Üniversite Tercihinde İşletme Yazmayı Düşünenlere Bütün Detaylarıyla Bilgilendirici Bir Yazı
İşletme mezunu olup da işsizlik telaşı yaşamak yerine bilinçli bir tercihle kendinize yol haritası çizebilir ve çok iyi yerlere gelebilirsiniz. Bu doğrultuda işletme dersleri nedir, işletme mezunları neler yapabilir gibi sorulara cevap bulacağınız bu detaylı yazı ciddi anlamda işinizi görebilir.
Üniversite Tercihinde İşletme Yazmayı Düşünenlere Bütün Detaylarıyla Bilgilendirici Bir Yazı
iStock


isim olarak çok bilinen bir alan olmasına rağmen içeriği konusunda pek fikir sahibi olunmamasına istinaden işletme bölümünü seçmeyi düşünenler ve "işletme nedir la?" diyenler için rehber olması niteliğinde bu alanı biraz detaylandıralım. entry'miz yine pek kısa olmayacak, dolayısıyla ilgilenmeyenleri lütfen şu taraftan alalım:


bu bölümle ilgili doğru bilgiyi verebilecek yetkinliğe sahip olduğumu düşünüyorum. üniversitede okuduğum bölümlerden bir tanesi işletme olmakla birlikte, master'ımı da yine bu alanın uzantısı olan bir bölümde yaptım. ardından kurumsal hayatta bu alanla ilgili çalışıp, kendi işimi yapmaya karar verdikten sonra da yaptığım işlerden bir tanesinde uluslararası kurumsal ve kurumsal olmayan firmalara bu alanın bilgisiyle hizmet sundum. halen işlerimden bir tanesi "işletme" bilgisi temelli, gerçi zaten hangi işi yaparsanız yapın "işletme" onun bir yerinde olur. az sayıda liselerde, daha çok sayıda üniversitelerde konuyla ilgili davetli olarak ders verme ve panellere katılmakla birlikte akademik ortam dışında da iş dünyasına bazı sunumlarım oldu, oluyor.

bu minvalde, ömrümün önemli bir kısmını kapsayan bu alanla ilgili pembe bir tablo çizmeden, işin gerçeği neyse onu aktaracağım

öncelikle "işletme" dediğimiz zaman aklımızda genel bir resim oluşması zordur. çünkü işletme çok geniş bir alanı kapsar, alt özelleşme alanları vardır. birbiriyle çok alakasız iki alanda uzmanlaşmış iki işletmeci, birbirinin işinden hiç anlamayabilir. ve türkiye, onu da geçtim dünya bazında işletme ve varyasyonları eğitimini veren her üniversite farklı bir odak noktasına sahiptir. kimisi finans üstüne yoğunlaşırken, kimisi pazarlamada daha iyidir, kimisi genel yönetimcidir vs. vs.

bir işletmeci, aşağıda sayacağımız bütün alt bölümlerle ilgili ve bunlara ek olarak üniversitelerde verilen diğer genel dersleri alır. ancak özelleşme kısmında önemli olan, bu alt bölümlerin hangisinin daha ileri seviye derslerini aldığınızdır. peki nedir bu alt bölümler?

muhasebe

assets come on the left side, liabilities come on the right side. özeti budur diyeceğim, muhasebeciler beni boğazlayacak. bana hep en sıkıcı özelleşme alanı olarak gelir, ama sevenlerine lafım yok. evet, bütün işletmeciler defter-i kebir'in ne olduğunu bilmekle birlikte, giriş seviyesi muhasebe dersleri alırlar. muhasebe üstüne uzmanlaşma şansı veren üniversiteler de mevcuttur.

muhasebeci ne yapar? 

ben meslek ve eğitim olarak çok sıkıcı bulsam da, muhasebeciler kilit insanlardır. şirketi rezil de eder vezir de. iyi bir muhasebeci, rakamları ne zaman nerede nasıl kullanacağını bilir. adamı ipe de götürebilir, ipten de alabilir. muhasebeci şirketin log tutan adamıdır diyebilirsiniz. çok basitleştirilmiş haliyle şirkete gelen-giden parayı, vergiyi "ayarlayan" insanlardır. muhasebenin ne kadar haşmetli olduğunu anlayabilmek için enron skandalı ve arthur andersen kelimeleri ile araştırırsanız konuyu anlarsınız.

lojistik yönetimi/tedarik zinciri

her ne kadar artık lojistik yönetimi ile ilgili ayrı bölümler açılmış olsa da, işletme bölümünde de lojistik yönetimi ve tedarik zinciri ile ilgili bir bilgi size verilir. bu alanda uzmanlaşacaksanız işletme okumanıza gerek yok artık, gidin direk bölümünü okuyun. bu alan sunulacak bir ürün/hizmetin başlangıç aşamasından tüketiciye ulaştığı aşamaya ve hatta o aşamadan sonrasına kadar geçtiği bütün süreçlerden sorumludur. iyi bir tedarik zinciri organizasyonu en düşük maliyetle, en hızlı ve en problemsiz şekilde en kaliteli hammaddeyi/servisi bulur ve üretim/servis süreci tamamlandıktan sonra tüketiciye ulaştırır, ardından da ürünü/servisi takip eder. doğru kaynağı bulmaktan, satın almaya, after sales service'e kadar aslen hepsi "tedarik zinciri" süreci altındadr.

insan kay"m"akları

iş hayatım kebap olsun mu diyorsunuz? işte özelleşmeniz gereken bölüm. insan kaymakları. süslü püslü ne kadar kız varsa bu alanda özelleştiği için adı insan kaymakları'dır. henüz curriculum genelinde ik dersleri fazla olan bir üniversite görmedim. ik ne iş yapar? bilen varsa bana da söylesin yemin ediyorum. geyiği bırakırsak, insan kaynakları tahmin edildiği gibi sadece "mülakat yapıp işe eleman alan" departman değildir. personelin maaş ve bordrolama işlemleri, özlük hakları, kariyer yolu, gelişimi, motivasyonu ve genel organizasyonel verimlilik gibi konular ik'nın ilgi alanıdır. tabii pozisyon için doğru elemanı da en uygun maliyetle bulmaya çalışırlar, o da görevleridir.

girişimcilik

yeni yeni özelleşmeye başlıyor, bence boş ama hiçbir fikrin yoksa birkaç ders alabileceğin bir bölüm. 4 seneye yayılacak bir detayı yok zaten, ama temelini bilmek de önemlidir. bu alan en temel haliyle "doğru fikir nasıl olgunlaştırılır ve kar edilebilir şekilde uygulamaya konur?" sorusunun cevabının yollarını gösterir. akademik ortamdan çıkarsak, gerçek bir girişimci için james altucher'i takip edebilirsiniz. bu adam çok güzel girişimci örneğidir. akademik ortamda girişimcilik üzerine neden uzmanlaşma taraftarı değilim? çünkü üniversite, yüksek lisans, doktora ve sonrası "conformity" üzerine kuruludur. toplumsal olarak çarkın dişlilerinden birisi olup size verileni alıp, o toplumsal düzen içinde basamakları atlayarak gelebileceğiniz en iyi yere gelmenizle alakalıdır. konuyu uzatırsak illuminati'ye kadar uzanırız da gerek yok. girişimcilik ise o çarkın dışında kalan insanların işidir. dünyanın en başarılı, en çok para kazanan birçok girişimcisinin akademik olarak başarısız insanlar olduğunu görüyoruz. gerzek mi bu adamlar? hayır değil. sadece "skerim lan bu nasıl hayat böyle" diyerek geleneksel eğitim metodlarını beğenmeyip kendi yolunu çizenler. hah işte çok paradoksal bir şekilde akademik dünyada da "girişimcilik" üzerine bir şeyler öğrenebilirsiniz.

ekonomi

her işletmeci illa ki ekonomi dersleri de alır. ancak ekonomi üzerine uzmanlaşacak iseniz, işletme okumayın derim. gidip direk ekonomi okuyun ki hakkıyla uzmanlaşın. işletme ve ekonomi mezunlarını aynı kefeye koyanlarla "satış ve pazarlama" kalıbını kullananlar aynı kişilerdir, o yüzden üzülmeyin. işletme nere, ekonomi nere hacım. işletme eğitimi aldığın süreçte de makroekonomi, mikroekonomi, ekonometri, managerial economics gibi konuların temelleri üzerinde bilgi sahibi olacaksın ama ekonomi apayrı bir dünyadır. özelleşmek gerekir. bak sana son yıllarda iyice ön plana çıkmaya başlayan bi alt alan söyleyeyim: behavioural economics. böyle ekonomi gibin, psikoloji gibin bişey. ortaya karışık yapmış abiler. bu alanla ilgileniyorsan şu isimlere bir göz at: dan ariely, matthew rabin, steven levitt, colin camerer, robert cialdini, daniel kahneman, george loewenstein, ernst fehr. gerisi gelir zaten.

finans

kanayan yaramız. benim bildiğim kadarıyla türkiye'de undergrad finans eğitimi veren bir üniversite yok. yine işletme bölümü altında, finans dersleri alırsınız. aslında eğlenceli bölümlerden bir tanesidir. iyi üniversitelerde doğru dersler verildiğinde ağır matematik içerir, yüksek analitik yetenek gerektirir, bir o kadar da keyiflidir. üstüne uzmanlaşılabilecek mantıklı alanlardan bir tanesidir bu da. sonra at kapağı investment banking'e, kafan rahat etsin hacı.

pazarlama

aha, buraya kıyak geçeceğim, neden? çünkü benim özelleşme alanım. şimdi öncelikle "satış ve pazarlama" lafını gördüğün yerde bu lafı söyleyene önce küçümsercesine bak. anlamazsa çemkir, yine anlamazsa eline sopa al ve döv. satış ve pazarlama diye bir şey yoktur. 90'lardan kalan "bizimkiler" furyasındaki "halil pazarlama" bir nesle pazarlamayı yanlış tanıttı yemin ediyorum. bu pazarlama, o pazarlama değil kardeş.

satış ve pazarlama demek, ketçap ve vazo demekle aynı şeydir. rakı ve kalem demektir. anlatabildim mi? bu kadar alakasızdırlar.

satış dediğin şeyin en güzel örneği için the wolf of wall street'i seyret. pazarlama dediğin şeyin en güzel örneği için ise apple firmasının yaptıklarına bak. pazarlama da kendi içinde alanlara ayrılır, hadi kısaca bu alt alanlardan iki başarılı örnek daha verelim, operasyonel pazarlamayı yıllardır dünyada ve türkiye'de en iyi yapan firma redbull'dur. dark marketing denilen hukuki açıdan sınırlı piyasalarda pazarlamayı en iyi yapan firma türkiye'de philip morris'tir.

zaten türkiye'de gerçek anlamıyla pazarlama yapılmamaktadır. çok nadir birkaç firma bu işi hakkıyla yapar, ekmeğini de yer. iş dünyasında da pazarlama adına bilgisi olan kişi çok azdır. nice pazarlama müdürleri, direktörleri, introduction to marketing kitabında okuyacağınızdan fazlasını bilmez. dolayısıyla bu iş genelde iyi ajanslar ve danışmanık firmaları aracılığıyla yürür.

satış ve pazarlama için, aradaki fark şudur diyeceğim de, arada doğru düzgün bir benzerlik yok ki farkı anlatasın. ama ikisini kelime bazına indirgersek, satış dediğinin kelime karşılığı "persuasion" olur, marketing dediğinin "sugar-coating" olur.

alakaları şudur. pazarlama yolunu yapar, satış işi bitirir. yani pazarlamacının "ürünü satmak" gibi bir derdi yoktur. sert oldu, vardır ama birinci amacı bu değildir. pazarlamacının derdi "ürünü sana istetmek"tir. satış ise "güzel abim"ci kısımdır. alttan girip üstten çıkıp o ürünü alma kararını sana verdiren kişidir. yani "ürünü satma" kısmındadır.

belki operasyonel pazarlama dediğimiz zaman, satış ile daha dirsek temasında bir pazarlamadan bahsedebiliriz, ama yine aynı şey değildirler.

pazarlamacılar bir şirkette işler iyi giderken en çok el üstünde tutulan, işler kötü giderken ilk taşlanan kişilerdir. g.tleri kalkıktır, artisttirler. bu dünyayı ben kurtardımcı triplerdedirler. evlat olsa sevilmezler. şirkete herkes takım elbiseyle, sinekkaydı traşla gelirken bunlar kotla t-shirtle, kirli sakalla falan gelir, "ben kalıpların dışındayım yeaa, yaratıcı olmamız lazım sonuçta" diye takılırlar. relax insanlardır.

neyse, pazarlamayı da şöyle özetleyelim:

şu ürünün fiyatı sizce ne kadardır?

peki, bu ürünün fiyatı sizce ne kadardır?

her ne kadar bu aslında brand management olsa da, kendisi de pazarlamanın alt dalı olduğu için örneğimiz geçerlidir. evet. pazarlama budur yeğenim.

genel yönetim

hah, işte bak, eğer türkiye'de iş hayatına atılacaksan, yapabileceğin en kötü şey bunda özelleşmek. çünkü "genel yönetim" dediğin şey özelleşmek değildir. yukarıda yazdıklarımızın hepsinden üçer beşer ortaya karışık demektir. aslında ideal bir dünyada inan ki çok mantıklı ve çok verimli. ammavelakin, "genel yönetim" üzerine uzmanlaştığın zaman göreceksin ki, bir ceo'nun bilmesi gereken şeyleri öğreniyorsun. yönetim teorileridir, şirket işleyişidir, ik, finans, pazarlama, ekonomi, tedarik zinciri, satış, ot bok.... her şeyi öğreniyorsun, ama hiçbirisinde uzmanlaşmıyorsun. ortalık orospusu gibisin. bu teoride iyi olan şey pratikte neden kötü biliyor musun? yavrum mezun olacaksın yüzbinlerce kişiyle birlikte, elinde ceo bilgileri var, sana oturtup excel tablosu yaptıracaklar. önce bunun ruhsal buhranını bi atlatman lazım. artı olarak, pazarlamada, finansta, muhasebede uzmanlaşan adamlar teknik bir alana dair derin bir bilgiye sahip, sen ne sikim biliyor olacaksın? hepsinden acuk. böyle yamyam bir piyasada, genel yönetimci olursan, özetle "ne iş olsa yaparım abi"ci birisi olursun. ya da cesaret edip fresh mezun olarak kendi işine koşturman gerekir, ki o g.t de herkeste olmuyor.

şimdi alt bölümleri değerlendirdikten sonra genel notlarımıza değinelim

öncelikle işletmecilere "rakamlardan anlamaz bu gerzekler, bir bok bildikleri yok" diyen bir güruh var. kendilerini pazarlama altında olan "pricing" konusuna, finans altında olan "mathematical finance" (quantitative finance olarak da geçer) konusuna, ve genel bir terim olup da her işletmecinin bilmesi gereken genelde finans ve pazarlama alt dallarında kullanılan quantitative forecasting'e bir tutam göz atmaya davet ediyorum. ondan sonra tekrar konuşalım.

forecast demişken, işletmeci'nin en iyi olması gereken alan da forecastdir. yalnız bunu sadece quantitative forecast olarak ele almayın. falcılık gibi düşünün. farklı bileşenleri bir araya getirerek hepsinin sonucunda gelecekte ne olduğunu doğru tahminleyebilen işletmeci iyi işletmecidir. bunu düzgün yapabilmek de şurada iki cümleyle yazdığımız kadar kolay değildir. zaten düzgün forecast yapabilen işletmecilerin hepsi ya ceo, ya da dolar milyarderi. kısa süreli quant olarak çalıştığım bir hedge fund vardı eskiden, üstünde çalıştığım proje de stock market'da bir hisse fiyatının aşağı/yukarı gideceğinin net bir sinyali yokken aşağı/yukarı gideceğini nasıl tahminleyebiliriz sorusunu cevaplayan ve takip eden bir algoritma yaratmak idi. uğraştım, didindim, öyle bir şey yaratamadım. sadece bir iki adım ilerleyebildim. projenin sonunda "abiler olmuyo :/" dediğimde "yeğenim, olsaydı zaten hepimiz dolar milyarderiydik, raad ol sen, önemli olan şu ufak bir iki eklemeyi yapmandı, bu iş öyle hemen olmuyo :)" diye gazımı almışlardı. tabii ben sadece finans sektöründen bir örnek verdim ancak bu her alanda geçerlidir.

ayrıca, şu konuya da işletme başlığı altında değineceğim, çok büyük bir eksiklik: istatistik

işletmeciler istatistik öğrenirler, ancak gerekli kıymeti vermezler. türkiye'deki üniversitelerdeki istatistik bölümlerinin puanları hep düşüktür. büyük hata, çok büyük hata bunlar. istatistik, bugün ne iş yaparsan yap onun can damarıdır. alınacak kararların bel kemiği, ışığı, yol göstericisidir. iyi bir istatistikçisi olanın sırtı yere gelmez. bu yüzden işletme okuyorsan, hangi alanda özelleşirsen özelleş, şu istatistiği yala, yut, iyice öğren. ingiltere ve amerika dahi ancak farkına varıyor istatistiğin öneminin. data fazlalaştıkça "ben nereme sokucam lan bu kadar datayı? nası anlamlandırıcam?" diye tutuşan ellerinde bolca veri olan insanlar istatistiğin değerini anlamaya başlıyor. günümüzün ve geleceğin en önemli dallarından birisi istatistik, uyandırayım. işletme okuyorsan, bir istatistik undergrad eğitimine yakın bilgiyi edinmeye çalış. sonra bana duacı olursun. yolunu bulmayı bilen bir istatistikçinin mottosu: "sen sonuç ne çıksın istiyorsun güzel abim bana onu söyle"dir :)

türkiye'deki iyi işletme bölümleri hangi üniversitelerdedir? burası benim tamamen subjektif yorumum olacak, dolayısıyla katılmayanlara da saygı duyarım:

istanbul için marmara işletme. üniversite olarak çok prestijli bir üniversite olmayabilir ama işletme bölümü bence türkiye'nin en iyisidir, akıllarda olsun. son yıllarda koç üniversitesi bu konuda güzel bir atak yaptı, koç işletme de istanbul'daki diğer adayım. ankara'da bilkent işletme'yi yegane seçenek olarak görüyorum. izmir'de ise birinci sıraya izmir ekonomi üniversitesi, ikinci sıraya pek içime sinmeden dokuz eylül ingilizce işletme'yi koyabiliriz.

peki mba?

işletme okuduysanız yapmayın olm şunu. manyak mısınız? üniversitede 4 sene okuyorsun zaten, sonra mezun olur olmaz gidip aynısını tekrar okuyorsun. mba dediğin şey yeni işletme mezunlarına yönelik değildir. eğer işletme mezunuysan en az 4-5 sene bir çalış, ondan sonra "belki" mantıklı olur. ancak piyasada görüyorum işletme okuyup hemen ardından mba yapmış ne istediğini bilmeyenleri. işletme + mba cv'si "beni işe alma, ben ne istediğimi bilmiyorum" cv'sidir. aklında olsun.

mba dediğin şey üniversiteye girerken işletmeye bok atıp da ardından "lan o kadar bok attık ama aslında hakkaten işletme mantıklı bi bölümmüş" diyenlere yönelik bir bölümdür. üniversiteden hemen sonra yapılacaksa, mühendisler için mantıklıdır, iş hayatına girdikten sonra ise diğer alanlarda bilgisi üst seviyede ancak insana ve işletmeye dair hiçbir şey bilmeyen kardeşlerimize yönelik "gel yeğenim biraz piyasayı öğretek sana" bölümüdür. buna ek olarak, mba daha ziyade cv için değil, network için yapılır. şahsi kanaatimce zaten çok da bir şey öğretmez. bu yüzden mba yapacaksan, kesinlikle ve kesinlikle bilindik bir üniversitede yapman lazım ki verdiğin para bir boka yarasın, kaymaklı abilerle ablalarla tanış (bunun için harvard, stanford, mit gibi amerikan zenginlerini içeren programlar idealdir). yok hacı skeyim network'ü diyorsan sen bilirsin, o zaman seçeneklerin trium emba, insead, upenn wharton gibi hakkaten "lan ibiş geldin ibiş gitme bari" diye senin g.tünden kan alan, networking olanakları yanında güzel bir eğitim de veren mba programları olmalı. ve mba esnasında, mutlaka, ama mutlaka, ve mutlaka, hatta mutlaka, evet, mutlaka özelleş. her çiçekten bal alayımcı yaklaşımda olma, hangi alansa, onun üstüne özelleş. stratejik yönetim olur, organizasyonel değişim olur, marka yönetimi olur, ama bir şey olsun. özelleşmezsen yaptığın mba'in de içine sıçarsın. paracıklar boşa gider. unutma ki mba asla burs vermemeye odaklı ve ücretleri en yüksek yüksek lisanslardan bir tanesidir.

unutmayalım ki her işletmecinin "reyiz" olarak bildiği mintzberg'in de mba ile ilgili olarak "msahudhasduh mal herifler bi de mba mi yapıyonuz, anan zaaaaa xd xd" minvalinde açıklamaları vardır. yine de tercih senin. ister yap ister yapma.

biraz toplamaya başlarsak, işletme'nin bu kadar "generic" bir bölüm olarak düşünülmesinin sebebi tamamen bu özelleşme muhabbetidir.daha 18-20 yaşında çocuklara üniversite bölümü seçtiği yetmez gibi "hadi özelleş" diyorsun. yönünü belirleyemeyen çocuklar da "hepsinden alam bari" diyor, ortaya boş beleş genel yönetimciler çıkıyor. halbuki işletme, bilinçli olup yönünü doğru seçenler için çok verimli ve eğlenceli olan, temelinde de iş hayatında en gerekli olan donanımları sana sağlayan bölümdür.

uzun uzun yazıyoruz da, bundan 15-20 sene önce capitalism plus diye bir oyun vardı. bugünün bilgisayarlarının yapabildiklerine oranla çok kısıtlı kalsa da, o yıllara göre gerçekten "işletme" konusunda çok verimli, çok güzel bir oyundu. dediğim gibi, bugünün şartlarıyla gerçekçi bir simülasyon beklemeyin, ama işletme nedir, en yakın haliyle capitalism plus oyununda tecrübe edilebilir. açın bir oynayın. bir de l'oreal e-strat challenge vardı biz üniversitedeyken, o da güzel bir işletme simülasyonuydu, ama yıllar geçti, e-strat mokoko oldu tabi.

bu bağlamda düşünürsek, bir işletmecinin her türlü strateji oyununu iyi oynaması beklenir. eskilerden gideyim, colonization, civilization gibi oyunlarda bir işletmeci ortalığın mınakoymuyorsa o iyi bir işletmeci değildir. muhasebeciler hariç tabi, onlar iyi oynamasalar da bi ayar çekip oyunu en iyi skorla bitirirler hehe.

özetle, "la hangi bölümü seçsem bilemedim ki?" kararsızlarının favori tercihi olmasından dolayı bir sürü boş beleş insan yetiştiren bir bölüm olmasıyla birlikte, ne istediğini bilen için oldukça keyifli, ufuk açıcı ve önü açık bir bölümdür. yeter ki rastgele seçmeyin, ve seçtikten sonra özelleşerek özelleştiğiniz alanda da gerçekten uzman olun.

öpüyorum sizi bebişlerim.

Bu içerik de ilginizi çekebilir