Ülke Olarak Şampiyonlar Ligi'nde Neden Uzun Vadeli Başarı Elde Edemiyoruz?
Son olarak, Galatasaray'ın UEFA Şampiyonlar Ligi'nde bu sene mücadele ettiği ve ligin kolay gruplarından addedilen D Grubu'na veda edeceği kesinleştikten sonra akıllara tekrar gelen bir soru.
Ülke Olarak Şampiyonlar Ligi'nde Neden Uzun Vadeli Başarı Elde Edemiyoruz?


konuya çok kısa bir giriş yapalım

1989 senesinde, o ana dek olimpiyatlarda veya uluslararası spor müsabakalarında kayda değer bir başarısı olmayan ülkemizi seul'de temsil etmesi için naim süleymanoğlu ülkeye ithal edildi ve başarıyı olimpiyatlarda yakalayarak bayrağımızı göndere çektirdi. o günden sonra ise halter gibi fazla reytingi olmayan sporlardan, futbol gibi daha popüler sporlara kanalize oldu devlet yatırımları ve ilgisi.

o yıllarda ülke için milli takım öncelikli olduğundan büyük değişim milli takımla başladı. sepp piontek ile taktik öğrenen türk topçuları, hocanın gidişinden sonra anca uygulamaya geçirdiler öğrendiklerini. akabinde 2002 dünya kupası üçüncülüğüne ve hatta 2008 avrupa kupası üçüncülüğüne kadar bir yükseliş dönemi yaşandı.

klüp takımları ise tam anlamıyla bu başarıyı devam ettiremediler. zira şampiyonlar ligi adı altında yeni bir oluşuma geç adapte oldu ülke futbolu. milli takım hassasiyeti nedeniyle senelerce uygulanan yabancı sınırlaması yüzünden klüp bazında o en yüksek seviyedeki oyun anlayışından uzak oyuncularla mücadele ettik. tek nedeni bu değil ama etkili oldu. 

Fotoğraf: Skorer.com

şimdi gelelim şampiyonlar ligi'nin tezgahına

bakın 2 büyük takımı olan ispanya lige 4 takımını direkt yolluyor. tek büyüklü almanya 3 takımla temsil ediliyor. italya'sı, fransa'sı hepsinin kontenjanı ülkelerindeki büyük takım sayısından fazla. istisna ingiltere. biz ise 1 direkt 1 de elemeli takım yolluyoruz ama büyük takım sayımız 3 hatta belki 4.

bu, şu demek: real madrid ligi beşinci bitiremeyeceği için de fakto her sene şampiyonlar ligi'ne çıkacak. bu nedenle o ligde oynayabilecek bir sürü a(+) oyuncuyu senelerce kadrosunda tutacak sözleşmeler yapabiliyor. şampiyonlar ligi'nde başarı için bu a sınıfı topçuların kadroda olması şart. yoksa ne yaparsan yap iş hüsranla bitiyor.

şu meşhur 8-0'lık liverpool-beşiktaş maçı kadrosuna bir bakalım... hakan arıkan, serdar kurtuluş, federico higuain, koray avcı, ibrahim toraman, ricardinho, lamine diatta, ibrahim üzülmez, serdar özkan, ali tandoğan, edouard cisse, matias delgado, bobo... şu adamlardan hangisi yahut kaç tanesi şampiyonlar ligi takımlarından herhangi birinde direkt oynayabilirdi? en fazla ikisi. gel gelelim liverpool bu klasmanda en az 7 oyuncuyla çıktı. sonuç malum.

bu sezon gerek adriano, gerek pepe, quaresma, fabri, medel, babel nereden bakarsanız a sınıfı bilemedin b(+) kalitede 8 oyuncu var kadroda. işe o sebeple de grup aşamasında sükse yaptı takım.

ama bu durum gayet tesadüfi bir durumdur. birincisi real madrid pepe ile sözleşme yenilese gidip de o adamı alacak maddi güç yok. ha keza babel ve adriano da öyle. zaten bizim lig'de sadece şampiyonun direkt gittiği düşünülürse, bir nevi piyango bu işler. yani şampiyon olacaksın, sonra koşa koşa a sınıfı adam bulmaya çalışacaksın piyasadan. her takım için bu böyle...

6 Kasım 2007 tarihli maç, hâlâ hafızalarda.

ülke puanı iki yahut üç takıma yetmediği için ise her sene sadece bir takım bu kadroları kurabiliyor

ötekiler ise idare edecek transferler yapıyorlar. işte bu sene fenerin janssen'i yahut galatasaray'ın belhanda'sı gibi. mecburen yapıyorlar tabi. sivas belediye maçını kazanmak için ronaldo şart değil.

işte bu dönemde bir karar alındı. yabancı sınırı kalktı ve senede oynadığı hepi topu 10 maçla ülke puanını artıramayan milli takım tasfiye edilip, iş özele verildi. klüp takımları daha faydalı olduğuna kanaat getirdikleri yabancılara yöneldi. an itibariyle durum nispeten iyi gibi. elbette ki hedef kısa zamanda iki takımın direkt gidebilmesi. o zaman işte üç takımımıza da yer açılmış olacak.

şampiyonlar liginin asıl tezgahı ise şu: bütün pastayı 10 takım arasında çeviriyor bu sistem. yeri garanti on takım bir şekilde son sekize kalıyorlar zaten. şu 20 yıl içinde oraya gelememiş ağa babalardan tek takım manchester united, onlar da yürüye yürüye europa ligi'ni kazandı geçenlerde. sonuçta kim ne derse desin, şampiyonlar ligi kontenjanımızı 2'ye çıkartmadan bu lig'de ezilmeye mahkumuz. herkes mahkum. ne bir romen ne bir danimarka şampiyonu var. varsa yoksa ağababaların ilk 4 sırası. bir kere o üst seviyeye yerleşebilirsen, sırtın yere gelmiyor. giremediğin zaman marabalarla boğuşup duruyorsun.

bu lig şampiyonlar ligi falan değil. birkaç ülkenin birkaç takımını semirtme organizasyonu. ispanya dördüncüsünü alana dek bir macaristan şampiyonunu al da adı konsun (şampiyon kulüpler kupası bu nedenle bitti zaten) ve adını hak etsin. yok. maraba bok yesin ligi bu...

Şampiyonlar Ligi'nin En İlginç Son 4 Dakikasına Sahne Olan Maç: 7 Kasım 2000 Galatasaray - Sturm Graz