Türkiye'nin Verdiği Seküler Göçe Dair Empatinizi Maksimum Seviyeye Çekecek Bir Video
140journos ekibi, "Seküler Göç" serisinin ilk bölümünde yaşadığımız beyin göçü olayını birincil ağızlardan aktararak çok güzel bir şekilde videoya dökmüş.


Sözlük yazarlarının videoya dair yorumları şöyle

insanda tokat etkisi yaratan, acı içinde kıvranarak öleceğine dair derin bir hissiyat oluşturan, içinde bulunduğumuz karanlık dönemi ve onun getirdiği türkiye'den siktir olup gitmek isteğini müthiş şekilde anlatan video.

30 sn. dayanabildiğim bir başka 'zeki adamlar göçüyor' goygoy videosu.

atatürk de ülke ümitsizken göçmüştü he mi?

seküler çomarlık bu da...

avrupada ve abd'de yükselen sağcılık 2-3 yıla zirve yapınca görürüm ben sizleri ve gittiğininiz 'medeniğ' yerleri.

"kendimi geliştirmek istiyorum", "kariyer yapmak istiyorum", "mynet değil google'da çalışıp challenge görmek istiyorum' diyip gidersin anlarım ama "ülke çok boktandı kaçtım" demek bana biraz 'karaktersizlik' gibi geliyor.

bi de bunu diyenler 'atatürkçü' adamlar.

evet evet. küllerinden ülke kuran/kurtaran atatürk.

sosyal mecralarda bu videoya dair eleştirilerini hakaret boyutuna taşıyan insanlara sormak istediğim birkaç soru var

insanların özgür olarak hissedip özgür olarak yaşamak istediği, eşit şartlar altında birbirlerine değer vererek, kavga etmeden güler yüzle davranarak ve hepsinden önemlisi birbirlerine ' saygı ' duyarak yaşamak istemesi seni neden bu kadar rahatsız etti ?
evet muhalif kesimde olduğumuz için ötekileştirildiğimiz bir ülkedeyiz. bizimle sürekli kavga eden insanlar var. bize sürekli hakaret eden bizi sürekli öldürmek isteyen insanlar var. biz neden böyle bir hayata maruz kalıyoruz ? bunu hiç kimse ama hiç kimse hak etmiyor.
biz daha iyi bir iş istemiyoruz. daha fazla para kazanmak istemiyoruz. daha büyük bir ev ya da daha lüks bir araba istemiyoruz. bizim istediğimiz sadece huzur. kendimiz için ve çocuklarımız için. geleceğimiz için huzur.

ekşi sözlük'te bahsedildiği gibi ne ikiyüzlülüğün ifşası, ne de iddia edildiği gibi salt bencilliğin göstergesidir.

videoyu izleyince, 1-2 tane goygoycu dışında derdini gayet güzel anlatan düzgün ve mağrur insanlar gördüm ben.

bir insanin bu videodaki kisileri eleştirebilmesi icin, gercekten gitme fırsatını yakalayıp ülkesi için gitmiyor olması gerekir. o zaman derim eyvallah, adam hakikaten vatansever.

ama bırakın 2. yabancı dili, ingilizceyi bile b2 düzeyinde konuşamayan, elinde global piyasada talep olan bir mesleği olmayan (it, mühendislik vb.) insanların "ben kaçmadım" muhabbetinden de artık cidden fenalık geldi.

idealizm ve mücadele üzerinden eleştirilmemesi gereken insanların konu olduğu video. ortalama insan ömrünün 70 yıl olduğu dünyada kimse kendi hayatını birilerini insanca yaşamaya ikna etmek için harcamak zorunda değil. harcayana da büyük saygı duyulur ve önünde eğilinir. ama harcamayan da gömülmez. mutlu bir hayat istemek herkesin hakkı. kimseye "sen bu coğrafyada doğdun o halde burda kal ve bizimle birlikte heba ol" demeye hakkımız yok.

açıkçası videodaki insanların hemen hepsiyle empati kurabiliyorum

gitmek istemek fikri maddi durumundan ve kültüründen bağımsız kolay bir şey değil. 35 yaşında ülkeyi terkeden bir insan arkada 35 yıllık bir hayat, o hayatın getirdiği bir sürü yatırımı, birikimi, insanı, hatırayı da bırakıyor. üstelik bunu başka bir ülkede en hafifiyle "göçmen", "expat" gibi sıfatlar almak için yapıyor. azınlık olmak, yabancı olmak, aranda bir kültür birliği olmayan insanlarla yaşamak da kolay şeyler değil. seninkisi gibi okullara gitmemiş, senin gibi bir çocukluk yaşamamış, seninkisi gibi ebeveynleri olmamış, anadilinde konuşmayan, adetlerini paylaşmayan insanların içinde yaşamak, onlara kendini kabul ettirmek can sıkıntısından ya da "rahat batmasından" kitlesel olarak yapılacak şeyler değil. bu ülkede yüzbinlerce, milyonlarca insan bunu göze alabiliyor.

"ben o olaydan sonra karar verdim" de anlık bir şeyi, basit bir hoşnutsuzluğu değil bardağı taşıran son damlayı temsil ediyor.

cinsel yöneliminden, siyasi tercihinden, mezhebinden, dininden ya da insanların birbirine karşı saygısızlığından, tahammülsüzlüğünden ya da ne bileyim trafik çilesinden bıkan insanı "hiç düzeltmeye çalışma hemen git zaten" diyip kaçmakla itham etmek saçma değil mi?
vergisini vermiş, oyunu kullanmış, belki bir derneğe üye olmuş, gezi'de sokağa çıkmış, kendince inisiyatif almış...
arkasında milyonlarca destekçisi olan bir devlete karşı örgütlü ya da örgütsüz azınlık bir insan topluluğu daha ne yapabilir? adına terör denmeyecek, insanların can veya mal kaybıyla sonuçlanmayacak ve sonunda umut olan bir mücadele şekli söyleyebiliyor musunuz? zira böyle bir mücadele lazım, çünkü mesela benim için karşıda kanını akıtmak, canını yakmak istediğim bir düşman yok. görüyoruz ki adına mücadele ya da direniş diyebileceğimiz şiddet içermeyen çabalar gibi demokratik eylemler de sonuç vermiyor. bu süreçte "ben burada dilediğim gibi yaşayamıyorum" diyen insanların diledikleri gibi yaşayabilecekleri bir yere gitmek istemeleri çok doğal değil mi? açıkçası ben videoda tam olarak bu anlatımları gördüm.

ben eskiden böyle videolara çok sinirlenirdim, artık cidden umrumda değil. hayat sizin, karar sizin. madem daha iyi seçeneğin var git ne yapalım yani.

ama bu ağlaklık beni sinirlendiriyor. mağdur edebiyatından her daim iliklerime kadar tiksinmişimdir. "yok başörtüm vardı da ondan yurtdışına gitmek zorunda kaldık böhühü" de beni tiksindiriyor, "her yer din, laiklik elden gitti, böhühü" de beni tiksindiriyor. yolsuzluk, adam kayırma, güvenlik eksikliği vs demedim çünkü o konuda pek bir şey değişmemiş. ortadoğuda bir yerseniz bu kadar oluyor demek ki en fazla. benim en sinirlendiğim mevzu da milletin tipsizligi mesela, içinin pisliği... ama diyorum ya ortadoğu. nesine ağlayayım yani.

neyse... gidebilen gitsin ama "kanada'dan bildiriyorum burası über cool ooov" yapmasın. kanada ne lan, oha! ahahaha. herkes de norveç'i güzellemesin ayrıca rica ediyorum. berbat bir yer iskandinavya, o refaha rağmen berbat. öyle bir refah zaten ancak öyle butik ülke gibi takılan, dünyanın tepesinde, buz gibi bir yerde olur. türkiye'yi geçtim, yunanistan, italya, ispanya gibi bir yerde dahi yemez. kalifiye bir elemansanız, adam gibi yaşanacak sadece birkaç ülke var. onlar da her önüne geleni almıyor çünkü hindistan'dan tut da tüm üçüncü sınıf ülkeler, ardından ikinci sınıf ama ab vatandaşı olan doğu avrupa ve yine ab vatandaşı olan güney ve batı avrupa da oraya gitmeye çalışıyor. italyan ve portekizli de ülkesini beğenmiyor. o sürüden çıkıp gittiysen sana helal olsun, sen zaten buraya fazlasın, sen dünya vatandaşısın. ben senin yerinde olsam buraya yazmaya tenezzül dahi etmezdim, o yüzden beni şaşırtıyorsun işte, o yüzden.

bu arada gidilen ülkeler de bok edilmiş, kesin bilgi. benim brüksel'de sokakta gördüğüm kadınların en az yarısı kapalı. yalan söylüyorsam gözüm düşsün. sokaklar dükkanlar hep koyu tenli göçmen dolu. kim hacıt bu insanlar? paris'te ödüm patladıydı, güney fransa ölmüş ağlayanı yok. italya, ispanya gibi ülkeler zaten kendi krizleriyle boğuşuyor ve güney italya, artık italyanlar değil göçmenler yüzünden tehlikeli. yunanistan malumunuz. kuzey avrupa ülkeleri, size tonla para vermeseler yaşamaya tenezzül edeceğiniz ülkeler değil. ayrıca o soğuk kültürlerinden de hoşlanıyorsanız ayrı bir helal olsun size. bir almanya yokluğu kapatıyor ki oraya da herkes gitmeye çalışıyor, herkes. önünüzde resmen onlarca milyon rakip var. vallahi şu saatten sonra gidip de tutunan elamanın, hakkıdır. o eleman ağlamasın, bu başarısını anlatıp nanik yapsın, bence o daha cool, evet!

facebook'taki videonun altındaki yorumlardan bir tanesini olduğu gibi paylaşıyorum

tekerlekli sandalye kullanan bir engelli olarak kalkıp tek başıma amerikaya yüksek lisans yapmaya gittim. 2010 da tezli yüksek lisansımı bitirdiğimde okulumdaki dünyaca ünlü bir prof. "burada kal sana hemen bir staj ayarlayalım" dedi. üç aylık stajın ardından gayet güzel bir maaşla devam edecektim işe. kalmadım ve bu hayatımın en büyük hatasıdır. mezun olanlara abd'nin verdiği opt yani çalışma hakkını ülkeme geri dönerek yakmış oldum. oysa iki yıl boyunca yaşadığım amerikada sakattım ama engelli değildim. arabama binip beş eyalet gezdim. binlerce mil yol yaptım ve inanın bana hiçbir yerde engellenmedim. bir gün yurt odamda ders çalışırken kapım çalındı. kapıyı açtığımda dev bir polis vardı karsımda. üniforma gören her türk gibi içgüdüsel olarak korktum açıkçası. adam hemen penceremin önünde biz engelliler için ayrılmış parka koyduğum aracın bana ait olup olmadıgını sordu. evet benim dediğimde "arabanızın ışığını açık unutmuşsunuz aküsü bitebilir. anahtarınızı verin kapatıp geleyim" deyince ömrüm boyunca unutamayacağım bir şok yasamıştım. anahtarı verdim ve arabanın ışığını kapatıp geldi adam. hiçbir yerde engelim nedeniyle ayrım hissetmedim. yoldan karşıya geçmek istediğimde yolun iki yönündeki araçların hemen durmasını unutamam. geçirdiğim trafik kazasını anlattığım doktorun ağlayarak bana sarılmasını unutamam. o kadar unutmuşuz ki birisinin bizim için gercekten üzülmesini adamın eşcinsel oldugunu bile düşündüm. utanç verici. işte biz bu kadar kirlenmiş bir ülkede yaşıyoruz. bu kadar muhafazakar bir toplum olmamıza rağmen vicdanı insafı unutmuşuz maalesef. dindar insandan korkulur mu? ben korkuyorum. vicdansızlıklarından insafsızlıklarından ölümüne korkuyorum. konuya döneyim. amerika'dan döndüm memleketime. vatanıma hizmet etmek istiyorum diyerek. tam 2.5 yıl işsiz kaldım. başvurduğum yerlerde vasıfsız liyakatsiz adamlar reddettiler başvurumu. iki yıl sonra eğitimim nedeniyle değil sırf engelli kadrosunu doldurmak için alındığım işten de atatürk'e olan sevgim yüzünden kovuldum. bir çok kişi bu yüzden kovulduguma inanmayacaktır belki ama tam olarak bu yüzden kovuldum. şimdi eğer gitme şansım olsaydı inanın bir saniye bile düşünmeden giderdim.

Bu içerikleri de beğenebilirsiniz