Yurt Dışından Türkiye'ye Gelince Fark Edilen Acı Gerçekler
Buradayken bir şey anlaşılmıyor fakat şöyle bi yurt dışı yapıp, Türkiye'ye tekrar dönünce öyle aydınlanmalar yaşıyorsunuz ki. İşte Sözlük yazarlarının fark ettiği şeyler.
Yurt Dışından Türkiye'ye Gelince Fark Edilen Acı Gerçekler
iStock.com

2 adet cok net fark ettigim sey var.

-herkes herseyi biliyor. cok az bilgi ama sonsuz fikir var herkeste. soru sorma, arastirma, bir bilene danisma, dinleme falan sifir. kendi bindigi araba en mantiklisi, kendi tuttugu takim en iyisi digerleri cop, kendi sevgilisi iyi digerleri yaramaz, amele, apaci cok mealinde cumleler. surekli bir dedikodu ve birilerinin hakkinda konusma durumu...

- ikincisi cok acayip. denedim, test ettim kac kere. mesela adama diyorsun ki benim basim agiriyor iste dun gece cok ictim ondan herhalde, olum o da bise mi lan gecen ben bir ictim basim catladi ortadan ikiye diyor. siklemiyor senin anlattigini, derdi kendi hikayesini anlatmakta.. hastayim diyorsun, olum bende cok hastayim oluyodum gecen gun diyor. lan dun bir kebapci kesfettim cok fena mezeleri var diyorsun, o degilde bizim orda bir kebapci var olay falan diyor. gecen beni fena siktiler desem, oo olum o da laf mi, beni zencinin biri sikti gotum icime kacti diyicek amk.

insanlarin mutsuzlugu ve saygisizligi.

yurtdışındaki hayatın çok daha az stresli ve sakin oluşu. 

iStock.com

özellikle istanbul koşturmacasının insanı çok yıprattığının farkedilmesi.

insanı üzen şeylerdir genelde... taa ki onca zaman sonra ilk defa türk yemeği yiyene kadar.
sonra trafiğe çıkanca yine üzer sizi.. o ayrı mesele.

sonra yine yemeğe oturursunuz, bir soslu dürüm, bir içliköfte.... mutlu olursunuz.
sonra atm kuyruğunda arkanızda duran adamın omuzunuzun üzerinden neredeyse el gözeneklerinizi görebilecek kadar dibinize girdiğini görüp, yine üzülürsünüz...

sonra bir tatlıcaya girip bir porsiyon baklava yersiniz... mutlu olursunuz. tatlıcıdan çıkarken ayağınız parampinçik olan kaldırım taşlarına takılır, üzülürsünüz.

ve bu gider böyle....

koskoca bir ülkenin, 75 milyon vatandasinin nasil bir baski altinda yasadigi ve bunu farke tmedikleridir fark edilen en aci sey.....

insanlarin barut ficisi seklinde dolanmalari. herkesin para yok,ekonomi kotu derken her evde 2011 2 adet arabaya sahip olmasi. hersey daha pahali olmasina ragmen herkesten once herseye sahip olmaya calisan bir suru insan gormek.

kimsenin sira bekleme huyunun olmamasi, aptala yatip onunuze gecmeye calisanlar. 2 seritlik yolun aslinda 3 araba icin yapildigi, 27-28 yasin evde kalma yasi oldugu, finansal ozgurluk daha yokken 50bin liraya dugun yapma hevesi. asiri derecede ve acik irkcilik. acik acik baska kultur ve kokenden gelen hakkinda tanimadan konusmak. sifir tolerans.

iStock.com

ama bunun disinda hizmet sektorunde paraniz oldugunda dunyanin hicbir yerinde alamayacaginiz seviyede hizmet verilmesi, is gucunun inanilmaz ucuza satilmasi, baska ulkelerde yilda yuzbin alinan islerin burda asgari ucretin biraz ustunde degerlendirilmesi.

salam sosis gibi et ürünleri kalitesinin çok düşük olduğu.
pastaların çok kalitesiz ve lezettsiz olduğu.
araba kullanırken yolların çok bozuk olduğu.
gerek kamu gerekse özel sektörde kimsenin işini doğru düzgün yapmadığı.
yasaların kanunların zayıf olduğu.
toplumun bencil biribirine saygısız olduğu

gerçekleridir.

insanlarımızın birbirine dokunmadan, çarpmadan yürüyemediği.

evet.

tripadvisor un saydığına göre 11 ülke 59 şehire gitmişim bugüne dek. o yüzden açıkça ve rahatlıkla derim ki batı ve bizim aramızda en büyük fark budur. 

yurtdışında kalabalık caddede yürürsün kimse çarpmaz, sırada beklersin, senden öncekinin çantası, mantosu ıvırı zıvırı sana değmez. arada biraz boşluk bırakırlar çünkü. boşluk az olunca sıra daha çabuk gelmiyor ne de olsa. bizde öyle mi, illa ki dibime sokulucak biri, kadın olsun, erkek olsun fark etmez. ben mesafe bırakıcak olsam önümdekiyle, ilk fırsatta arkadan biri kaynamaya çalışır burda.

otobüste, trende vs. de iri yarı da olsalar, araç tıklım tıklım da olsa, bundan faydalanmaya, dokunmaya çalışmazlar. erkekler bacaklarını açarak oturup yanındaki kadının bacağına değmeye çalışmazlar. çok iri yarı birinin yanına otursanız da adam sizin "özgürlük alanınıza" girmemek için elinden geleni yapar, bizde tam tersi.

onlarda yok mu acaip davranan, mutlaka ki var. ama böyle bir durumla karştığınızda bilirsiniz ki adam "gerçekten sorunlu" ve durum ona özgü, bizdeki gibi toplumsal hastalık boyutunda değil taciz olayı.

bu durumun en kötü tarafı da, taciz edenin "taciz ettiğini" düşünmemesi. çapkınlık olarak görmesi. kadın kıyameti koparmıyorsa "onunda hevesi var" diye düşünmesi.

neredeyse tüm toplumu kapsamış çakallık hastalığı

10 kusur yildir yurtdisinda yasiyorum ve daha once bu kadar net bir sekilde farketmemistim, ya da uzerinde durmayip geciyordum. bugun daha yeni turkiye'den donmus ve bunlari dusunurken cogu seyi bir fotografla ozetleyebilecegimi dusunup o an gectigim sokakta bir fotograf cektim. simdilik burada dursun, tekrar donucem buna.

turkiye'de insanlar mutsuz. ılk farkedilen bu. kimse kimseyle diyalog kurmuyor. minibus soforune "iyi aksamlar" diyince bir garipseniyor, "bir altunizade" & "para ustu" harici bir sey duyulmuyor ornegin. metrobuse binemiyoruz diye agliyor insanlar ama giren bir adim atmiyor iceride, kapi onu tiklim tiklim sadece. hapsiran birisine "cok yasa" derseniz istem disi, cevap degil bakis aliyorsunuz.

herkes kendi kuralini koyuyor, ya da toptan hic koymuyor. koyulmus ana kurallari ise hic sayiyor. adam yerin 55 metre altina inerken * onundeki ittiriyor, bekler misiniz diyince yandan onune geciyor, tekrar belirtince "gecerim?!" diyor. iceri sokan gorevli belirli araliklarla grup grup sokma yerine geleni yolluyor asagi. her yer, her sey bir duzensizlik.

turkiye'de cocuk buyutmek de zor is. her kafadan bin ses. sokaktaki kadin "cocugunuz usutecek ince giydirmissiniz" demekten cekinmiyor. sutu soguk verince "bogazlari sisecek" demezse olecek insanlar var, o derece.

40 dk boyunca trafikte takilmisken emniyet seridinden minimum 20 araba kacak olarak gitti. tam olarak ne oldugunu anlayamamakla beraber bir 20 kusur de resmi arac ve polis gecti. motorsikletle gecenin sayisi daha da fazla. polis bir tanesine bile ceza yazmadi, durdurmadi. bunlar hep normal geliyor ya size, iste farkedilenlerden biri de bu. ben yurtdisinda su ana kadar 1 tane bile emniyet seridinden giden araba gormedim desem?

2 hafta turkiyede kalip bugun geri gelince kendimi truman showda hissetmemi saglayan seyler bu farkedilenler. karsidan gelen kisinin gulumsemesi, bir merhabayi & gunaydini& iyi aksamlari siradan bir sey gormesi. arabanin yol vermesi. bisikletle giderken haklarinin olmasi. bebek arabasiyla kaldirimda rahatca gidebilmek. kaldirim diye bir sey olmasi.

burada kurallar var, duzen var. ya iyi vatandas olmayi seciyorsun, ya da zorla oluyorsun.

fotografa geri donuyorum:

yol iki seritli bir yol. bir seridin de bisikletlere ayrilmis ozel serit var. buradan arabalar gitmiyor, olur da giderse $100 cezasi var. diger seritte ozel bir bisiklet serit yok ama isaretten de gorulebilecegi gibi bisikletlerin araba seridinden gidebilecegi belirtiliyor. bir araba gelip arkadan korna vs calip hizli gitmesini, yoldan cekilmesini soylemiyor.
tum kaldirimlarin engelliler (bu sayede bebek arabasi vs icin de) rampasi var. rampayi bloklayacak sekilde parketmemeniz gerektigini biliyorsunuz ama iyi vatandas olmayi secmeyip parkederseniz $100 cezasi var yine.

sol-ileri taraftaki evde bir calisma mevcut ama etrafina tel cevrilmis ve kaldirima hala ulasilabiliyor. ulasilamadigi durumlarda yoldan biri serit yayalara ayriliyor ve etrafi cevriliyor.

arabalar sehir ici maksimum 30 km ile gidiyorlar. 4 adet yaya gecidi var, araclar yaya gecidine gelmeden kontrol ediyorlar, yaya varsa bekliyorlar. bunu bilmeyen suruculer icin 2 adet uyari var; biri kaldirimda, biri yol uzerinde. ıyi vatandas zaten duruyor ama durmayan bir kere $200 oduyor ve artik durmaya basliyor.

iStock.com

parkedilmesi yasak yerlere kimse parketmiyor. kavsaka 6, yangin musluguna 3 metre uzakta parketmeniz gerekiyor. kaldirimdan ise 30 cm'den fazla uzak parketmemeniz gerek. hepsinin ayri ayri cezasi var.

hayatin herhangi bir anindan alinmis bir karede bile bu kadar sey farkediliyor iste..

gunluk hayatta icin konusursak, kisisel alan diye bir seyin olmamasi en cok rahatsiz eden sey. sira beklerken, metroda, otobuste ve bilimum toplu tasima aracinda kickica durmak. ozellikle metrobus, otobus ve asansor gibi kapali alanlarin ter kokmasi. insanlarin hakkinizi gasp etme hakkini kendinde dogal bir hak olarak gormesi.

sokaklardaki erkek populasyonunun fazlaligi. kizlarin kendilerini korumak icin gelistirdikleri hakli ve anlamsiz hareketler. sokaklarda dolasan ciplak ayakli cocuklar ve bunun normal bir goruntu olmasi. karsidan karsiya gecerken kazayla ortada kaldiysaniz arabalarin ustunuze surmesi. ve bunun yasal olarak desteklenmesi. yani ortalama bir demir yigininin insan hayatindan degerli olmasi. gune sacma sapan haberlerle baslamak. tvlerde sanki buyuk bir olaymis gibi basbakan veya cumhurbaskani konusurken yayinin kesilmesi. bagira bagira konusan politikacilar. durduk yere agaclari kesen, guzelim yerleri imara acan bir mantigin olmasi. adim basi cami olmasi. 

devletin insanlari muhafazakar, genc yasta evlenmis ve cocuk yapmis, haftasonu avmlerde harcayan bir guruh olmasi yonunde itelemesi. sunni musluman degilseniz hayatin her asamasinda ayrimciligi sonuna kadar hissetmek. cirkin binalar ve ozellikle araba uzerinize gelirse kacamayip daha cabuk olmeniz icin tasarlanmis dar kaldirimlar. muhafazakar diye gecinen kesimin genel olarak kafayi seks ve alkolle bozmus olmasi. ve konuyla ilgili sagda solda atip tutmalari. ortalama bir esnafin sizi gozgore gore kaziklamaya calismasi. ayni esnafin gidip sagda solda din-iman hakkinda sallamasi gibi tezat teskil eden davranis bozukluklari... mutlu insana tahammul edemeyen zarar ziyan surusu dinci manyaklar.

iStock.com

is hayatinda ise, eger ofiste ortaminda sessiz sakin bir insansaniz diger insanlarin sizi saf, en iyi tabirle enayi sanmalari. ama yavsak gotu ayri basi ayri oynayan bir insansaniz veya konusurken sesinizi yukseltiyorsaniz insanlarin sizi ciddiye almalari. devletle alakali bir is yapiyorsaniz akp'li degilseniz hic bir sansinizin olmamasi. polis gorunce tedirgin olmak. polis devletin veya tayyibanlarin her an hayatinizin icine edebilecegi gercegi. insanlarin acik fikirli olmamalari. eger yeni bir fikir veya proje uzerinde calisiyorsaniz buna yatirimci bulamamaniz. proje surecinde "tutmaz abi bu" adamciklari. bu hayvanlarin heves kirmak uzere yasayan ve birseyler yapma isteginizi dusuren "loser surusu" olmasi. vergi kacirmak icin binbir takla atan isverenler ve onlarin got korkulari. ve bunu personele mobbing olarak yansitmalari. 3 kurus maas verince kole satin aldigini sanan orospu cocugu patron surusu ve onlarin tripleri. haftasonu telefon edip is ile ilgili soru sorma hakkini kendinde goren patronlar. konusurken kesin cevap vermeyen garip bir is ahlaki.. hallederizler, bana biraklar, bakarizlarin havalarda ucusmasi.

kötü yönler;

saygısız ve terbiyesiz bir toplum olduğumuz.
berbat bir trafik. bitmez korna sesleri.
hemen her köşede sizi dolandırıp kandırmak isteyen birileri olması.
cahillik, cehalet, kıskançlık ve fesatlık.

iyi yönler;

çıtır çıtır simit ve çay.
pide veya lahmacun, bol maydonoz ve soğanlı.
kuru fasulye pilav, yanında ayran.
iskender kebap, yanında üzüm şırası,
her çeşit börek, gözleme.

farkındaysanız yemek dışında hiç bir iyi mevzumuz yok.

insanların diğer hayatlara nasıl müdahaleci olduğu. ne giydiğimin, ne dinlediğimin, neye inandığımın, nerede yemek yediğimin, ne marka telefon kullandığımın, nasıl arabaya bindiğimin bu kadar mühim şeyler olduğunu bilmiyordum.