Vefatının 2. Yılında Bilinmeyen Detaylarıyla Cumhuriyetin Divası: Müzeyyen Senar
Türk müziğinin çok değerli ismi Müzeyyen Senar'ı kaybedişimizin 2. yılı bugün.
Vefatının 2. Yılında Bilinmeyen Detaylarıyla Cumhuriyetin Divası: Müzeyyen Senar


atatürk'e dolmabahçe sarayı'nda şarkılar söylemiş, atatürk beğendiği için saç modelini yıllarca değiştirmemiş, türk sanat müziği aşığı, cumhuriyetin divası müzeyyen senar...

sahnelerin divası, 1918 yılında bursa mustafa kemal paşa'da doğdu. babası mehmet efendi kalfa olarak çalıştığı eczanede bel soğukluğu ilacını yunan işgalindeki kentte yunan askerlerine satarak evinin geçimini sağlıyordu. annesi zehra hanım ise aile meclislerinde o nadide sesi ile şarkılar söylüyordu. müzeyyen senar küçük yaşlardan itibaren annesiyle beraber bu toplantılara katılmakta, annesini örnek almaktaydı. kulağı o kadar iyiydi ki annesinin kendisini uyutmak için söylediği şarkıları bile bir çırpıda ezberliyordu.


bir gün beraber gittikleri bir düğünün arkasından annesi müzeyyen senar'ın birdenbire kekeme olduğunu fark etti. müzeyyen senar konuşurken takılmamak için dizlerine vuruyordu ve vura vura bacaklarında yaralar olmuştu. gidilmedik doktor, yazılmadık muska kalmamıştı ama müzeyyen senar'ın kekemeliğine çare bulunamamıştı. konuşurken kekelemesine karşın şarkı söylerken hiç takılmıyordu. kekemeliği seneler ilerledikçe düzelmiş fakat sinirlendiğinde tekrardan kekeliyordu. anne babasının boşanması ve annesinin uzaklara gidişi senar'ı etkilemiş, özlem arttıkça senar'ı bir çözüm bulmaya doğru heveslendirmişti. bir gün babasının cebinden gizlice para alıp, istanbul'da yaşayan annesini bulmak için istanbul'un yolunu tutmaya karar vermişti ve yola çıktı. istanbul'a vardığında önüne çıkan herkese çaresizce annesini soruyordu. sirkeci tren garı'nda karşısına çıkan helal süt emmiş bir hanım sayesinde kurda kuşa yem olmadı. evine konuk olduğu bu iyi kalpli hanım, müzeyyen senar'ı üsküdar'da oturan annesine götürdü. yıllardır biriken özlem an be an eritiliyordu. müzeyyen senar yıllar sonra radi dikici'ye bu esrarengiz hanım için şöyle bir şey söyler; ''ben istanbul'da ismimi duyurduktan sonra 'acaba yanıma gelir mi? tekrar karşılaşır mıyız?' dedim ama onu bulamadım. her konserimde gelenler arasında onun yüzünü aradığım halde onunla bir türlü karşılaşamadım.'' hayat annesiyle beraber çok daha keyifli ve güzeldi.


musikinin başkentinde artık adından söz ettirir olmuştu. 1931 yılında üsküdar musiki cemiyeti'ne kayıt yaptırdı. devrin saygıyla anılan üstatları onun hocası oluvermişti. şarkılarını koroyla beraber söylüyordu. kısa zamanda hocaları onun sesinin gücünün ve eşsizliğinin farkına varmıştı. dönemin en iyi udisi hayriye öz hanım ve kemençe üstadı kemal niyazi bey müzeyyen senar'ı elinden tutup radyoya götürdü. istanbul radyo evi'ne gittiğinde radyo kurulalı 5, müzeyyen senar ise henüz 14 yaşındaydı. boyu mikrofona yetişmese de adı musikinin yüksek basamaklarına doğru hızla tırmanıyordu. ilerleyen günlerde safiye ayla ile tanıştı ve safiye ayla senar'a ''kendin olmalı ve kendi tarzını yaratmalısın'' tavsiyesinde bulundu. istanbul radyosu'nda iyiden iyiye beğenilmiş ve bir saat süren canlı yayına imzasını atmıştı. yine bir gün radyoda şarkı söylerken şarkının sözlerini unutunca hocası mesut cemil beyden okkalı bir tokat yedi. daha sonra yine bir canlı yayında daha sözleri unutunca yanında bekleyen sanatçıya pas attı ve unuttuğu kısmı ona söyletti. aynı şekilde bu da tokatla cezalandırılmıştı. ünü yayılan müzeyyen senar 1932 yılında 10 eserden oluşan taş plak çıkarttı. 1960 yılına kadar taş plaklarının sayısı 260'ı buldu. bir gün hocası necati tokyay ''kalk saraya gidiyoruz'' diye hazırlanmasını, atatük'ün huzuruna çıkacaklarını, elini çabuk tutması gerektiğini söyledi. dolmabahçe sarayı'na vardıklarında yaver, senar'ı, atatürk'ün ve yakın arkadaşlarının bulunduğu salona yönlendirdi. başını yavaşça yukarı kaldıran atatürk'ü karşısında gören müzeyyen senar heyecandan atatürk'e bakamadı. ilk şarkısını (cana rakibi handan eder) söyledi ve toplamda 3 parça ile saraydan ayrıldı. atatürk'ün şarkılara eşlik etmesi kendisini memnun etmişti. senar repertuarındaki 10 bin parçanın 3 binini hiç yardım almadan okuyacak ustalığa erişmişti.


müzeyyen senar'a bir gün enteresan bir teklif geldi. teklif; ''leyla ile mecnun'' filminde yer alan (ümmü gülsüm'ün seslendirdiği) arapça parçaları türkçe olarak seslendirmekten ibaretti. senar büyük bir ustalıkla seslendirdi. bu film müzeyyen senar'ın hayatında bir kilometre taşı oldu ve müzeyyen senar arap dünyasına da adını duyurdu. sırada gazino dünyası vardı. ilk çıktığı gazino istanbul radyo evi'nin yanındaki berlin gazinosu'ydu. kendinden önce diğer solistler çıkıyor, en son kendisi sahne alıyordu. bu sistemi sahneye adapte eden isim müzeyyen senar'dı. arkada saz ekibinin önünde şarkılarını söylüyor, sevenleriyle meşk ediyordu. müzeyyen senar paraya önem vermezdi ve gazinoya bisikletle giderdi. kendinden önce sahne alacaklar söyleyecekleri parçaları kağıda not alırken, müzeyyen senar not almaz, sahnedeki atmosfere göre şarkılarını okurdu. improvize söylerdi. gazinoya müzisyenlerden bile önce gelir, küçük sehpasında rakısını ve meyvelerini hazırlardı. çalkantılı özel yaşamı, her biri düş kırıklığıyla biten evliliklerle geçti. ihtiyacı olan morali denizde aradı ve on yıl boyunca denizde (istanbul-göksu deresi) yaşadı. teknesinde yatar, teknesinde kalkar, kışın dahi soba kurarak sevdiği teknesinden ayrılmazdı.


sahne müzeyyen senar'ın eviydi. saz arkadaşlarıyla arası çok iyiydi. komilerle, garsonlarla sohbet eder, selamlaşırdı. sahnedeki şovuna özen gösterir, kendine ait tavır ve hareketleriyle duygusunu seyircisine aynen yansıtırdı. müzeyyen senar şarkılarını söylerken neredeyse tüm şehir susup onu dinliyordu. tepebaşı gazinosu'nda çalıştığı dönem taksiciler o civarda korna dahi çalmazdı. herkes onun şarkılarında kendinden bir şeyler buluyordu. müzeyyen senar çalıştığı patronlarıyla arasını iyi tutar, aldığı paranın hakkını vermeye çalışırdı. gazinonun çok dolu olmadığı, diğer günlere kıyasla işin zayıf olduğu bir gün, patrondan parasını alan müzeyyen senar zarfı cebine koymadan içindeki paranın yarısını patronuna iade edip ''bu gün işler biraz düşük. al şunu'' dedi. çünkü içine sinmemişti. birçok gazinosu olan beşir bey yeni açacağı gazinoya müzeyyen senar'ın adını vereceğini haber edip senar'ı orada çalışmaya ikna edti. beşir bey ona olan hayranlığını gazinoya ismini vererek taçlandırdı. (çamlık senar gazinosu) müzeyyen senar burada da sevenlerini mest etti. 1950'lerde ara verdi (ara ara sahne alıyordu.) ta ki 1960'larda yurtdışı serüveni başlayana dek. yurtdışı konserlerinin ardından 1974'te tv programlarına başladı. televizyonda da büyük takdir topladı.


cumhuriyetin divası müzeyyen senar 3 kez evlendi ve 3 çocuğu oldu. hamileyken bile sahnelerden kopamadı. çocuklar annelerini görememekten yakınırken, türkiye büyük bir sanatçı kazanmanın mutluluğunu yaşıyordu. 1983'te bırakma kararı aldı ancak ara ara da olsa sahnelere çıktı. 2004 yılında 72. sanat yılında sahne aldı. ama artık müzeyyen senar yorulmuştu ve yerini gençlere bırakmak istiyordu. 6 eylül 2006'da gerçek anlamda son noktayı koydu. 88. yaş günü vesilesiyle 40 kişilik özel bir davetli listesi hazırladı ve muhteşem bir yaş günü kutlaması yaptı. 1998 yılında müzeyyen senar bir ömre bedel albümünü çıkardı ve albümünde kendisine; tarkan, sezen aksu, ajda pekkan, nilüfer gibi isimler eşlik etti. ortaya çıkan albümden son derece memnundu. yine aynı yıl devlet sanatçısı seçildi. o aslında gönüllerin sanatçısıydı. o cumhuriyetin divası müzeyyen senar'dı.


(rıdvan akar'ın hazırlayıp sunduğu müzeyyen senar belgeselinden...)

(allah gani gani rahmet eylesin!)

DAHA FAZLA İÇERİK