Atatürk, Cumhuriyet Baloları İçin Neden Vals Dansını Seçmişti?

Cumhuriyet balolarında neden vals dansı yapıldığını hiç düşünmüş müydünüz? Batı toplumlarında o dönem yaygın olmasının yanısıra, Mustafa Kemal Atatürk'ün özellikle valsi seçmesinin bir sebebi var elbet.
Atatürk, Cumhuriyet Baloları İçin Neden Vals Dansını Seçmişti?


"danssız devrim olmaz" sözü ile başlayalım ve valsin tarihi ile devam edelim

dünyadaki birçok milletin gerçekleştirdiği devrimler her zaman dans ile kutlanır. dans önemlidir, yalnızca iki insanın yani kadın ve erkeğin değil, bütün toplumun eşit olduğu bir etkinliktir, mutluluktur. vals, almanya'da 16. yüzyıl'da icra edilmeye başlamış bir dans türüdür. kaynağı halktır ve hasat zamanı iyi geçen sıradan insanların bu bereketi kutlamak için birbirlerine sarılıp birbirleri etrafında döndükleri bir dans türüdür. vals ile insanlar, sıcak yuvalarında kış mevsiminin en çetin zamanlarını karınları tok olarak geçirecek olmalarını kutlarlar.

gittikçe gelenekleşen bu dans, zamanla kendisine sarayda da yer bulur

evvela almanya topraklarındaki sayısız kral ve soylunun kulağına gider, devamında da fransa, italya ve ingiltere'ye kadar ünü yayılır. ellerindeki kısıtlı imkana rağmen böylesine güzel bir dansı icat eden halkın mutluluğunu kıskanır saraylılar ve kendileri de bunu tatmak isterler. 17. yüzyılın başında, bourbon hanedanından fransa kralı xiii. louis bu dansı sevse de pek müstehcen bulur. bu yüzyılda, martin luther sonrası protestanlık ve türevleri olan mezhepler ile kiliseler avrupa'yı kasıp kavursa da, fransa'da hala roma katolikliği hüküm sürmektedir. fransa, alman beyliklerinin kutsal roma cermen imparatorluğu'na bağlanmasına karşı kayıtsız kalamaz ve çıkarları doğrultusunda otuz yıl savaşları'na protestanların yanında girer ama aslen katoliktir ve kıtadaki en önemli güçlerdendir.


otuz yıl savaşları katolik fransa sayesinde protestanların zaferiyle sonuçlanır ama almanya topraklarında tam bir katliam yaşanmıştır. ren'in doğusu ve alplerin kuzeyinde yer alan alman bölgelerindeki yaşayan nüfusun neredeyse %70'i ölmüştür. katolik xiii. louis döneminde vals, revize edilerek fransa sarayına da girmiştir. sarmaş dolaş diye görülen bu dans, aslında zarafet, eşitlik ve saygı doludur ama katoliklik malum yobazlıktır ve sarılan iki karşı cinsi hemen böyle yaftalar. kadın ve erkek bütün heybetleri ile karşı karşıya gelirler. galibi olmayan, iki tarafın da denk güçte olduğu yegane muharebe meydanıdır vals ama louis ve onun gibi birçok soylu, valsi iyiden iyiye salon dansı kılar ve halka ait olan bu dans, zamanla sarayların, salonların, kralların ve soyluların dansı oluverir. xiii. louis'nin ölümünden 5 yıl sonra düzenlenen vestfalya barışı, almanlara egemen devlet kurma şansı tanımıştır ve fransa sayesinde, almanlar sayısız ölüme rağmen hala varlıklarını sürdürmüşlerdir. "kendinizi krallar gibi hissedin." vals artık bir saray ve soylu dansıdır. soylular, kendi malları olarak gördükleri insanlardan her şeylerini almaya dansları ile devam etmişlerdi ve bu dans artık halk tarafından unutulmaya yüz tutmuştu.


yıllar geçer, avrupa fransız ihtilali'ni görür ve milletler uyanışa geçer

egemen devlet anlayışı, artık yerini özgür ulus devletlere bırakır ve ihtilal önce bütün kıtaya, sonra da bütün dünyaya yayılır. bu devrimin ne olduğunu en iyi anlayanlardan olan polonyalı tadeusz kosciuszko, rusya'ya karşı özgür bir polonya için direnişe geçmiştir. neredeyse hiçbir askeri donanımı olmayan polonya, özgürlük için rusya'ya ve prusya'ya baş kaldırır. kosciuszko'nun önderliğinde lehler başlangıçta imkansızı başarır ve birkaç muharebeyi kazanırlar. köylüler ve halk, yalnızca az sayıdaki silah, süngü ve atın yanı sıra, ellerinde tırpanla bir özgürlük mücadelesine girmiş ve direnmişlerdir. zaferin ertesinde kosciuszko, liderlik ettiği o insanları mutlu görür. sonu kesin yenilgi olarak görülse de, ümidi aşılamıştır insanlara ve idealleri ile özgürlükleri uğruna denemenin önemini göstermiştir.

"dizlerim üstünde yaşamaktansa ayaklarım üzerinde ölürüm."

günümüzde kamyon arkası yazısı kıvamına gelen bu söz hala çok önemlidir. iyi insanlar da en az kötüler kadar gözü kara olabilirdi ve özgürlük, ölüm pahasına tadılması gereken bir şeydi. insanlar sevdikleri ve aşık oldukları kişilerle şarkı söyleyip eğlenmektedirler. ateş yanmakta ve etrafında her biri özgür insanlar olarak oturmaktadır. kosciuszko, manzara karşısında aşık olduğu ludwika'yı ve yıllar öncesinde kalmış o geleneği hatırlar. ayağa kalkar ve yakınındaki bir kadına ağır adımlarla yürür. kadına bir adım kala durur ve elini nazikçe uzatarak onu dansa davet eder. kadın utanır ve biraz kızarır ama mutludur. kavalyesinin davetini kabul eder ama dansı nasıl edeceğini bilemez. "kendini bana bırak ama sakın teslim olma. biz hem biriz hem de ayrı bireyleriz. dön benimle." ateşin etrafında iki gölge bir olmuştur ama hem birdir hem de iki. yavaş yavaş gölgelerin sayısı artar ve daha önce hiçbir cephede görülmemiş bir kutlama başlar çünkü bu hem bir ordu hem de bir halktır. isyanın sonunda lehler kaybeder ve toprakları işgal edilir ama özgürlük ateşi ne bu topraklarda ne de diğerlerinde hiç sönmez.

fryderyk chopin ve valsin önemi hakkında şu entry'de de biraz bahsetmiştim:


1848 devrimi ile ise, avrupa yeniden kaynamaya başlar

fransız ihtilali'nin halefi olan bu devrim, burjuva ve soyluları artık direkt olarak hedef almaya başlayan köylü ile işçi sınıfının isyanıydı. insanlar kıpırdıyordu ve özgürlük uyanıyordu. neredeyse kıtadaki bütün kara parçalarında insanlar haklarını ve eşitliklerini talep etmeye başlamıştı (afrika dahil, cemal süreya'yı anmadan olmaz). bu devrimden o zamanlarda etkilenmeyen ender ülkelerdendi rusya ama piyotr ilyiç çaykovski, bu devrim sırasında hayattaydı ve eserlerine devrim fikrinin tohumunu ekiyordu. kim bilir, rus toprakları da bu devrimden nasibini alsaydı kızıl devrim hiç yaşanır mıydı, çünkü avrupa bu devrim sonrasında burjuva-işçi-halk sınıfını bir nebze de olsa dengelemiş ve sol görüşlerden kısmen arınmıştır ama tarih böyle olsaydılarla yürümez.


bütün bu isyanlar rusya'nın gözü önünde gerçekleşiyordu ama bir şekilde hiçbir rus, fiilen çarlığa karşı hareketlenmemişti, ta ki ekim devrimi'ne kadar

çaykovski, bu devrimde en az lenin kadar pay sahibidir ve gelmiş geçmiş en etkili sanatçılardandır. devrimi bir doğuma benzetecek olursak, gebelik dönemi için çaykovski'nin yaşadığı yılları işaret edebiliriz. ekim devrimi ile proleterya, özgürlüğü için kızıl sancağı göndere çekip "beyaz"a karşı baş kaldırdı ve rus stepleri ile beyaz gecelerini kızıla bürüdü. çarlığın ve soylu kanın devri bitmişti, devir sıradan insanın devriydi. sovyetlerde devrimin her yıldönümü, çaykovski'nin eserleri ve valsleri ile kutlanırdı. kızıl meydan, uyuyan güzel balesi, kuğu gölü balesi ve fındıkkıran balesinin valsleri ile inlerdi. özgürlüğünü kazanmış her köylü her işçi, kısacası her insan vals ile mutluluğunu dile getirirdi.

"birbirleri etrafında divane gibi dönen iki eşit mutlu insan, her şeyi yapabilir."


geçmişe, eşitliğe, mütevazılığa, milletine, gururuna ve özgürlüğüne olan tutkusu ile birlikte tarihe aşık bir insan olan ulu önder mustafa kemal atatürk, bütün bunları en iyi şekilde etüt etmişti. vals, saraylarca gasp edilmeden evvel insanlara aitti ve zarafet, sadelik, mutluluk ile eşitliğin yanında artık devrim, direniş ve özgürlük demekti. elimizden alınan özgürlüğümüzün önemli bir sembolüydü vals ve atatürk ile türk milletinin gerçekleştirdiği bu devrimi zeybek ile birlikte taçlandıran dans türüydü. "kendinizi krallar gibi değil, özgür ve eşit hissedin" demekti.

valsi burjuva ve saray dansı diye yaftalamak yanlıştır çünkü vals bizzat halk tarafından icat edilmiş ve halk tarafından anlamlandırılmıştır. vals devrimdir, vals kadın ile erkeğin eşit olduğunun kanıtıdır, vals bir milletin istiklalinin ve mutluluğunun harekete geçmiş halidir. vals gücün saraylardan alınıp ait olduğu yere, halka verildiğinin sembolüdür.

En Estetik Danslardan Biri Olan Tangoya Merak Salanlar İçin İşin Bütün İncelikleri