Bir Dönem Gotik Rock Seven Her Gencin Dinlediği The Sisters of Mercy Albümü: Floodland

1980'ler ve 1990'ların gotik gençlerinin elinde müzikal tatmin için çok sayıda seçenek vardı. 1987 tarihli Floodland ise bunların başında geliyor. İşte albümün hikayesi ve detaylı incelemesi.
Bir Dönem Gotik Rock Seven Her Gencin Dinlediği The Sisters of Mercy Albümü: Floodland


neredesiniz ey siyah saçlı, siyah gözlüklü, siyah kıyafetli, bembeyaz suratlı, hüzün içinde yağmurlu bir britanya gecesinde dans eden gençler?

kısaca gothic rock diye özetlesek de içinde teknoyu da, metali de, popu da, elektroniği de barındıran bir müzik dünyasının içine girip, entrikalar ile dolu bir hikayenin sonunda ortaya çıkan güzel the sisters of mercy albümü floodland'e bir göz atalım.

the sisters of mercy, andrew eldritch beyefendinin ortaya çıkardığı bir oluşum. entelektüel bir kişiliğe sahip eldritch, kitap okumayı ve felsefeyi çok seven, eli kalem tutan bir kişilikti. bir de birçok farklı tarzda müzik dinleyen bir karakterdi. müzisyenlik kişiliği söz yazarlığı kadar güçlü değildi ama punk müzikten çok anlamayanları bile ellerine bir enstrüman alarak müzik yapmak için teşvik ederken, eldritch de davulcu olarak kendi müziğini yapmak istedi. müzikal olarak kendini joy division, the cure ve bauhaus gibi karanlık bir müzik yapan gruplar arasında gördü. sesinin doğal tınısı olan donuk ve karanlık havayı da düşünürsek pek de başka bir şansı yoktu. grup, yavaş yavaş şekil alırken eldritch davulları doctor avalanche adını verdikleri bir davul makinasına bırakıp vokale odaklandı. grup, yeraltında bir çok single ve ep yayınlayarak adini duyurdu. 1983'te de warner music group ile anlaşarak yer üstüne çıkma çabaları başladı.

Andrew Eldritch

grup, ilk albümleri üstünde çalışırken eldritch'in yanında grubu beraber kurduğu gitarist gary marx, kısa süre sonra you spin me round ile listelei sallayacak new wave grubu dead or alive'dan gelen wayne hussey, bas gitarda da craig adams yer alıyordu. ilk albüm first and last and always'in bir yüzü neredeyse tamamen marx bestelerinden, diğer yüzü ise neredeyse tamamen hussey bestelerinden oluşuyordu. eldritch ise şarkı sözlerini ve grubun frontman'i olarak imajını üstlenmişti. e bu da demekti ki grupta üç tane büyük ego vardı. albüm bir miktar başarı getirdi ve grup tanınmaya başladı. ancak turnede gerginlik çok artınca grup bir anda üç parçaya bölündü. gary marx, grubu beraber kurduğu andrew eldritch'in tam bir rockstar havasına bürünmesi ile sahnede geri kalmıştı. wayne hussey'nin gruba dahil olmasıyla da grubun bestecisi olmas özelliğini kaybetmişti. albümün turnesinin ortasında grubu terketti. eldritch, hussey ve adams üçlüsü grubu devam ettirmeye ve ikinci bir albüm kaydetmeye gönüllüydü. ancak eldritch'in kaprisleri hussey ve adams'a illallah dedirtti ve ikili gruptan ayrılmaya karar verdi. en sonunda grup dağıldı ve "the sisters of mercy" adı rafa kaldırıldı.

ancak o isim raftan tekrardan indirildi, peki neden?

çünkü ortada bir para kapma yarışı vardı. yukarıda da bahsettiğim gibi sisters'ın şarkılarını yayınlayan şirket warner music grup olsa da şarkıların telif hakları rca records'ta bulunmaktaydı. rca records, sisters'ın ikinci albümü için 25.000 pound'luk bir yatırımı kenara ayırmıştı. tabi grup dağılınca bu para ortada kaldı. rca records ise şöyle bir şey dedi: "hanginiz önce bir şey yayınlarsanız bu parayı size vereceğiz". bir yanda gotiklik, rockstarlık, dünyayı sallamama var. ama öte yandan hayatın gerçekleri var. bu nedenle önlerine et atılmış piranhalar gibi bu paraya saldıran hussey/adams ve eldritch hemen çalışmalara başladı. burada elleri güçlü olan ikili hussey ve adams'tı çünkü zaten ikinci albüm için belli başlı besteler ellerindeydi. hussey ve adams'ın eli güçlü olsa da eldritch de sisters'ın yüzü olarak belli bir güce sahipti. hussey ve adams, farklı isimler adı altında şarkılarını bir müzik şirketine kabul ettirmeye çalışıyorlardı ancak başarılı olamadılar. sonra da "başlarım anlaşmaya" diyerek the sisters of mercy adını almaya kalktılar ama müzik şirketleri de "eldritch'siz sisters olmaz" diyerek bu öneriye karşı çıktılar. hussey ve adams ise "o zaman biz de the sisterhood oluruz" dediler ve yan sanayi isimleri ile 1986 yılında the cult ile turneye çıktılar. eldritch'in müziğe devam etme isteği hussey ve adams kadar yüksek değildi. o dönemde james ray adlı bir müzisyenin ilk albümü için prodüktörlük yapmaktaydı. ancak iki eski grup arkadaşının grubunun ismini çalmaya kalkıp, benzer bir ismi almaları kendisini oldukça sinir etti ve hemen kollarını sıvadı. çok hızlı bir biçimde beş tane şarkı yazıp, tek başına kaydetti. kendisinin halen warner music group ile bir kontratı olduğu için bu şarkıları söyleyemedi. keza öyle bir durumda warner'ın şarkılar üstünde hak iddia etme durumu olacaktı. bu da albümün gecikmesine neden olabilirdi. eldritch de albümünü yaptığı james ray'den bu albümde vokal yapmasını istedi. elindeki bu şarkılar rca records'tan yeşil ışığı da alınca, gift doğdu. gift, klasik bir the sisters of mercy albümü değildi. daha çok elektronik ve deneysel, hatta tekno ve new wave etkili bir çalışmaydı. ama burada amaç zaten önemli bir müzik eseri çıkarmak olmamıştı. eldritch, bu albümü çıkararak sadece rca'dan 25.000 pound almamıştı. ayrıca bu projenin adını "the sisterhood" koyarak, hussey ve adams'ın ismini de ellerinden aldı. eldritch, sadece the sisterhood adıyla ilk albümü çıkaran isim olmuyor, the sisterhood limited adlı bir şirket kurarak da telif haklarını sağlamlaştırıyordu. hussey ve adams, turneden döndüklerinde kullandıkları the sisterhood ismini kaybettikleri gibi gift albümünün açılışında kendilerine nazire yapılmak için eklenen 2,5,0,0,0 rakamlarını da duyunca herhalde oldukça utanmıştırlar.

Andrew Eldritch, Alan Vega, Wayne Hussey and Craig Adams / Fotoğraf: Howard Thompson

bu rakamları gift albümünde söyleyen hanımefendinin patricia morrison olması da çok önemli bir nokta. morrison, the gun club adlı post-punk bir grupta bas gitar çalan, vamp görünümlü bir müzisyendi. sisters ve the gun club, daha önce beraber turneye çıktığında eldritch, morrison ile tanışmıştı ve çok iyi anlaşmıştı. hatta eldritch, o dönemki grup arkadaşlarını sadece sahnede görmekte, sahne dışında ise sadece morrison ile takılmaktaydı. the sisterhood projesinde de morrison'ın bu küçük ama önemli katkısı ile eldritch ve morrison'un ortaklığı başladı. eldritch, the sisterhood sonrası yeni çalışmalarında morrison ile çalışmaya devam etmek istedi. morrison, o sırada fur bible adlı bir grupla turnedeydi. eldritch'e "sen başla çalışmalara, ben turne bitince sana katılacağım" dedi.

tüm bu isim kavgaları ve entrikalardan sonra eldritch, zaten gitgide artan egosunun da etkisiyle, kendi müziğini kendi yapmaya karar verdi

o dönem yaşadığıhamburg'ta her şeyi kendi başına kaydedip manchester'a gitti. daha melodik düşünen marx ve hussey'in ayrılması ile besteler de eldritch'e kalınca muzikaliteye verilen önem şarkıların havasına ve atmosferine kaydı. eldritch, daha az nota ile bir yandan karanlık, öte yandan da harekete geçirici kayıtlar yapmaya başladı. ancak kaydettiği iki şarkının potansiyelini farketti ve onların oldukça görkemli ve ses getirici bir hale gelmesini istedi. bu nedenle rock müzikte görkem ve epiklik denince akla gelen isim jim steinman'a teklif götürüldü. steinman, 1970'lerde meat loaf'u bir yıldız yapmış, 1980'lerde de bonnie tylerın en büyük hitleri total eclipse of the heart ve holding out for a hero şarkılarına imzasını atmıştı. steinman, "dominion / mother russia" ve "this corrosion" şarkısında sihirli elini eldritch'e değdirdi. diğer şarkılarda ise steinman'ın teknisyeni larry anderson, eldritch ile birlikte prodüktörlüğü üstlendi ve eldritch'in taslaklarını hayata geçirdi. patricia morrison, turneyi bitirip geldiğinde albümün çoğu zaten hazırdı. kendisi de ek bir şey getiremedi, getirdiği bir takım şeyler de albüme eklenmedi. ancak eldritch, morrison'ı yanında tuttu. bundaki amacı aslında grubun imajını güçlendirmekti. albüm kapağında da (ki albümün kalitesini hiç yansıtmayan, basit bir kapaktır) eldritch'in koca suratını arkasında, yarısı gözüken suratıyla morrison yer aldı. daha sonra kliplerde ve röportajlarda da çekiciliği ile grubun kazandığı başarıya katkıda bulundu. albüm öncesi yaşanan tüm bu tantananın sonunda eldritch'in galip gelmesi, morrison'ın gruba girişi, steinman'in katkısı derken kendini oldukça güçlü hisseden eldritch, şarkı sözlerinde de bu gücü yansıttı ve eski arkadaşlarına bolca gönderme yaptı. bunları yaparken kendi içine de ayna tuttu. öte yandan ise birçok seksenler albümünde olduğu gibi bu albümde de sonuna yaklaşılan iki kutuplu dünya hakkında sözlerini söyledi.

1. Dominion / Mother Russia

dominion / mother russia, eldritch'in hayal ettiği epikliği yakalamış bir eser. drum machine'den çıkan sabit ritm tam anlamıyla seksenlerin ekolu davul sound'unu temsil etmekte. üstüne eklenen sentetik bas notaları ve de basit ama etkileyici gitar melodisi ile şarkının altyapısı bir sürpriz yaratmadan ilerliyor. eldritch'in vokalleri başta derin, ikinci kıtada ise içine bir enerji doluyor. ama şarkının asıl espirisi tabii ki de steinman'ın eklediği koronun vokalleri. nakaratlarda duyduğumuz bu vokaller, özellikle "dominion" diye bağırırken insanın tüylerini diken diken ediyor. keza ikinci kıtanın sonunda "king, king, king" tekrarları da çok etkileyici. "hakimiyet"ten bahseden bu şarkının vokal düzenlemesi dinleyiciye o hakimiyet hissini çok iyi aşılıyor. şarkının iki bölümden oluştuğunu anlamak için alim olmaya gerek yok, adına bakmak yeter. "dominion" bölümünde albümün adındaki ve kapağındaki sel temasına zıt bir şekilde sıcak ve kuraklık içinde bir ortamda, krallığının keyfini süren bir hükümdarı dinliyoruz. tüm bu anlatı akla mısır firavunlarını getiriyor. zaten albümün çok cool klibinde de eldritch ve morrison'u beyazlar içinde ürdün'deki petra'da izlemekteyiz. eldritch, bu sözleri yazarken ozymandias adlı şiirlerden esinemiş. bu şiirlerde de ikinci ramses'in görkemini anlatmak için dikilen heykelinin zaman içinde zamana nasıl yenildiği ve kimsenin sonsuza dek hüküm süremeyeceği anlatılmakta. "dominion" kısmında hakimiyetin sonundan bahsetmese de "mother russia" kısmında soğuk savaş döneminde abd'nin kuraklıkta bir güç olduğunu ve de rusya'nın abd üstüne yağmur gibi yağarak onu darmaduman edeceğini ima ediyor. mother russia'nın yağmur ile tasvir ederken çernobil'den etkilendiğini söylemekte sayın eldritch. mother russia kısmı müzikal olarak çok farklı ilerlemiyor. sadece aynı altyapının üstüne eldritch'in arka arkaya söyleyecek daha fazla sözü var, o kadar. tabii şarkının çok önemli bir özelliğini söylemeden olmaz. bir goth albümünde karşımıza çıkmasını en son umacağımız enstrümanlardan birinden bir solo dinliyoruz: saksofon. saksofonu kimin çaldığı açıkcası belli değil. bazıları synthesizer'dan geldiğini iddia etse de böyle olacağını sanmıyorum. belki başka insanlar "abi hükmetmek, kilise korusu, drum machine diyorduk, saksofon ne alaka" diyebilir ama bana batmıyor. hatta eldritch'in, biraz da eski grup arkadaşlarına nazire yapmak için, şarkı içindeki görkemi ve acayiplikleri arttırdıkça arttırmasında ince bir mesaj görüyorum. bir de 80'lerde olduğumuzu unutmamak lazım. saksofonun o dönem tarz dinlemeden oradan buradan karşımıza çıktığını da unutmamak lazım.

2. Flood I

albümün adı "floodland" olsa da "dominion" ile kurak bir şekilde açılan albümde, "mother russia" ile yağmurun sesi ilk kez duyuluyor. ikinci şarkı flood i ile yağan yağmur, yerini sele bırakmakta. albümün ilk şarkısı hareketli ve neredeyse bir radyo hiti iken "flood i" ile daha ağır ilerleyen ve daha karanlık bir moda bürünüyoruz. şarkının orta doğu kokan klavye melodisi çok akılda kalıcı. onun dışında ise zor bir şarkı. daha deneysel ilerliyor. ne zaman klavye girecek, ne zaman davul atak yapacak, pek kestirilmiyor. zaten bir nakaratı ya da kıtası yok. eldritch, yazdığı şiiri kafasına göre goth bir altyapı üstüne okuyor gibi. yarattığı ortam çok etkileyici. bir yandan bir barda oturup, şiir yazmaya çalışan bir kahraman var. ama bu kahramanın hep bir su akıntısı görmekte. burada seksüel bir ton da var. suyun akarak bir kadın karakterin koridoruna aktığından bahsediyor ve bu suyun yazar kahramanımızı duvara ittereceğini yazıyor. en önemlisi de "bu garip insanlar garip çiçekleri kiralarlarken, senin yapraklarını bir kaç saat içinde topluyor olacağım" demekte. bu cümleyi yazarken hamburg'ta barlara gidip sevgililere gül satmaya çalışan türklerden ilham aldığını söylemiş. ne mutlu eldritch'e ilham verebildiysek.

3. Lucretia My Reflection

en sevdiğim the sisters of mercy şarkılarından belki de birincisi olan lucretia my reflection, çok ikonik bir bas gitar rifi ile açılmakta. artık eldritch mi çaldı, yoksa onu da doctor avalenche'e mi çaldırdılar bilmiyorum. ama bas gitar ve basit bir davuldan oluşan sade bir düzenlemesi olsa da şarkı aşırı gaz bir şekilde başlıyor. flood i'ın karamsarlığı sonrasında da çok iyi gelmekte. nakaratlarda vitesi daha da arttırması ve genel olarak radyoda çalınabilecek bir eser olması ile "dominion" ile benzerlik göstermekte. konu olarak da "hakimiyet" ve "güç" temalarına geri dönüyoruz. ancak buradaki güç gösterisi çok bariz bir şekilde eski grup arkadaşlarına karşı yapılmakta. lucretia olarak adlandırdığı patricia morrison ile birlikte bir savaşta yıkılıp kaybolduğu iddia edilen bir imparatorluğa sahip çıktıklarını anlatmakta. kafamda ikinci dünya savaşını canlandıran tüm bu çatışmalar, eldritch ve eski grup arkadaşları arasındaki problemlerin ne kadar da büyük olduğunu açıkça gösteriyor. bu arada bir imparatorluğun çöküp, yeni bir imparatorluğun kurulması mesajının "mother russia" şarkısının bir devamı olabileceğini düşünmek gerek. bu albümün şarkılarının böyle birbirlerine bağlı olmalarını çok yaratıcı bulmaktayım. tabii ki şarkı single olarak da yayınlandı. sonrada da nevermore'un rahmetli vokalisti warren dane başta olmak üzere metal dünyasında ara sıra yeniden yorumlanan bir eser oldu. bence sisters of mercy'ye bir şekilde giriş yapmak isteyenler için ideal bir eser. kardeşleri "dominion" ve "this corrosion"a kıyasla daha samimi, hareketli, enerji verici ama bir miktar da geren, çok iyi bir sentez çalışması.

4. 1959

albümün en yüklü şarkısı 1959, piyano gibi duyulsa da aslında snythesizerdan çalınan bir melodi ile ilerliyor. sahte piyano ve vokalden oluşan şarkıda eldritch, kendi yaşantısında hissettiklerini doğduğu yıl olan 1959'a referanslar vererek anlatmakta. doğumuyla beraber esmeye başlayan bir rüzgara takılıp giderken yolculukta hangi noktada olduğunu ve nasıl hissettiğini anlamaya çalışan bir adamı dinliyor gibiyim. bir yandan da sorduğu sorulara cevap veremiyor ve isabelle adlı bir hanımefendiden yorum istiyor. şarkının sakinliği, eldritch'in vokalinin derinliği ve de sözlerin felsefesini bir arada düşününce şarkı bana aşırı etkileyici geliyor. müziğe baktığımızda şarkıda sık sık key change yaşandığını ve notaların da bir yolculukta olduğunu dinliyoruz. bu da şarkıyı tekdüzelikten kurtarıyor. eldritch'in de vokali zaman zaman hacmini arttırıyor, bazen de fısıldar gibi geliyor. tam bir albüm kapanış şarkısı olsa da bu şarkının albümün ilk yüzünü kapatmasını tercih etmişler. sisters diskografisinin yüz aklarından biri olduğu kesin.

5. This Corrosion

albümün hiti ve de sisters'ın ticari anlamda en başarılı şarkısı this corrosion ile albümün ikinci yüzü açılıyor. 9 dakikalık süresi ile albümün epiklerin biri olduğu ortada ama epikliği sadece uzunluğundan gelmiyor. "dominion / mother russia"da da olduğu gibi bu şarkıda da koro kullanılmış ve de şarkının hemen girişinde bu koro bizi karşılamakta. şarkı boyunca da zaman zaman koro vokalleri karşımıza çıkacaklar. korodan ve şarkının uzunluğundan da anlaşılacağı üzere jim steinman'ın parmağı değen bir şarkı. hatta prodüktörlüğünü jim steinman'ın tek başına yaptığı bir şarkı. şarkıda çok ilginç dokunuşlar var. uzaktan bakınca "dominion" ve "lucretia" ikilisine benzese de miksajda biraz geri kalan ama çok tatlı ve melodik bir akustik gitar melodisi var. bir de aralarda gitar solosu dinliyoruz ki bu da bu albüm özelinde benzeri olmayan bir şey. gitarları jim steinman ile daha önce çalışmış ve bu albüm öncesinde blondie'den, yoko ono'ya, mick jagger'dan lou reed'e, run dmc'den david lee roth'a kadar uzanan, çok farklı ama kendi dallarında takdir edilen sanatçılar ile çalışmış eddie martinez kaydetmiş. e altyapı sisters kalitesinde, gitarlar canavar, steinman'ın eklemeleri yerinde daha ne olsun? dahası da şu: şarkı "hey, hey, hey, ye-hey, now, no-now, now" gibi sisters ile normalde alakası olmayan pop bir vokal performansı ile başlıyor. nakaratta da "hey now, hey, now now"lar "oooooh oooohh"lar bol bol yer almakta. bu tercihlerin elbette bir hit şarkı yapıp parayı vurma amacı da var ama eldritch'in asıl yapmak istediği şey, daha "radio-friendly" bir müzik yapmak isteyen eski grup arkadaşlarına, "o iş öyle değil, böyle yapılır" demek. nakaratta da "bana bu çürümenin şarkısını söyle" derken de onların yeni çalışmalarına çürümüş demekte. şarkının ilk bölümündeki "bana yüzüğü ver" bölümleri ve daha sonra devam eden "bana şarkı söyle" istekleri ile de bence tekrardan "hükmetme" temasına geri dönmekteyiz. eldritch açık açık kendisini eski grup arkadaşlarından yukarıda gördüğünü ima etmekte. şarkıya gelebilecek en ciddi eleştiri şarkının kendini çok tekrar ettiği ve gereksiz uzun olduğu olabilir. böyle düşünenler için dört buçuk dakikalık single mix'ini öneririm. ancak benim dinlerken dokuz dakikanın nasl geçtiğini anlamadığım bir eser (ki şarkının bazı albüm versiyonlarında 11 küsür dakika sürdüğünü de belirtmek gerek).

6. Flood II

açıkçası albüm bu noktadan sonra biraz daha gücünü kaybediyor gibi geliyor bana ama yine de flood ii'yu "flood i"a kıyasla çok daha fazla seviyorum. konsept olarak yine benzer bir mantıkla ilerliyor şarkı. eldritch, ilk şarkıdaki gibi şiirini müziğin üstüne okumakta. ancak bu sefer altyapı o kadar da karanlık değil. hatta vokalleri çıkarsan the cure şarkısı gibi. hatta grubun ilk albümde bile yer alabilecek bir eser. akustik gitarın çaldığı akorlar çok önde. ilk şarkıda orta doğu havasında bir klavye motifi öne çıkarken burada da yine nispeten o coğrafyayı andıran ama bu sefer elektro gitar ile çalınmış bir motif var. konu olarak da ilk şarkıdaki sel teması devam ediyor. ancak bu sefer, karşımızda sessiz kalmayı bırakan hanımefendi, eldritch'in kendisini bu akıntıya bırakmasını ve ona kötü bir şey yapmayacak bu sele teslim olmasını öğütlüyor. en sonunda da şarkıya eklenen fırtına efektleri ve eldritch'in inlemeleri ile şarkı bitiyor ki kendisini gerçekten de suya salmış herhalde.

7. Driven Like the Snow

driven by the snow canavar gibi bir bas gitar rifi, düz ama kaydı güzel alınmış bir davul kaydı ve hoş bir akustik gitar içeren bir eser. şarkının altyapısında çok büyük değişiklikler olmuyor. şarkının mantığı "flood"ları andırmakta çünkü burada da eldritch, yazdığı şiiri melodik bir şekilde okuyor gibi. o şarkılarda yağmurdan bahsederken, burada artık konu kara kaymakta. şiir, biraz bilinç akışı mantığı ile yazılmış. kafamda anlatmak istediği şeyi tam olarak toparlayamasam da gece karlar altında seyahat eden bir adamın kafasından geçen, birbirinden kopuk düşünceleri dinliyor gibiyiz. en sonunda da araba, buzlu yollardan kayıp gidiyor. yarattığı atmosfer ilginç olsa da albümün daha zayıf eserlerinden biri gibi geliyor.

8. Never Land

albümü bitiren never land - a fragment adından anlaşılacağı gibi upuzun bir şarkının (ki bunu albümün special edition'larında bulmak mümkün) kısa bir bölümü. herhalde kıyıda köşede kalmasını istemedikleri için buraya eklemişler. bir önceki şarkı ile benzer bir havası var. klasik ama çok iyi kaydedilmiş bir davul ritmi üstüne tam gothic rock havasına ürpertici klavye efektleri ile ilerleyen bolca karanlık bir eser. eldritch'in vokalleri gergin bir sakinlik içinde. sözleri ile albümün genel temasına geri dönüyor ve ellerinde istediği her şeyi olan güçlü bir adamın, tüm bu sahip olduklarını bırakıp yepyeni bir yolculuğa başladığını duyuyoruz. varış durağının suriye olması çok ilginç ama yerinde. bu tercih, klibi ürdün'de çekilen dominion'un içerdiği antik mısır temaları ve flood'lardaki orta doğu ezgileri ile bütünlük içeriyor. öte yandan tüm albüm boyunca kardan ve yağmurdan bahseden birinin kurak suriye'ye yola koyulması başlı başına bir duruş. yine ilk şarkıda batı'dansa sovyet tarafına göz kırpan eldritch'in dümeni doğuya kırması da politik bir mesaj.

genel olarak bakınca floodland'ın başarılı bir goth rock, new wave ve post-punk melezi olduğunu ve de albüm öncesi yaşanan grup içi kavgaların dünyanın o dönem içinde bulunduğu iki kutuplu soğuk savaş dönemiyle birleştirilip bir güç mücadelesi konseptinde sunulduğunu söyleyebiliriz. bu bakımdan albümü çok tutarlı buluyorum. sonlara doğru tempo kaybetse de iyi kaydedilmiş, ana akıma da elini uzatan ama karanlığını barındırmaya devam eden bir albüm bu. ingiltere'de de top 10'a girme başarısı gösterdi. ama tüm entry boyunca konuştuğumuz ve bu albümü de betimleyen güç savaşını gerçekten eldritch mi kazandı? tam olarak değil çünkü intikam acı yenen bir yemektir. wayne hussey ve craig adams, the sisters of mercy ya da the sisterhood ismini kullanmayınca the mission'ı kurdular. 1986'da da ilk albümleri god's own medicine yayınlandı. albüm başarı kazandı ve grup u2 ile konserler verdi. sisters, floodland ile uğraşırken the mission, ikinci albümünü led zeppelin'den john paul jones ile kaydetti. children adlı albüm listelerde ikinci sıraya kadar çıktı. böylece floodland'i liste başarısı olarak geçti. the mission, bir daha o kadar başarılı olamasa da halen devam ediyorlar. the sisters of mercy ise belli bir başarı kazansa bile eldritch'in tek başına yürüttüğü bir proje olarak kaldı ve bu albüm sonrası turneye çıkamadı. morrison da grup işinin ilerlemediğini görünce gruptan ayrıldı. ama eldritch, bir albüm daha yayınladı. 1990 tarihli vision thing ve de yine jim steinman katkılı ilk single'ı more floodland ve single'ları kadar olmasa da tutuldu. ancak eldritch, yanına eklediği grup arkadaşları ve müzik şirketleri ile bir türlü anlaşamadığı için grup tam anlamıyla aktif olamadı. yine de ara ara konser vermeye devam ediyorlar ve kendimi şanslı hissediyorum ki kendilerini rock 'n coke'ta izleme şansım olmuştu. lakin, bu adamların yeri daha küçük, kapalı ve karanlık mekanlar. o ortamlarda çok cool bir müzik yaratıp, müzik tarihinde kendilerine has bir yer buldular. bu kendine has gruba başlamanın da en iyi oldu bence floodland'e dadanmak.

4/5 verdim gitti.
albümü en iyi anlatan şarkılar: this corrosion, flood ii, lucretia my reflection