Avrupa'nın İlk Sivil Hak ve Özgürlük Anlaşmalarından Biri: Memmingen Maddeleri

1525 Alman Köylüler Savaşı sırasında Swabian Birliği'nden köylülerin taleplerinin bir parçası olan bu maddeler, kıta Avrupa'sının ilk insan hakları ve sivil özgürlük anlaşmalarından biri olarak kabul ediliyor.
Avrupa'nın İlk Sivil Hak ve Özgürlük Anlaşmalarından Biri: Memmingen Maddeleri

mart 1525'te güneybatıdaki köylü gruplarının temsilcileri ortak bir program oluşturmak için yukarı svabya'nın en önemli kasabası olan memmingen'de bir genel mecliste toplandı. ortaya çıkardıkları belge olan "köylülerin on iki maddesi"'ne hristiyan dindarlığı damgasını vurmuştu ve dehşete düşmüş elitlerin destekledikleri fikirleri çürütme arayışındaydı. köylüler şunları öğretiyorlardı:

"kimse itaat etmemeli fakat herkes her yerde ayaklanma çıkarmalı. dinsel ve dünyevi otoritelerin her ikisini de reforme etmek veya belki de tamamen ortadan kaldırmak için birlikte hızla hareket etmeliydi. aşağıdaki maddeler bu tanrısız ve sürekli hata bulan suçlulara cevap verecektir ve öncelikle tanrı'nın sözünden uzaklaşmayı ortadan kaldırmaya ve ikinci olarak tüm köylü sınıfı'nın itaatsizliği, hatta ayaklanması için hristiyan bir gerekçe oluşturmaya hizmet edecektir."

on iki maddenin ilkinde, köylüler kendileri için "bir papaz seçme ve atama" hakkını ve "uygun olmayan şekilde davranırsa onu görevden alma hakkını" talep ediyorlardı. seçilen bu papaz, köylülere "herhangi bir ekleme, doktrin ve buyruk olmaksızın, saf ve basit incili" öğretecekti. bu inisiyatife yalnızca elitlerin sahip olduğunun iddia edildiği bir dünyada bir topluluğun kendi papazını seçme hakkına sahip olması, tek başına, mevcut düzenin altüst edilişiydi; gerçekten, köy topluluğunun gücünü artırmakla yalnızca profesyonel ruhban sınıfına meydan okumadı, sivil hiyerarşinin kendisine de dolaylı olarak gözdağı verdi.


ikinci madde, incil'in köylüleri kilise otoritelerine tahılın "tam onda birini" vermekle yükümlü kıldığını usulüne uygun biçimde onayladı, fakat köylüler bu verginin şimdi seçilmiş bir başkan -topluluk her kimi atayacaksa- tarafından toplanmasında ısrar ediyor, böylece köyün din adamlarını seçen soyluların asli bir yetkisine meydan okuyorlardı. hasılat, seçilen papazın ve ailesinin "uygun ve yeterli geçimini" sağlamak için kullanılacaktı. vergiden toplanan tüm fonların bu geçim için gerekli olan miktarından fazlası yoksullara dağıtılacak ve "yoksullara herhangi bir toprak vergisi konulmasına meydan vermemek" için kullanılacaktı. köylüler, "dinsel olsun dünyevi olsun", "insan icadı" ilave bir "uygunsuz vergiyi" ödemeyi reddettiler. varolan dünyevi ve tinsel güçlere eşit ölçüde bir diğer meydan okumaydı bu.

üçüncü memmingen maddesi bütün yükümlülükleri tamamen bireysel açılardan tanımladı ve aşağıdakileri deklare ederek serfliğe son vermek için açık bir çağrıda bulundu:

"serflik, bizleri kendi mülkleri olarak elinde tutan adamların şimdiye kadar süren geleneğiydi, isa'nın kendi değerli kanını akıtarak hiçbir istisna olmaksızın hepimizi, büyük insanlar kadar düşkün olanları da, kurtardığı ve günahtan arındırdığı düşünüldüğünde, bu gelenek pek değerli değildir. buna uygun olarak incil'le tutarlı olan şey, bizim özgür olmamız gerektiğidir ve isteğimiz de öyle olmaktır. istediğimiz ne mutlak olarak özgür olmak, ne de hiçbir otoriteye boyun eğmemek değildir. tanrı bize bedenin arzularıyla itaatsiz bir yaşam sürdürmemizi değil, tanrımızı ve komşularımızı sevmemiz gerektiğini öğretti. tanrı, aşai rabbani ayininin yönetilmesinde bizlere buyruk verirken bütün bunlara memnuniyetle uyarız. o bize yetkililere itaat etmemeyi değil, mütevazi olmamız gerektiğini buyurdu, yalnızca yetkililere değil herkese karşı. bu nedenle, bir hristiyan olabilmek için, doğru her şey için seçilmiş ve daimi olan yetkililerimize tanrı'nın kanununa boyun eğmeye hazırız. bu nedenle, gerçek hristiyanlar olarak bizi serflikten azat edeceğinizi muhakkak addediyoruz, aksi halde bize serf olduğumuz incil'de gösterilmelidir."

incil'i -tanrı'nın sözünü- dünyevi otoriteye karşı radikal biçimde kullanan bu olağanüstü madde aşırı derecede tahrik ediciydi. yalnızca tüm toplumsal düzeni üstü kapalı biçimde tartışmaya açmıyor, "herkese karşı" -yalnızca toplumsal olarak yukarıda olanlara karşı değil- hristiyan tevazuunu kullanarak bireysel özgürlük için yeni bir hak iddiasında bulunuyordu.

dördüncü maddeden yedinci maddeye kadar, köylüler, avlanma ve balık tutma, odun toplama, kendi arazilerine ve "kardeşlik içinde ve hristiyan usulüne göre" yönetilecek ortak arazilere "kısıtlama olmaksızın" sahip olma iddialarını devam ettiriyorlardı. bu talepler çok önemliydi; yalnızca onların ekonomik olarak gerçekleştirilmesinin köy yaşam tarzının sürdürülmesi için gerekli olması nedeniyle değil, tüm tabakaların, özellikle köylülerin doğanın sunduğu nimetlere bütünüyle ulaşmasını demokratik bir hak olarak varsaydığı için. köylüler giderek artan bir şekilde kendilerine dayatılan "aşırı hizmet yükümlülüğünden" kurtulmak istediler ve soyluluğun "artık ödeme gerçekleştirmeden köylüyü daha fazla hizmete veya diğer yükümlülüklere zorlamaya çalışmaması, köylüye huzur ve sükun içinde kendi mülküne sahip olma iznini vermesi gerektiğini" belirttiler. sekizinci madde kiraların köylülerin ödeme gücüne göre belirlenmesini öngörüyordu; ekonomik davranışı her zaman kazançtan çok ihtiyacın belirlediği olağanüstü bir talep. ve dokuzuncu maddeyse adaletin bireyci roma hukukundan ziyade geleneksel ortak hukuka göre gerçekleştirilmesini istedi. onuncu madde, ortak arazilerin köy topluluklarına geri verilmesi isteğini yineliyordu:

"bir zamanlar bir topluluğa ait olan çayırlıklara ve tarlalara şahıslar tarafından zorla el konulmasıyla hakarete uğradık. bunları tekrar kendi elimize alacağız. bu, yine de, arazinin yasal biçimde satın alınmasıyla gerçekleştirilebilir. ne var ki arazi bu şekilde satın alındığında, koşullara uygun bazı kardeşçe anlaşmalar yapılmalıdır."

on birinci madde ölmüş köylülerin dul eşlerine ve öksüzlerine konan miras vergilerinin kaldırılmasını isterken -genellikle köylü ailelerinin ellerindeki her şeyi alan soylular tarafından istenen, iğrenç bir vergi-, son madde belgedeki hak iddialarının meşruluğunun karara bağlanmasında gözetilecek tek kriterin kutsal kitap olduğunu açıkça belirtiyordu.

Savaşın geçtiği coğrafya.

memmingen'in 12 maddesi böylece kendini aslında hristiyanlık kaidesinin, "tanrı'nın sözü"nün veya kutsal buyruğunun, yani tanrı'nın kendisinin koruması altına yerleştirmişti. "tanrı'nın sözü", incil'in otoritesine dayanarak tüm dünyevi otoriteye meydan okuyan önemli bir köylü sloganı haline geldi. köylüler, gerçekte, lordların ve prenslerin otoritesinden daha yukarıda kabul ettikleri bir güce -böylece "tanrının sözü" ibaresinin devrimci içeriğine- başvuruyorlardı. toplumsal yaşam, dinsel veya dünyevi otoriteler tarafından değil, incil tarafından yerleştirilen ilkelere göre yaşanacaktı, insanlar gücü seçimle elde edecekti, doğumla değil ve başkalarına hukuka göre davranılacaktı, keyfi yargılara göre değil. tanrı ve insan, hatta toplum ve cemaat arasındaki kişisel ve kurumsal aracıların çoğu kaldırılacaktı ve insanlar lord veya aşağı sınıftan biri veya soylu ve serf olarak değil, komşular olarak görülecekti. bu nedenle, maddelerin yazarları toplumu paye veya ayrıcalık üzerine kurulmuş toplumsal bir düzen olarak değil, bir hristiyan kardeşliği olarak gördüler. maddelerin sonunda, köylüler, bu maddelerin sayısının gerekirse arttırılabileceği uyarısında bulundular: "eğer doğruluğa ve eski ile yeni ahit'e dayalı ve tanrı'ya ve komşumuza karşı kusurlarla ilişkili daha çok şikayet ortaya çıkarsa", onların da "burada sunulma hakkının saklı tutulması" kararlaştırıldı.

köylü savaşı boyunca değişik sayılarda ek madde ortaya çıktı

hatta hiyerarşik toplumun tam kalbine darbe indiren radikal vizyon sahibi olan bazıları memmingen'de kabul edilenlerin ötesine geçiyordu. yukan svabya'da, kiracılar şubat 1525'te sonthofen'de toplandıklarında, tüm feodal lordların ortadan kaldırılmasını talep ettiler; ayaklanmayla yaygınlaşacak devrimci bir talep. alsas köylülerinin "on iki maddesi" yalnızca papazlar için değil tüm halk memurları için seçim yapılması çağrısında bulunuyor ve prenslerin otoritesini tanımıyordu. merano'daki bir köylü meclisi tüm yetkililerin, yönettikleri topluluklar tarafından seçilmesini istedi. köylüler eşitlikten yaşamsal bir hak olarak söz ediyorlardı ve ilk soylunun hangi hakla sıradan halkı esaret altında tuttuğunu sorarak, ingiliz köylülerinin bir buçuk yüzyıl önceki bir düsturunu tekrarlıyorlardı.

savaş sırasında ortaya çıkan diğer maddeler yalnızca toplumsal değil ekonomik eşitliği -üst sınıfların ekonomik koşullarını kötüleştirmekten ziyade köylününkini iyileştirmekle sağlanabilecek bir eşitliği- de içeriyordu. kimsenin iki bin krondan daha fazla zenginliğe sahip olmaması gerektiğini ileri süren bir talep vardı: kuşkusuz rahatça yaşamak için oldukça yeterli bir gelir, fakat soyluların herhangi bir mülk sahibinin asli hakkı olarak kabul ettikleri şeyi hiçe sayan açık bir kısıtlamaydı bu. geliştirilen ütopik vizyonlar, kapitalistvari girişimlerin ortadan kaldırılmasını ve köylülerle soyluların ortak katılımıyla kamusal işlerin çekip çevrileceği cumhuriyetçi yönetim biçimleri kurulmasını öngörüyor ve lüks malların üretiminin baskılanarak insanın temel ihtiyaçlarının karşılanmasına ağırlık verilmesini talep ediyordu.

köylü savaşı, gerçekte, aristokrasi karşıtı olduğu kadar burjuva karşıtıydı da. çatışmanın seyri boyunca, yalnızca geçiş ücretlerinin, harçların, dolaylı vergilerin ve sertliğin kaldırılması için değil, tüccarların yapabilecekleri sermayenin toplamını yaklaşık on bin kronla sınırlamak için bile öneriler geliştirildi.7 köylü kongrelerinde ve toplantılarında, yalnızca radikal papazlar değil  köylü liderlerinin kendileri tarafından da gerçekleştirilebilecek bunun gibi radikal, gerçekte vizyoner talepler, orta avrupa'yı on altıncı yüzyılın başlarında kasıp kavuran ayaklanmaların sıra dışı doğasını kanıtlamaktadır.

yaklaşık 265 yıl sonra fransa'daki halk da ayaklanacak, ağustos kararnameleri adı altında benzer isteklerle feodalizmi kaldıracaktı