Yaşam Sevincini Artıran Pudra Kokusu Üzerinden Duygulandıran Bir Anne Hatırası
Sözlük yazarı "cheza seeker", hayatın içinde duyulduğu anda enerji yükselten kokulara pudra kokusunu örnek vermiş ve annesi ile olan anılarını bu kokuyu temel alarak anlatmış.
Yaşam Sevincini Artıran Pudra Kokusu Üzerinden Duygulandıran Bir Anne Hatırası
iStock.com

kokusu yaşam sevincini arttıran bir şey varsa o da pudra kokusu! nedeni annem.

kendisini küçük yaşımda kaybettim, beni canım üvey annem yetiştirdi. bu yüzden annemle ilgili anılarım olağan ölçüde acı esintisi taşıyan anılardan çok farklıdır. o anneliğin en kolay safhasını yaşadı; bir ergenle uğraşma zorluğu ile yüzleşmediği için hep güler yüzlü, verici ve pozitif olarak hatırlandı. azgınlık dönemimin ahmaklıklarını üvey annem çekti/taşıdı.

annemi hatırladığım zamanlarda pudralar “taş pudra” değildi.

böyle bir icat çıkmamıştı henüz. pudra, tıpkı un gibi bir şeydi ve kocaman bir ponponla sürülürdü. annem haftanın bazı geceleri süslenip püslenir ve babamla bir yerlere “gezmeye” giderdi. ancak o gitmeden önce her anından büyük zevk aldığım uzunca bir “hazırlanma ritüeli” yaşanırdı.

o büyülü süreci çok net hatırlıyorum: gözlerini biraz şakacı, biraz işveli bir halde süzerek gülüşler içinde "bütün sütyenlerim notrağnaaa" (nasıl yazıldığını ve hala olup olmadığını bilmediğim bir marka) derken, diğer yandan saçlarımı karıştırarak taktığı sütyen... yere konduğunda dimdik duran belenli (balinalı) korse (ki, bu acayip şeyin böbrek katili olduğu sonradan ortaya çıktı)... tellere geçen bir plastik ile düşmesi engellenen gerçek anlamı ile ipek (naylon çorap yoktu belki de daha o zamanlar) çoraplar... bu ters yönlü strip-tease’in her ayrı safhasına hayat veren kadınsı ünite, annem yokken gizlice koklayacağım farklı arkadaşlardı.

annemin hazırlanma sürecinin üzerimde erotik duygular yarattığını ise yıllar sonra çözdüm.

anaerkide anneye ve babaya duyulan erotik duygular (tıpkı psikoloji biliminde olağan karşılanması gibi) -tabii ki yaygın moral değerler sınırında- doğal addedilir. ben de o minik yaşımda, benzersiz bir iyi niyet ve saflıkla, riyasız, hesapsız, çıkarsız, saldırganlıktan, elde etme itkisinden uzak, ama coşku dolu, belki de erkek meleklere özgü bir uyarı içinde, ona doymazcasına bakar dururdum.

bu yarı çıplak dönemi ise makyaj süreci izlerdi. tuvalet masasının önünde yeşil göz farını (o devirde eye shadow denilen toz göz boyası icat edilmemişti; gözler, tıpkı ruj gibi dibinden çevirince yükselen renkli batonlar olan "farlarla" boyanırdı) göz kapaklarına sürer, sonra da kocaman pudriyerini açar ve yine kocaman bir ponponla sadece yüzüne değil, tüm dekoltesine pudra sürerdi... demem hatalı olacak... pudra üfürürüdü... çünkü onun pudralanması ardından her taraf incecik, ten rengi bir toz örtüsü altında kalırdı. bu “püfürtme” sonrası pudranın hoş kokusu odanın her yanına dağılır; bu kokuya eşlik eden annemin bedeninden yayılan feromonlara karışır, beynimde erişkinliğimde nadiren yaşayacağım -salt mutluluğa endeksli- bir balo tertip ederdi.

annem “süslenirken” yere bağdaş kurar oturur, hiç bıkmadan onu izlerdim.

belki de o gizli uyarılmışlığın dürtmesi ile, kadınların güzelleşme merasimine her zaman büyük saygı duydum.

çok bakımlı bir hanımdı annem; öyle ki vefat ettiğinde -uzun süre hastahanede yatsa da- ayaklarının pedikürlü ve tırnaklarının boyalı olduğunu hatırlıyorum. onun yanına giren yakın arkadaşları aseton istemişlerdi ojeyi silmek için. ölüme bile güler yüzle, tıpkı bir yolculuğa gider gibi gitti. zaten yıllar önce doktorlar yapılacak bir şeyin kalmadığını, “gönlünün hoş tutulmasının gerektiğini” söylediklerinde onun gönlünü hoş tutacak aile efradı karşısında şakır şakır ağlarken annemin “a, a; ne ağlıyorsunuz, ölecek ben değil miyim? ölmeyeceğim diyorum size!” diye kahkaha attığını herkes anlatırdı. haklı çıkmış, hatta birkaç yıl sonra bir çocuğu olmuştu... o da bendim.

ek süresi bittiğinde hala neşeliydi.

acılarla başa çıkmaya uğraşırken “ben bir söylerim, bin gülerim, aldırmam” diye babama cesaret vermeye çalıştığını hatırlıyorum. hasta yatağında, önüne gelen tatsız yemekleri yemeye çalışırken üzerindeki dantellerle dolu -ölümcül hastalıktan dolayı hastahanede yatmakta olan bir hastaya- hiç de uygun olmayan geceliği içinde tam bir madonnaya benzerdi... madonna gibi uyudu ve gidiverdi.

kadınların güzelleşmeleri için bunca emek vermelerine saygı duymayı ve en önemlisi bu çabayı desteklemeyi annem o şen-şatır hali ile öğretti bana. bu yüzden çok, ama çok sevdiğim ilk eşime onun aşkını en derinden hissettiğim anlarda “pudra ponponum” derdim.

güzellik... şenlik... annelik... pudra kokusu bana göre bu kutsal üçleme.

DAHA FAZLA İÇERİK