Yıllardır Ortamlarda Dönen ve Üzerinde Bir Türlü Uzlaşılamayan İhanet Sorusu
İhanet eden kadın mıdır erkek mi? Bu soru uzun zamandır sosyal medyada kendine yer buluyor, biz de iki tarafın görüşleriyle konuyu nihayete erdirmek istedik.
Yıllardır Ortamlarda Dönen ve Üzerinde Bir Türlü Uzlaşılamayan İhanet Sorusu
iStock

Soru şu

evli bir çift intihar etmek için anlaşırlar ve bir binaya çıkarlar. atlamak için üçe kadar sayarlar, kadın atlar, adam vazgeçer. bir süre sonra kadının paraşütü açılır.

sizce bu durumda ihanet eden kim?

Kadını hain bulanların görüşleri

ihanet edenin kadındır. adam belki cesaret edemediği için son anda korkup atlamamıştır ama kadın bildiğin plan yapıp paraşüt takmış.

paraşütü fark etmeme salaklığına değinmiyorum.

kadınların daha zeki olduğunu gösterir. "senin atlamama ihtimaline önlem aldım" der çıkar yine işin içinden. erkek her zaman olduğu gibi burda da plan yapmamış. kadın adam atlasa da açacaktı paraşütü.

Erkeği hain bulanların görüşleri

adam, sevdiği kadının ölüme gidişini izlemiştir, kadının zekâsına da şahit olmuştur aynı zamanda.

kadın milleti garanticidir, yaptığı ihanet değildir. adamın ne mal olduğunu yakınen bildiği için başına gelecekleri tahmin etmiş ve tedbirli davranmıştır. adam da atlasaydı, kadın o paraşütü asla açmayacaktı.

ihanet eden dümdüz adam işte. "ulan bu herif atlamayabilir, ben kendimi güvene alayım" demiş ve atlamış. net. "atladıktan sonra da paraşütünü açardı" diye niyet okuma da atlamaktan vazgeçen erkeğin düşüneceği şey anca. 

adam atlarım deyip atlamadığı için ihanet etmiştir. paraşütün olması küçük ihtimal de olsa bir başka bir sebepten olabilir. belki hem kendisini hem kocasını kurtaracaktı ? kadın en azından "atlarım" dedi ve atladı.

Kesin bir sonuca varmayanlar

bence ikisi de ihanet etmiştir ama ilk ihanet edeni bilmiyoruz. yani kim ilk ihanet etmişse o birazcık daha suçludur diyeceğim ama diyemiyorum neden? çünkü ihanet etmeye karar verdikleri aşamayı bilmiyoruz. ihanet ettiklerinde bu gerçek ortaya çıkıyor.

mesela adam ne zaman atlamamaya karar verdi? ve kadın ne zaman "paraşütle atlayayım?" dedi bilmiyoruz. belki de kadın adamın atlamadığını görünce açtı paraşütü? bunu da bilmediğimizden dolayı böyle bilinmeyen şeylerin varlığı göz önüne alınınca karar vermek yanlış sonuca götürebilir.

bardağın yarısı dolu mudur, boş mudur sorusuna benzer bu olay. nereden baktığınız önemli. bunun için çeşitli varsayımlarda bulunabilirsiniz. bence ikisi de anlaştıktan sonra intihar için bir binanın tepesine çıkıyorlar, buraya kadar her şey normal. bundan sonra adamın vazgeçtiği söyleniyor. adamın neden vazgeçtiğini bilmek gerekir. belki de adam, kadındaki paraşütü fark edip vazgeçiyordur. bu durumda kadın ihanet eden olmuş olur.

başka bir varsayımsa kadın adamın atlamayacağını bildiği için temkinli olarak paraşütü alıyordur ve adama ihanetini ispatlamaya çalışıyordur. bu durumda da adam ihanet etmiş oluyor.

olaya nereden baktığınız önemli bence.

Final yorumu

hayatta kalan kişi, (burada kadın) ölü olan kişiyi (yani soruda geçen erkeği) aldatmış olacağı için, aldatandan ziyade aldananın olduğu bir konudur. durum aslında her zaman böyledir. ilişkilerde de aldatan söz konusu olmaz, her daim aldananlar mevcuttur. isteyip istememesi konu dışıdır, genellikle çok istediği veya çok fazla şey istediği için aldanır.

sorunun adil olduğunu sanmıyorum aslında, tek yanlı olarak erkek egemen kültürün ve "genellikle" erkek annelerinin diğer kadınlara bakış açısını özetler niteliktedir ve topluma onlar tarafından yayılmıştır. üstelik de gerek hukuken gerek yaşamda, bekaretten mezara tek eşlilik dahilinde ölüm antlaşması direten, ihlal durumunu en büyük ihanet saymayı erkekliğin kuralı sayan cinsiyet erkek olduğu halde, en kötü durumda kendi çıkarları için tek kişilik paraşütü ihmal etmeyen kadını bir başına bırakıp arkasından gülecek (burada sansür var arkasından gülecek denmiyor aslında) mevzu yaratmaya çabalayanlar da genellikle erkeklerdir.

suç bu gibi ihanet konularında gene de erkeklerde değil, tabi onların annelerindedir. evet. şaşırmayın, zira o ezilmiş hor görülüp kullanılmış annelerdir ki istisnasız biçimde elektra kompleksini haklı çıkarırlar ve hayatlarındaki biricik kıymetlileri oğullarıdır, oysa eğer bir kızları var ise onun öncelikle bilmesi gereken şey nasıl "doğru kadın" olunacağıdır. o yüzden burunlarının hep sürtülmesi, buna itiraz ediyorsa da azarlanması gerekir.

erkeklerden annelere geçtik, anneler mi tek suçlu? aslında hayır ama sırayla gidiyoruz ki bilinen önyargılardan hareketle aşama aşama kavranabilsin.

ilginç ama söz konusu olan, benzeri (ve daha çok bilineni) olan oedipus kompleksi için de durum aynısıdır. bu defa "genellikle" babaların biricik kızı en kıymetlisidir oğullara ise olabildiğince sert, stratejik davranılmalıdır ki "yumuşak adam" olup büyüdüklerinde toplum nezdinde küçük düşmesinler, kullanılmasınlar.

burada yaygın bir toplumsal hastalığa değinmek gerekli tabii. babaların kızlara karşı olan kıymetlim tavrı veya anaların biricik oğullarına hayatta başka yerde göremedikleri yavru şefkati göstermelerinde bir sorun yok hatta aslında bu normal bir şeydir. anormal olan ise ataerkil/rekabetçi/sömürge anlayışının dayatmaları sebebiyle ebeveynlerin "yavrulara gerçekleri anlatma" ve "doğru yetiştirme" işini onların hemcinslerine bırakmasıdır. yani söz konusu erkek çocuk ise anne onu sadece sever, teşvik eder, karşılık beklemeden destekler ama doğru bir eğitim ve doğru bir babalık için babanın tam tersini yapması zorunludur. aynı biçimde yavru kız ise, erkek sevgi sorumlusudur. kızı topluma hazırlama görevine sahip eğitimcisi değildir ve bu defa da anne sert ve sevgisiz görünür.

bu konuda aksi veya bilinçsiz, rastgele keyfiyetler mevcut:

örneğin babanın oğluna fazladan şefkat göstermesi, onun dertlerini dikkatle dinlemesi ve duygularını paylaşması.

ya da annenin oğluna karşı, toplum yaşamını da ilgilendiren duygusal bir konuda fazla sert ve dışarıdan bildirir bir halde olması (yani realist olması).

çocuk kız ise bunların tam tersi olacak:

ana baba rollerinin geleneğe aykırı karşıtlıklar oluşturması bireyin topluma uyumunu maalesef baltalayacaktır. nitekim gelenekler zaten denenmiş ve en iyisi olmasa da kabul edilebilir düzeydeki en kullanışlı sonuçların alınmış olduğu toplumsal rol ve kuralların hali hazırdaki devamıdır.

yani burada iki durumu, psikanalitik açıdan freud'un oedipus ve elektra kompleksi olarak değindiği durumları birleştirirsek eğer

cinsiyetlerin çilekeş ve mutsuz, zorlama kurallara ve akabindeki ihanetlere alışkın "garantici" ve "bencilce" bir yaşamı referans aldıkları görülebilmektedir. gelecek nesil konusunda da, yetişkin bireylerin bu yoksunlukları nedeni ile çocuklarının cinsel kimliklerine bağlı otomatik psikolojik yönelimlerini ve farklarını iyi şekilde bilmedikleri için (ve kendi yetişkinlik deneyimlerinde de cinsel /duygusal ilişkilerinde bekledikleri karşılıkları alamadıkları için) karşı cinsiyetten olan çocuklarını biraz kayırıp, onlara yandan destek (yani karşılıksız sevgi) vermekle yetinip, hemcinslerinden olan yavrularına ise "ders vermek" adı altında hayatı zindan ettikleri net olarak gözlenebilmektedir (benim durumuma düşmek istemiyorsan veya benim gibi başarıya ulaşmak istiyorsan böyle olmak zorundasın, büyü artık direktifleri). bunun ne ölçüde karşılık bulduğu, anlaşıldığı veya sağlıklı bireyler yarattığı konusu tartışmalıdır ancak garantici bir gelenektir. yani doğru uygulandığında en azından toplum dışı veya suça yatkın bireylere doğrudan bir altyapı oluşturmaz.

ancak özellikle empati gerektiren konularda bir problem de mevcuttur. yani örneğin: duygusal konularda veya dünyayı ve hatta hayvanları ilgilendiren daha derin veya gelecekte problem yaratabilecek yaşamsal konularda, düşünmenizi engeller. yani derin anlamda sevecen, iyimser, hayatla barışık olmanız yasaklanır. böyle konular zayıf karakterli "kadın gibi düşünen", "kedi besleyen", "pısırık", "sevgi kelebekleri"nin, "ütopik düşünenlerin", "başarısız insanların" konusu haline gelir. yani herkes kötü çocuk olarak eğitilir ve bunun onun iyiliği için olduğu söylenir. neden olduğu global kötülük de sanki bir doğa yasasıymış halini alır.

dolayısıyla da mevcut egemen ve geleneksel ataerkil sömürgeci kültür dahilinde "genellikle" her iki taraf (yani her kadın ve her erkek) eşit oranda samimiyetsiz, iki yüzlü, işine geldiği gibi konuşan, davranan, empati kurmayı karşılıklı alışverişe indirgeyen, hesap tutan, kurnazlık yoluyla üste çıkmaya çabalayan, egoist, nefret dolu, sevgiden yoksun ve sevgiyi ucuzluk sayan,(her şey parayla ne de olsa) her şeye ve insanlara, dostlarına bile meta değeri biçen (bu türden ve benzeri belden aşağı bayağı şakalara çok çok gülen), her çatışma durumunda karşı tarafı ya da başkalarını suçlayan, kendisinde en ufak bir hata bulamayan, her zaman başkalarını (ve hatta dünya ve insanlığı) insanlığının eksikliği ile, ahlaksızlık ile yargılayan ama kendini kimsenin katlanamayacağı şeylere katlanabilmiş bir peygamber, melek yerine koyan, sözde çok duygusal olup devamlı şiir okur, kitap okur görünen, siyaset sevmezmiş gibi konuşan ve yine söylemde fedakar ama gerçekte sahtekar ve demagoji uzmanı, duygu sömürü erbabı, sürekli olarak en adi biçimde politik düşünmeyi yüksek zeka belirtisi zanneden sinir hastaları yani nevrotik bireyler yaratılmaktadır.

11 satırlık bir paragraf cümleyi de yazdığımıza göre, hazır bu dünya asalaklarından ikisi beraber kendilerini imha etme kararı da vermişler iken, tam da olay olmak üzereyken içlerinden hangisi paraşütü açmış ise bu durumda da söyleyebileceğimiz tek şey paraşütün mucidine küfretmek olacaktır. ihanet yok, tüm insanlık riyakar ve bu konularda ihanetin de sadakatin de insanlığın da yapılmış tüm tanımları son derece beklendiği gibi sahtekarca. maalesef.

Efsanevi Goygoy "Kendinizle Çıkar mıydınız?" Sorusuna Sözlük Yazarlarından Samimi Cevaplar