Türkiye'nin Kuzey Ucu Sinop'la İlgili Bilinen ve Az Bilinen Onlarca Şey
Karadeniz bölgesinin kendine has ili Sinop'a dair bilinmesi gerekenler.
Türkiye'nin Kuzey Ucu Sinop'la İlgili Bilinen ve Az Bilinen Onlarca Şey
iStock

- sinop, normal karayolu trafiğinin dışında kaldığı için yıllarca bekaretini korumuş olan minik bir balıkçı kasabasıdır.

- yerlisi aşırı tembeldir, sinop'tan deliden başka bir şey çıkmaz denir ki doğrudur. sinop'ta bir şeyler başarmış insanların "tamamı" yabancıdır: ayancıklı, gerzeli, erfelekli, durağanlı (şaka şaka, hiçbir durağanlı bir şeyler başarmamıştır), trabzonlu, rizeli, samsunlu.

- gençleri samsunlulardan nefret eder.

- gençleri ve pek çoğu gerzelilerden (bir ilçesi) nefret eder. (sebebini bilmezler)

- gerzeliler de sinoplulardan nefret eder. (onlar da sebebini bilmezler)

- köylerinde bir sürü gürcü yaşar, bazılarında da trabzonlu lazlar yaşar.


- neden kelimelerin sonundaki "i" harfini "ü" (ülker'in ü'sü) ile değiştirdiklerini ettiklerini kimse bilmez.

- adı "sinope"den gelir. (antik çağdaki prenseslerinden birinin adıdır) o zamanlarki amblemi/flaması/ikonu pençelerinde bir yunus balığı tutan bir kartaldır.

- sönmüş bir yanardağ olan bir yarımada üzerinde yarısı granit zemine kurulmuştur.

- granit zemin dururken 1970'lerin sonlarına doğru ters yöne yayılmaya başlayıp balçıklı ve kayan zemine yerleşmeye çalışıp zamanın yse mühendisinin "buraya 18'den fazla ev yapamazsınız, daha fazla yük kaldırmaz bu zemin" demesi ile 18 evler diye bir mahalleye sahip olmuştur. 80'li yıllarda "ne 18'i ulan, yapın işte, kaydığı filan yok, yemiş sizi o mühendis" denmesinden sonra o mahalleye bir sürü ev yapılmış, söz konusu mahalle daha sonra denize kaymıştır... artık orası 8 evler diye anılmaktadır

- "18 evler" lafının nereden geldiğini bilmeyen belediye sayesinde daha sonra da 33 evler diye bir mahalleye sahip olmuştur.


- 1960'larda nato sayesinde kurulan bir amerikan üssü sayesinde 80'li yıllarda gençliğini yaşamış bütün gençlerinin "plaj voleybolu, levi's 501, rock'n roll, video, renkli tv, jeep, chrysler, jim beam, jack daniel's, marlborough (böyle mi yazılıyo lan bu?), shuttle bus, radar, acayip kaslı 2 metre boyunda zenciler, nba, dolar ile türkiye'nin geri kalanından çooooook önce tanışması ile inanılmaz bir medeniyete kavuşmuştur- öyle ki sokaklarda bikinili kızlar, erkekler kızlar, parklar, bahçeler, camping resortları ile küçük bir amerikan köyü modunda idi bir zamanlar. normal tatilci/turist trafiğinden uzakta (100 küsür viraja sahip bir kenarı 300 metrelik uçurum ile drenajı aşıp sinop'a araba ile gelmek yürek/tecrübe/göt ister çünkü) olduğu için uzun süre bu medeniyet kirlenmeden kaldı.


- amerikan üssü aktif olduğu sürece şehrin ana geçim kaynağı üste çalışmak ve eve dolarlar/px'den aşırılmış mallar getirmek olmuştur.

- sinop örme ve konfeksiyon sanayi (söksa) 80'li yıllarda uluslararası kalitede tekstil ürünleri üretir, ihracat yapar, çok para kazanır, göğsümüzü kabartırdı. (yerli malı, türkün mali, herkes onu kullanmalı) sonra ortakları o fabrikayı yediler.

- paşabahçe'nin en inanılmaz camlarını üreten fabrikası bu şehirdedir. sonra paşabahçe bu fabrikayı yedi

- amerikan üssünün 90'lı yılların başında kapanması ile çok komik bir hale bürünmüştür; işten atılan bütün işçilere (sinop nüfusunun 75%'i) hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği düşünülerek sözleşmelerine konulan bir madde sayesinde inanılmaz tazminat ödemiştir sam amca. bunun sonucunda şehrin eline acayip bir para geçmiştir. herkes bu para ile ikişer daire, üçer araba almıştır- bir sene içerisinde sinop'taki arabaların sayısı sinop yollarının uzunluğunun 4 katına ulaşmıştır. herkes arabasını kullanmaya kalktığında (ortalama olarak her gün) bütün yollar doluyor ve bir ucundan diğer ucuna 1 saatte yürüdüğünüz bir kasabada 3 saat trafikte bekliyordunuz. bu şehir uzun süre (belki hala) kelle başına düşen araba sayısında 1. sırayı korumuştur.


- hala da kelle başına düşen kahve, birahane, meyhane sıralamasında 1. sıradadır (kaynak: ben)

- dünyanın en eski ve en güzel ve en iyi korunmuş kalelerinden birine sahiptir. kalesi o kadar iyi durumdadır ki birkaç yıl öncesine kadar (10?) bir kısmı cezaevi olarak kullanılmakta idi.

- kalenin eşek kadar kapısını tutan kolonlar ve kapının bir kısmı 60'lı yıllara kadar dayanmıştır. o yıllardaki belediye başkanı "bu kapıdan arabalar geçemiyor, bu yolu genişletmemiz lazım, yıkın bunu diyene kadar. günümüzde sinop'un tek girişi olan kaleyazısı bu kapıdan geriye kalan iki dev duvarın çevresindedir. otobüs garı ile yolun karşısındaki askeriyenin arasından geçen yolun iki tarafında bu duvardan geriye kalan duvar parçaları görülebilmektedir.


- 100'lerce efsanesi vardır, ve 90 kadarının doğru olduğu ispatlanmıştır.

- ekonomisi 0'dır. hiçbir para kazanmamakta ve hiçbir şey üretmemektedir. uzun yıllar "bartır" usulünce elde avuçta kalan son para ile yaşamıştır şehir.

- buna rağmen ana caddesi (zaten üç tane caddesi vardır) prese tuğladandır.

- insanları çok çok çok cana yakındır. yerlisi çok az kalmışsa da belki de türkiye'nin en cana yakın insanları yaşar o şehirde. (sonradan gelenleri pek gözüm tutmamaktadır)

- tek giriş/çıkışı vardır. buraya "nokta" denmektedir. yarımadanın ana karaya bağlandığı noktadır burası. bir uçtan bir uca iki yüz metreden biraz fazladır. tam ortasından bir tek yol geçer. elinde keleşle, sağlam bir rambo bu şehri tek başına koruyabilir.

- "zeytinlik" olarak bilinen karakum yolunun ilk kısımları bir zamanlar gerçekten de zeytinlik idi, ilkokul pikniklerinde oraya giderdik hep.

- karakum olarak bilinen plajındaki kum gerçekten de simsiyahtır. sönmüş yanardağın kraterinin hemen altındaki bu plajdaki kumlar granit kayalardan oluşmaktadır- bu yüzden incecik ve simsiyahtırlar ve bir sürü böcek barındırırlar. oranıza buranıza öyle bir girer ki bu  kum canınız çıkar çıkartana kadar.


- 60'lı yıllarda çizilmiş olan 1/500 imar haritası benim elimdedir, o haritayı serbest el 50 kere çizmem ve eski resimler ile karşılaştırmam sonucunda pek çok binanın aslında köşk, bahçe, saray yavrusu, kule benzeri inanılmaz tarihi değerlerin üzerine kurulduğunu bilmekteyim. insanları bu bağlamda tarihten, değerden pek anlamazlar. eski safranbolu (kendisini serbest el ile 100 kere çizdim, üzerinde 4 mimarı proje yaptım, avucumun içi gibi bilirim) kadar güzel bir kenti bugünün beton ormanına çevirebilmişlerdir

- durup duruken aşırı zengin olan bir sürü tuhaf insan vardır. şehir antik yunandan da eski bir tarihin üzerine kurulu olduğu için babasından kalan kulübeyi müteahhite kat karşılığı satan sevimli adam kulübenin 10 metre altından çıkan antik evin bir odasında gömü bulur, altını eritir, kuyumcu mahmut'a satar, köşeyi döner, 10 araba ve 10 kat alır, kuyumcu mahmut küçük çapta deniz filosu kurmuştur bile, bir de helikopter alır, ama şehire bir kuruş para girmez yine de.

- bir zamanlar yemyeşil bir fonun önünde bembeyaz dizilmiş inciler gibi duran şehir artık saçma sapan renkler ile boyanmış beton bir fon önünde saçma sapan dizilmiş betonlar şeklinde görünmektedir.


- aşıklar caddesi olarak bilinen caddesi bir zamanlar her iki yanında eşek gibi yüksek kayın ağaçları (bundan emin değilim, kestane de olabilir. at kestanesi) bulunan inanılmaz güzellikteki bir yol idi. denize 3 metre kadardı, yani yolun bir kenarı deniz, diğer kenarı köşkler ile dolu idi. sonra bir denyo "park lazım" diyerek denizi doldurdu, diğer bir denyo da "ev lazım" diyerek yolun diğer yanındaki köşklerin yerine 8 kata kadar apartman yapılma izni çıkarttı. bu sayede şu an aşıklar caddesinde tek tük ağaç kalmıştır (eşşek kadar olanlardan). çoğu apartmanların 4. katında oturan denyoların "manzaramızı kapatıyorlar, denizi göremiyoruz" demesi yüzünden kesilmiştir. yapılan parkın 70%'i beton 30%'i yeşildir, ama olsun güzel görünmektedir. en azından çamur olmuyor. denize en yakın olan aşıklar caddesinin kenarındaki apartmanlar 8 kat yüksekliğinde olduğu için bir arkadaki cadde üzerinde ikinci sırada kalan apartmanlar denizi filan görememektedirler. böylece denize 50 metre mesafede oturup da bırakın denizi, güneş bile göremeyen dairelerde yaşayan insanlar biliyorum ben.

- hamsilos (hamsoroz) fiyordunu görmeden ölmek günahtır.

- iç liman olarak bilinen iç limanında deniz durgun, deniz zemini temiz ve plajları çok güzeldir (hepsi de doğal kumdur). dış deniz olarak bilinen dış denizde ise plajlar çok güzel, deniz zemini de tertemizdir. ama akıntı çoktur ve dalgalı olabilir. ama eğer dış deniz dalgalı ise iç deniz dümdüzdür, eğer iç deniz dalgalı ise dış deniz dümdüzdür. buna kimsenin aklı sırrı ermez, ama herkes tadını çıkartabilir.


- karadeniz üniversitesi su ürünleri meslek yüksekokulu sayesinde karakum açığında denizin altında trafik levhaları ile dolu bir "dalış eğitim parkuru" bulunmaktadır. en azından eskiden vardı. gidip dalıp bir görmeden "ben her şeyi gördüm" demek günahtır.

- bir zamanlar türkiye'nin tek mobil deniz benzin istasyonu bu şehirde idi. dubalarına yüzerek gitmek "erkeklik sınavı" olarak kabul edilirdi.

- sinop'taki üste 1960'lardan beri görev yapmış amerikan askerlerinin bir internet siteleri var. burada sinop'un o zamanlardan kalma resimleri ve askerlerin yazdıkları o zamanlara ait hatıralar da var. bir sinop'lu olarak bunları okumak, o resimlerdeki askerlerin anılarında kendi anılarımın gölgelerini görmek çok tuhaf bir his. sinop'un tarihçesi ve yabancıların gözü ile onların gördüklerini görmek adına çok ilginç enstantaneler bulabilir insan burada.

Soğuk Savaş'ta Amerikalıların İstihbarat Toplamak İçin Kullandığı Önemli Merkez: Sinop