçi-modern kutuplaşması kimine göre tanzimat dönemi’ne kimine göre ise yeniçeri ocağını kaldırmayı düşünen padişah genç osman’a kadar götürülebilir. bu ikilik yüzünden bilim ile daha doğrusu teknik bilgi ile sınıf atlama şansı elde etmiş kesim genellikle ülke çoğunluğunu oluşturan muhafazakar kitle tarafından kuşkuyla karışık milli değerlerinden uzaklaşmakla suçlanır. bu ikiliğin siyasi manipülasyon aracı olarak kullanılması sonucunda ise bu ayrım daha da çok katmerlenmiştir.

bu türkiye’ye özgü tarihi arka planı da olan bir nedendir. bu neden üzerinden devşirilen siyasi gücün ise, başlıkta da dediğim gibi katma değer üretebilecek bir toplum tasavvuruna sahip olması mümkün görünmüyor.

siyasi ve toplumsal arka planı bu olan bir sistemde, devlet aygıtı ise katma değerli bir yönetim şeklini toplumsal bir gerçeklik olarak topluma kabul ettiremiyor ve dahi ettirmek de istemiyor. bu sistemde rolü son derece sınırlı olan teknik altyapısı olan insanlar sadece devletin istediği ve ihtiyaç duyduğu alanlarda yetişiyor, ki bu sektörlerin en başında da savunma sanayi geliyor. devlet içi hizmet sektöründe ise en kıymetlileri arasında sağlık çalışanları geliyor. bunun haricinde birkaç icracı bakanlık dışında da teknik bilgi birikimi ve bilime ihtiyaç duymayan bir sistem yaratılıyor.

devlet kendi ihtiyaçlarını sınırlı sayıda nitelikli katma değer üzerinden devşirmeye kalktıkça ise dışsal ekonomik para bolluğuna bağlı olarak dolaylı vergilerle daha çok gelir yaratmaya çalışıyor, çünkü katma değer üzerinden alınan vergiler ve dolaysız vergiler bu ekonomik açlığını dizginlemekten uzakta kalıyor.

nobelli bilim insanımız aziz sancar

pozitif kapitalizm’in yani insan hakları, demokrasi, gelişkin hukuk sistemime sahip bir kapitalizm tasavvurunun bile önünü alamadığı nihai son olan sınıfsal uçurumu kendi eliyle yarattığı dolaylı vergilerle daha da azdırmakta kararlı olan devlet politikası sonucu halk yığınlarında eğitim/bilim yoluyla sınıf atlanabileceğine karşı olan inanç giderek artan bir hızla erozyona uğruyor.

toplumsal çözülme ve yozlaşma süreci de tam olarak böyle başlıyor. insanların sınıf atlamaya olan arzusu, bilim olsun olmasın bakidir. zaten kapitalizm’i dünya’ya egemen kılan şey de budur. bilimin, ya da daha geniş bir kapsamla nitelikli olan her türlü emeğin bu sınıf atlama aracı olan niteliğinden uzaklaşması sonunda farklı yolları düşünmeye başlayan insanlar türüyor.

toplumda bunları bilim’den daha çok duyuyoruz. siyaset, futbolculuk, oyunculuk, şarkıcılık vs. gibi meslekler üzerinden sınıf atlamaya meyilli toplum yapısı da medyadan bilimsel içerikli haberler yerine bunların magazine edilmiş hallerini veya anlamsız siyasi retorikleri talep ediyor.

özet

dünya’da bilim’e ilgi sürekli artırılıyor çünkü toplumsal gelişimin ve hâkim kapitalizm’in sürmesinin tek şartı bilimdir. türkiye’de bilim’e ilgi sürekli azalıyor çünkü insanların bilim’le sınıf atlanabileceğine olan inançları her geçen gün yok oluyor. bu azalınca da orijinini bu noktadan alacak olan katma değerli üretim, insanlığa katkı, toplumsal gelişim gibi ayaklar her geçen gün o toplumda yerini kaybediyor ve biz de buna yozlaşma diyoruz.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir