Amerikan Üniversitelerine Giriş Sırasında Yapılan Sahtekarlıklar

Zengin ve nüfuzlu ailelerin çocuklarının birtakım manipülasyonlarla ABD'nin en iyi üniversitelerine yerleştirilmesini sağlayan sahtekarlığı anlatan Netflix belgeseli Pperation Varsity Blues ve bu belgeselde anlatılan sahtekarlık yöntemleri.
Amerikan Üniversitelerine Giriş Sırasında Yapılan Sahtekarlıklar

operation varsity blues, amerika birleşik devletleri'ndeki üniversitelere giriş yapan öğrencilerin nasıl büyük skandallarla o okullara kayıt yaptırdığını anlatan bir netflix belgeseli. 2019'da patlak verdikten sonra genel çapta çok büyük tutuklamaların ve araştırmaların yapıldığı bu davanın başlangıcını, gelişmesini, sonuçlanmasını ve bitirilişini çok güzel anlatmışlar belgeselde.


öncelikle, belgeselin ve konusunun rick singer'ın anlatımıyla kısa bir özetini yapacak olursak

"amerika birleşik devletleri'nde üniversiteye girebilmeniz için 2 yol vardır: ya "ön kapı" dediğimiz normal yoldan, sınavla girebilirsiniz; ya da "arka kapı" dediğimiz, okula büyük bağışlar yaparak bu okullara girebilirsiniz. ben ise "yan kapı" adını verdiğim 3. bir yolu açarak, ucuz fiyatlı bir şekilde çocukları en iyi üniversiteye sokmanın yolunu sağlıyorum." diyebiliriz. amerika birleşik devletleri'nde, bu tarz okullarda okumak için belirli miktarlarda para ödemek gerekiyor. cnbc'nin yakın zamanda çıkan haberine göre, özel bir okul olan harvard üniversitesi'nde okumak için 78.200 $ ödemek gerekiyor. tabii bunun yanında, eğer çocuğunuzun notları pek fazla iyi değilse, kesenin ağzını biraz açıp 10, 20 veya 30 milyon dolar gibi ücretler ödeyerek çocuğunuzun başvurusunun "bir kez daha" gözden geçirilmesini sağlayabiliyorsunuz. rick singer ise, abd üniversitelerine girişin, açığını demeyelim de, kolay bir yolunu fark edip; üniversitelerin, sporcu-öğrenci klasmanındaki öğrencilerine sağladığı imkanları kullandırarak notları yeterli olmayan kişileri bu büyük üniversitelere sokuyor.


peki sistem nasıl işliyor? 

bunu aslında yakındaki bir örnek olan alessandro arlotti örneğiyle açıklamak mümkün. bu oyuncu, 18 yaşındayken monaco'daki profesyonel futbol kariyerini noktalayarak, ekonomi disiplininde kabul aldığı harvard ünviversitesi'ne okumaya gitti. amerika birleşik devletleri (ki bu konu hakkında kaan kural'ın konuşmaları da dinlenebilir veya mail atılarak soru sorulabilir), öğrencilerinin bu ikilemde kalmamaları açısından hem spor hem de eğitim hayatlarına devam edebilmelerini için bunu ncaa çatısı altında topluyor. bu sistemi de kolejlere veriyor. bu sayede; üniversite eğitimi almak isteyen genç kişi hem spor yaparak üniversitesine başarılar getiriyor ve sonrasında nba, nfl, nhl gibi organizasyonlara giderek üniversitesinin adını duyuruyor. eğer gidemezse de, elinde bulunan diploma ile o alanda çalışmaya devam edebiliyor. maalesef abd dışındaki hemen hemen tüm ülkelerde, spor eğitimini almak için bazen kendi eğitimini bırakman gerekiyor ve eğer 21-22 yaşında istediğin noktaya gelemezsen de sen bir eğitim kariyerin, ne de bir sporcu kariyerin olmuş oluyor. aslında abd, bu sistem ile birlikte tüm ülkenin ufak yaştan itibaren spora yönelmesini sağlıyor ki zaten abd'nin günümüz sporunda ne kadar etkili olduğunu çok iyi bir şekilde görüyoruz. mesela, 28 madalya ile açık ara en fazla olimpiyat madalyasına sahip olan sporcu michael phelps bir amerika birleşik devletleri vatandaşıdır. bunun dışında topend sports verilerine göre olimpiyatlarda en fazla madalya kazanan ülke de amerika birleşik devletleri'dir. bu başarı elbette ki bir tesadüfi başarı değildir. abd; ufak yaşlardan beri bir her çocuğun spor yeteneğini bulması için güreşten eskrime, basketboldan amerikan futboluna, yüzmeden tenise kadar birçok dalda yetişmesini sağlayacak eğitimi ve desteği vermektedir.

burayı biraz uzun tuttum ama bu skandalın yaşanmasına sebebiyet veren girişin nasıl olduğuna dair bir ön bilgilendirme yapabilmek için anlatma gerekliliği hissettim. çok ufak yaştan beri başladığınız amatör spor hayatınızı lisede de devam ettirdikten sonra üniversiteye girme çağına geldiğinizde başlıyor her şey. murat murathanoğlu'nun yaptığı "bir zamanlar amerika / bu zamanlar amerika" programlarını aslında bu sistemi anlamak için öneririm. kendisi orada bu üniversiteye girme işlemlerini çok iyi anlatıyor. abd tabii sporda bu kadar başarılı olduğu için, bunun yönetme ve koordine etme ağına da büyük paralar harcıyor. her okul, liselerin maçlarına dahi gözlemcilerini göndererek oyuncuları seyrediyor. he got game filmini de öneririm bu konu için. orada da aslında genç ve potansiyelli bir basketbol oyuncusunun üniversite seçme süreci anlatılıyor belli açılardan. 


her neyse, konuya geri dönecek olursak

liselerin maçlarında potansiyel vadeden gençleri ncaa (national collegiate athletic association) çatısı altında belli bir eğitime alıyor. bununla birlikte kentucky üniversitesi'nde hem basketbol oynayıp, hem kolej eğitiminizi alabiliyorsunuz. elbette sporcu seçimleri çok özel ve en elit gruptan yapıldığı için bu üniversitelere sporcu bursuyla katılan herkes de profesyonel sporcu olamıyor. işte burada da üniversitede aldığınız kolej eğitimi sayesinde bir meslek edinerek oradan çıkmanız sağlanıyor. tabii şunu da unutmamak lazım; eğitim alırken eğer notlarınız düşerse, notlarınızı tekrardan yükseltene kadar belli bir süre takımda maça çıkmanıza dahi engel olunabiliyor bazı durumlarda. emekli nba oyuncusu shaquille o'neal'ın yazmış olduğu shaq uncut isimli otobiyografi kitabında bu duruma yönelik de güzel bir anekdot bulunmaktadır.

işte rick singer da bu sistemi kullanarak, normalde sporla uzaktan yakından alakası olmayan veya o sporu yapsa bile sporcu-öğrenci bursu alacak derecede olmayan kişileri; sanki o sporu çok iyi derecelerde yapıyormuş ve o üniversite bu oyuncuyu alırsa çok büyük bir avantaj elde edecekmiş gibi göstererek bu öğrencileri çok çok düşük bir maliyet ile normalde kazanamayacağı okullara sokabiliyor. peki bu okullar arasında hangi kurumlar var?

yale üniversitesi
stanford üniversitesi
georgetown üniversitesi
harvard üniversitesi
ucla
usc
texas üniversitesi

ancak burada değinilen hoş bir nokta var: bu üniversitelere girmek için can atan kişiler öğrenciler değil, tam tersi veliler. öğrenciler tabii ki harvard'a, yale'e girmek istiyor, yanlış anlaşılmasın; ancak bunun için mücadele eden, bunu bir hırs veya ego problemi haline getiren, bunun için oyunun kuralları dışında hareket eden ve oyuna hile karıştıran kişiler öğrenciler değil, veliler. bunu celal şengör de bir teke tek bilim programında anlatmıştı. izlemek için: 


celal şengör bu videoda özetle şunu söylüyor: "almanlar geri döndü ve amerikan üniversite sistemi giderek aşağıya gidiyor; çünkü halk diyor ki "ben de çocuğumu istediğim üniversiteye gönderebilirim." hayır kardeşim gönderemezsin! eğer senin çocuğunun hazırlığı buna müsait değilse, gönderemezsin!" ancak günümüzde, bu tarz veya buna benzer şekillerde parayı bastırarak büyük üniversitelere girmek bile mümkün. yani üst kısımda bahsettiğimiz üniversiteler, dünya genelinde bilinen üniversiteler ve bunlara bile hile hurda ile girebilmek veya paranın gücüyle girebilmek mümkün. yani şu aşağıdaki üniversitelerin qs dünya üniversite sıralaması 2021 listesindeki yerlerine bakıyoruz:

yale üniversitesi (dünya genelinde 17. sırada)
stanford üniversitesi (dünya genelinde 2. sırada)
georgetown üniversitesi (dünya genelinde 230. sırada)
harvard üniversitesi (dünya genelinde 3. sırada)
ucla (dünya genelinde 36. sırada)
usc (dünya genelinde 121. sırada)
texas üniversitesi (dünya genelinde 71. sırada)

listenin tamamına ulaşmak için: qs world university ranking 2021

ben yine de belgeselin anlattığı skandal olayı kadar, vermek istediği mesajı da beğendim

zenginleşince veya her kim olursan ol illaki adı bilinen, tanınır, önemli okullardan mezun olmanın olmazsa olmaz olmadığının vurgulanması çok güzel olmuş. çocuklara bunun baskısının yapılmaması, istenildiğinde birçok üniversiteden eğitim alınabileceğini söylemeleri güzel olmuş. tabii ki harvard'ın, yale'in, eth'nın, oxford'un verdiği eğitim ile diğer üniversitelerin verdiği eğitim bir değil; ancak bunu yapmak, bunu kabul etmek ve buna teşebbüs etmek maalesef bu üniversitelerin de eğitim sistemine ve seviyesine zarar veriyor. aynı zamanda öğrencinin de psikolojisini kötü etkiliyor.


düşünsenize, baba parası ile harvard'a girmişsiniz ve dünya genelinde zeki, çalışkan, disiplinli kişilerin arasında o seviyede olmamanıza rağmen bulunuyorsunuz. bir kere orada anlatılanı anlamamanız, düşük notlar almanız, arkadaşlarınızın arasında geri kalmanız maalesef sizi de kötü etkiler. 3. lig takımının bir anda 1. ligde futbol oynaması ya da estonya basketbol liginden bir takımın direkt olarak nba takımlarının arasında basketbol oynaması gibi bir durum olur bu. kurum olarak bakarsak, eğer bu kurumdaki öğrencilerin seviyesi düşerse mecburen verilen eğitimin seviyesi de bu öğrencilerin anlayabileceği düzeye doğru düşürülmeye başlıyor. görüyoruz ki, büyük üniversitelerde okuyamayan ebevenylerin, "aman çocuğum harvard mezunu olsun, aman çocuğum yale mezunu olsun." isteği ve şımarıklığı sebebiyle bu üniversitelerin kültürüne zarar vermeye meyledecek kadar cesaretleri var ki baktığınız zaman saygın işadamları, sanatçılar, sporcular, yatırımcılar bunlar. maalesef eğitim özgürlüğü, eğitimde fırsat eşitliği vesaire gibi kisveler altında bir yolunu bularak bu tarz üniversitelere bile vasat-vasatüstü çocuklarını sokuyorlar. apaçık ki, sadece kötü üniversitelerde veya 2. sınıf ülkelerde değil, dünyanın en değerli kurumlarında bile bu tarz şeyler olmakta. yale, harvard, stanford gibi yerlerde bunlar oluyorsa; ilk 500 ve ilk 1000 dışındaki üniversitelerde neler oluyordur, bunları da yakînen görüyoruz.

not: abd'deki sporcu-öğrenci burslarının nasıl kazanıldığına ve bunların nasıl avantajlar getirdiğine dair bazı kaynaklar.