Türkiye'de Boşanmış Kadın Olmanın Ne Kadar Zor Olduğunu Gözler Önüne Seren Bir Yazı

Kadın olmak her yerde zor. Hele boşanmış ve çocuklu bir kadın olmanın nasıl daha da zor olduğunu Sözlük yazarı "romica" başından geçen bir olayla anlatıyor.
Türkiye'de Boşanmış Kadın Olmanın Ne Kadar Zor Olduğunu Gözler Önüne Seren Bir Yazı


dün akşam arkadaşım anna ile buluştum. bir web sitesi için mülakat yaptı benimle. genel olarak türkiye'de kadın olmaktan bahsederken, özelde bağımsız, çalışan, gece dışarı çıkabilen, içki içen kadınlardan bahsettik. toplumun muhafazakarlaşması, güçlü kadın kimdir gibi bir dünya konudan konuştuk gece boyunca.

anna, benim daha önce geçtiğim yollardan geçiyordu. boşanma arifesinde, yabancı bir ülkede kadın olmanın geliştirdiği bütün savunma mekanizmalarından gülerek bahsettik. sonra ben son vapuru yakalamak için karaköy'e koşturdum. ardından da otobüse binip evime geldim. anahtarı kilide taktığımda dönmüyordu. çocuklar babalarına giderken anahtarı kilitte unutmuşlar. gece bir buçuğa kadar uğraştım ama çilingir çağırmaktan başka çarem yoktu.

çilingir geldi, durumu anlattım. 3 saniyede kapıyı açtı, yaştı bir amcaydı. 100 tl istedi, ay sonu olduğu için sadece 85 tl vardı cüzdanımda... yarın bıraksam olur mu diye sordum. olur tabii dedi, sabah gelin, ben de yalnız yaşayan bir beyim, beraber bir kahvaltı edelim...

adam kapıyla aramda duruyordu. ne diyeceğimi bilemedim. korkudan kalbim ağzımda atıyordu sanki... en ağırıma giden şey, kalbimi en çok kıran şey bağırıp çağırmaya başlamak yerine adama teşekkür etmek oldu... teşekkür edeyim ki reddedilip sinirlenmesin. teşekkür edeyim ki kapıyla aramdan çekilsin. teşekkür edeyim ki gözü dönüp üstüme saldırmasın. teşekkür edeyim, tecavüz ederse beni öldürmek zorunda kalacak çünkü, çünkü adamın adını telefonunu biliyorum. teşekkür edeyim, sabah çocuklar eve geldiğinde annelerini ölü bulmasınlar. aman teşekkür edeyim. boşanmış bir kadın olarak kamuya mal olmuşum artık. çevredeki her sikik pezevenk her istediğini söyleyebilir, uygulamaya geçmedikleri sürece şanslıyım. kadın arkadaşlarım ve komşularım için potansiyel tehdit olayım. hayatıma dahil olmaya çalışan, kur yapan her adam için işler biraz ciddiye binmeye başladığında annesinin asla kabul etmeyeceği çocuklu kadın olayım. bakkalın, çakkalın sarkma hakkını gördüğü, terslenince şaşırdıkları kadın olayım. düşmanlığın en büyüğünü yine kadınlardan göreyim. ve teşekkür etmeye devam edeyim tüm bunları yaptığınız için...

evlere kapanmayacağım oğlum. bu hayatın içinde ben de varım. organize suç bu sizin yaptığınız. o saatte ne işi varmış dersiniz bir gece evime dönmeye çalışırken öldürülürsem. hepiniz bunun bir parçasısınız. yarattığınız saldırgan dil, üstümüze yapıştırdığınız etiketler, vermediğiniz destek, kuma gömdüğünüz kafalarınızla bu ülkede taciz edilen her kadına karşı işlenen her suça ortaksınız.

çilingirin 15 lirasını gönderdim. kimin götürdüğünü söylemeyeceğim, belki bilinmesini istemez. sadece parayı ver dedim ama parayı verdikten sonra "dün ne dediğinden haberim var, bir daha böyle bir şey tekrar ederse kahvaltıyı benimle baş başa yaparsın ve uzun bir kahvaltı olur bu" demiş, adam da korkmuş baya duyduğuma göre, özür dilemiş falan...

gelelim abartıyorsun diyenlere... en temel argümanları "e adam yaşlı, çirkin değil de hoşlanacağın gibi biri olsaydı buna taciz demezdin!" bu arkadaşların. (gecenin o saatinde kapıma gelen kim olsa kur yapmasını, kahvaltıya davet etmesini rahatsız edici bulur, korkar, taciz sayardım.) erkeklerin anlayamadığı şey şu... birini çekici buluyorsak bize ilgisini belli etmesi elbette taciz değil, ona flört diyoruz, karşılıklı rıza ve ilgiye dayanıyor sonuçta... taciz, biz istemediğimiz halde, rahatsız edecek şekilde yapılan davranış biçimine deniliyor.

ortalama zeka seviyesindeki bir adam da karşısındaki kadının kendi ilgisinden hoşlanıp hoşlanmadığını 2 saniyede anlayabilecek kapasitedir, kendinizi bu kadar hakir görmeyin.