18 Yaşındaki Şizofren Genç Kızla Yapılan Röportaj

1962 yılında Fransa'da şizofreninin henüz başlarını yaşayan bir genç kadınla yapılan röportaj.

videodaki genç kadın tipik bir şizofrendir. anahtar kelimeler bir zırhın içinde olmak ve makineleşme. o her şeyin farkında ama uzun uzun bunları anlatmaz sana. bu, duygusal durumunun açıklaması aslında. nevrozlar bunun duyusal farkındalığını yaşamazlar ve alışkanlıkla olağanlaştırırlar. (ömürleri boyunca da duygusal açılardan saklambaç oynarlar, onda bile hile yapar, kendilerini korumak için yalan söyler bu yalanlara da inanırlar.) şizofrenler ise bütün duygularının farkındadır bilinçleri bunları kontrol edemez, oyun oynayamaz yalan bilmezler. bölünme dedikleri de budur zaten. psikiyatrik açıdan da olgu kişilik bölünmesi olarak tanımlanıyor. (bir ipucu: modern toplum hiç bir konuda ne kendisi ne yaşadıkları konusunda tek bir yalan söylemeyen insanı, anında en derin kafese kapatır. istisnasız kesin bir bilgidir.)

kadının görünüş açısından göze çarpan özelliklerinden biri de gözlerinin daima uzaklara bakması. hemen hemen bütün şizofrenlerde bu da ortak bir özellik yanıbaşındaki kişilerle görsel temasdan hoşlanmazlar ve göz temasına girseler bile size bakarken göz kasları çok uzak bir noktaya bakarmış gibi şekillenir. kendilerinden uzaktadırlar sanki. (bunu da söyledi kadın.) kendilerini de devamlı dışardan görmektedirler. (benzetmeyle anlatırsak; nevrozun ruhu içine kaçmıştır. korkuyla ve her şeyi önceden kontrol eder. şizofrenin yani bu tip psikozların ise ruhu kendi dışındadır düşünmeden davranır önce davranır sonra düşünür zaten ve aslında korku bilmezler.) 

şizofren sürekli korktuğunu söyler çünkü nevrozun sıradanlaştırdığı orku onun için korkunçtur ve nedeni bulunup yok edilmelidir. bu kız patronundan herkesten korktuğunu söylüyor, yeni oldu diyor. hayır. yeni farkına vardı. tuhaf geliyor artık ona bu duygunun tedirginliğin hep olması. aslında onu korkutamazsınız. korkuya alışık değil artık sadece. biz (nevrotik modern insan) alışığız. devamlı strese korkuya tedirginliğe bunlar bizim normalimiz. onun için ise bu çok tuhaf. bunu hissetmesi gerektiğini ama korkmadığını kaçmayacağını saklanmayacağını biliyor. o yüzden bunu anlatıyor herkes beni korkutuyor, izliyor bakıyor, hissediyorum ve bu çok garip, çok fazla, neden böylesiniz anlamıyorum" diyor. (doğru söylüyor. biz gizlice izliyoruz herkese bunu yapıyoruz ve bunu ondan gizleyemiyoruz. onun bunu sorun olarak düşündüğünü duyunca sayı olarak fazla oluğumuzdan ona çıldırdığını ve abarttığını, hayal gördüğünü onu gözlem altında tutmadığımızı söylüyoruz, çünkü bizler yalancıyız.)

kız son derece donuk olmasına rağmen derin nefes alıyor. bu da zaten şizofrenlerin yoğun duygularını hislerine neden olan ve enerjilerini besleyen anti -nevrotik bir alışkanlıkları. bütün nevrozlar yani bütün medeni insanlar duygu ve davranışlarının kontrolünü nefeslerini tutmayı öğrenerek ve az nefes alıp vererek sağlarlar. neredeyse hiç hissetmeden yaşamayı öğreniriz büyüdükçe. böylece acı heyecan ve coşkular baskılanır, daha fazla acı oluşturacak hiddet oluşturacak enerji birikmez ve insanlar katılaşırlar.(zırh) şizofren de aynı süreçleri yaşar ancak bir noktada bu kişilik zırhını derli toplu oluşturamadığı gibi birden bire ikilemini de hisseder. (zırhını tanır, onu zayıf bir anında çatlak yerinden bakar ve görür zırh çatlamıştır) bu aslında bir insan için korkunç bir deneyimdir. manasız korkular, canlanan hayaller, gaipten gelen sesler vs.

şizofrenler medeni insanların aynasıdır. söyledikleri her söze ve kelimeye dikkat edilmelidir. aslında biz nevrozların kendimizi nasıl yarattığımızı anlatmaktadırlar. biz bunu fark etmiyoruz zırhı yani içine girdiğimiz sokulduğumuz korkularımızdan sığındığımız bu kabuğun varlığını artık hissetmiyoruz (o bizim bir parçamızdır artık, bizi ahlaki, görgülü, kontrollü ve otoriteye karşı uysal ve evcil kılar güvende kılar, asla da fark edilmez) bunların tamamı için hem kendimiz adına hem de diğerleri adına gerekçe ve nedenler üretebilir hepsini benimseyebiliriz. şizofren bunu yapamaz bilinci ona oyun oynar bastırma ve zırhlanma aşamasında, yanlışlıkla özgür bir anda kişilik zırhı çatlayıvermiş, o çatlaktan dışarı bakmıştır, geriye de dönemez. unutamaz. (elektro şok bu yüzden işe yarıyordu.)

nevrotik medeniyet ve onun gönüllü sadık kölelerinden oluşan toplum kuralları ve hiyerarşi yarı firari ruh kaçkınlarını yani şizofrenleri yaratır. bir nevi kaçak gibi. bir vahşileştirme terapisi insanlar için de mümkün olsaydı (doğaya geri bıraktığımız ve evcilleşmesini istemediğimiz vahşi hayvanlara uyguladığımız gibi) şizofrenler özlerine kolaylıkla geri dönebilirlerdi. çok eskilerde ve derinlerde bir kere onlara görünüp onları yoldan çıkaran insanlığın en eski ve özgür doğal özüne. korku yok, tedirginlik yok, her şeyi çevreleyen ve değiştiren özünü bozan katı kurallar yok, bunlara gereksinim de yok.

ancak evcilleşmiş ise bir hayvan daima bağımlıdır asla doğaya dönemez. bütün "normal insanlar" denen nevrotikler gibi. onlar bu izole ve bağımlı yaşamın dışına asla çıkamazlar artık, buraya uyum sağlamak zorundalar, aksi düşünülemez bile. nefesler tutulmalı.

bu kız bir çok şizofren benzeri gibi muhtemelen gördüğü o şeyden uzaklaştırıldı. tedavi olarak yeniden nevroz olması hasta daha sıkı biçimde kontrollü olarak sağlandı. ne de olsa bu topluma daha uygun ve daha az acı verici. tekrar daktilo yazabilmesi için eksiği kapatmalı, daha da az nefes almalı daha az hissetmeli böylece deli gibi davranmamalı. (umarım bu kız sonradan kanserden veya veremden ölmemiştir. o yıllarda uygulanacak tedaviler yüzünden) gerçekten bir makineye dönüşene dek devam edecekler. (bu kadın gerçekten makine olacaktır nevrozlardan daha da makine. çünkü bir enerji kaçağı sorunu var, devamlı kapatmaları gerekiyor )

siz olsanız hangi yolu tedavi olarak düşünürdünüz? uysal düşük enerjili ve uyum içinde huzurlu olanı mı? daha doğal daha yüksek algılı, farkındalığı yüksek ama bilinci sarsılmış bilinci bulanık ve duygularının esiri olmayı mı? ikincisinin deha olma potansiyeli var, her şeyi görebilirsin, tabii belli oranda kontrol sağlanabilir zihin başıboş biçimde kendi haline bırakılmaz ise. (bu kişinin koşullar müsait ise peygamber olabilmesi bile mümkündür. bu en uç örnekti. üstelik başarıya ulaşırsa sahtesi değil. başarıya ulaşırsa zorunlu zırhına ihtiyaç kalmadığında artık bir hasta da değil, saf insan) bunu yapamazsa kendisine ve çevresine yıkım getirme potansiyeli de bulunuyor. kendi kendini yok edebilir. saatli bir bomba gibi.

sanırım insanlık medeniyeti kurgularken bu seçimi çoktan yaptı bile. yine de arada bazı kaçaklar oluyor...