Boks Tarihinin En Etkileyici Rövanş Hikayelerinden Biri: No Mas

25 Kasım 1980'de iki boks efsanesi Roberto Durán ve Sugar Ray Leonard'ın karşı karşıya geldiği rövanş maçı, boks tarihinin en iyi rövanşlarından biri olarak tarihe geçti.
Boks Tarihinin En Etkileyici Rövanş Hikayelerinden Biri: No Mas

boksun altın dönemi olarak bilinen 1980'lerin ringlerini domine en büyük dört boksörden,
kısacası dört astan ("sugar" ray leonard, roberto "hands of stone" duran, marvin "the marvellous" hagler ve thomas "the hitman" hearns) ikisi (roberto duran vs sugar ray leonard) arasında yaşanan kıyasıya mücadele, dişe diş kana kan geçen iki efsane maçın ardından, hands of stone lakabıyla tanınan panamalı roberto duran'ın rövanş maçının ortalarında henüz raund bile bitmeden gerçekleştirdiği, belki de boks tarihinin en şok edici vazgeçişlerinden, en beklenmedik isyanlarından biriyle ünlenen söz öbeğidir no mas. bu olayın yaşandığı maç "no más fight" olarak boks tarihine geçmiştir. "no mas!" yani "yeter!"

aynı zamanda boks tarihinin en etkileyici rövanş hikayelerinden biridir.

Roberto Duran

sikletlerinde durdurulamaz bir yükselişte olan roberto duran ve ray leonard arasındaki ilk maç, 20 haziran 1980'de kanada'nın montreal şehrinde gerçekleşir

ilk bakışta maçın favorisi leonard gibi gözükse de maç başladıktan sonra ibre yavaş yavaş duran'a kaymaya başlar. inanılmaz seviyede atik ve hızlı bir boksör olan leonard, maçın başından itibaren duran tarafından agresif bir yakın dövüş ablukası altına alınır. leonard ne zaman ringde dans etmeye çalışsa, duran sapkın bir saldırganlıkla üstüne üstüne giderek kaya gibi sert yumruklarını yakaladığı her boşluğuna indirir. leonard bu yoğun saldırıya ayak uydurmak için yakın dövüşe geçtiğindeyse, duran rakipsiz olduğu "brawl" teknikleriyle onu etkisiz hale getirerek bedenini acımasızca dövmeye devam eder. brawl lafı yakın dövüşte bedeni, elleri, dirsekleri, kolları, kafayı ve omuzları kullanarak rakip saldırısını hafifletip onu yorup yıldırmak ve enerjisini tüketmek için kullanılan teknikler olarak açıklanabilir. sonraki yıllarda leonard, duran'in bu maçtaki yumruklarını ve tarzını "freni patlamış bir tır gibi durmadan üstüme geliyordu. yumruklarının her biri demir bir balyoz gibi vücuduma iniyordu," sözleriyle anımsayacaktır.

Ray Leonard

duran'in arkası kesilmeyen balyoz darbelerine karşın leonard'ın elinde onu zamane efsanesi yapan bir silah vardı: adaptasyon yeteneği... leonard rakibinin stratejisini çözdükten sonra bambaşka stillere geçebilen bir boksördü ve bu maçta da yeteneğini konuşturmakta gecikmedi. 

15 raundluk maçın ortalarına gelindiğinde leonard dans etmeyi bıraktı ve yakın dövüşe geçti. duran'dan korkmadığını göstermek istiyordu. böylece geri adım atmadan duran'la burun buruna dövüşmeye girişmiş ve seri kombinasyonlarla durumu eşitlemeye başlamıştı. maç boyunca ne zaman biri öne geçse diğeri onu yakalıyor, akıllara durgunluk veren bir mücadele izleyen bazı seyirciler heyecandan baygınlık geçiriyordu. artık son raunda varıldığında iki dövüşçü de yorgunluktan ayakta duramayacak hale gelmişti. buna rağmen transa geçmiş gibi birbirlerine öldüresiye yumruklar indirmeye devam ettiler. leonard son raundda duran'in açıklarını yakalar gibi görünse de sonunda duran üç hakemin de ortak kararıyla maçı puanla kazanarak dünya yarı ortasiklet şampiyonu olmuş ve bütün panama'yı mutluluktan çıldırtmıştı. mavi köşedeki duran maçtan sonra ülkesine döndüğünde havalanında halk kahramanı gibi karşılanacak ve panama'da yaşayan bir efsane haline gelecekti...

kırmızı köşedeyse durumlar başkaydı. bu maç sugar ray leonard'ın şanlı kariyerindeki hem ilk yenilgisi hem de aldığı toplam üç yenilgiden biri olarak onu derinden sarsmıştı. leonard yıllar sonra bu maçın ardından yaşadıklarını şu sözlerle anlatacaktı:

"dünyam başıma yıkılmıştı. her tarafımın günlerce acıdan sızlaması bir yana, egom büyük bir yara almıştı. bu malubiyet, içimde sadece duran'ı yenerek sönmesi mümkün olacak bir yangın başlatmıştı. o gazla her gece oturup sabaha kadar maçı tekrar tekrar izliyor, nerelerde hata yaptığımı ve nasıl yenildiğimi anlamaya çalışıyordum. bu yenilgi hayatımın takıntısı haline gelmişti. duran'la yatıp duran'la kalkıyordum. öte yandan duran'in bazı alışkanlıklarından ve hayat tarzından haberim vardı. bu maçı kazandıktan sonra kendini kutlamalara, partilere ve kadınlara vereceğini gayet iyi biliyordum. o yüzden çok yakın bir tarihe rövanş almak istedim." 


gerçekten de rövanş maçı için yalnızca beş ay sonrasına, 1980 kasımına tarih verilmişti

bu stratejik kararla birlikte leonard'ın zaferine gidecek yolun temelleri de atılmış oldu.

ülkesinde ilah haline gelen duran, beş ay içinde yenilmez olduğuna iyice inanmış, aynı leonard'ın öngördüğü gibi kendini manyakça bir kutlama silsilesinin içine atarak partilerden partilere koşmaya başlamıştı. beş ay içinde 20 kilodan fazla kilo almıştı. leonard ise tam aksine kendini tamamen idmanlara vermiş ve ayak oyunlarını geliştirmeye odaklanmıştı. bir yandan ilk maçta yaptığı hataları tekrar etmeyeceğine dair kendine yeminler edip dururken öte yandan gölgesiyle dövüştüğü gecelerde vahşi alter egosunu yüzeye çıkarmak için fanteziden fanteziye koşmaktaydı. bu süreçteki ilginç düşüncelerinden biri şöyleydi: "bu kısa aralıkta zihnimde hem duran'le hem de kendimle savaşıyordum. insanlar benim tam bir centilmen olduğumu düşünüyordu. bunda haklıydılar. aynı zamanda insanların canını yakmaktan çekinen, teknik yönü kuvvetli bir boksör olduğuma inanıyorlardı. fakat yanıldıkları bir konu vardı. ben rakibimin canını yakmaktan çılgınca bir haz duyuyordum."

leonard'ın ilk maçta yaptığı hatalardan en büyüğü, roberto duran'in yakın dövüş tarzına ayak uydurarak onunla kafa kafaya çarpışmaya kalkması ve duran'i ustalığında alt etme hırsıyla kendi odağını kaybetmesiydi. gözünü hırs bürümüş ve hedefinden şaşmıştı. fakat beş aylık süreçte ikinci maçta böyle bir hataya düşmeyeceğinden adı gibi emin olmuştu.

"onu yenebileceğimi biliyordum ve sefer kuralları ben dikte edecektim!"

1980 yılının kasım ayı gelmiş çatmış, 25'i akşamı new orleans'ta gerçekleşecek rövanş mücadelesi için nefesler tutulmuştu. maç gecesi panama kahramanı duran kendinden son derece emin tavırlarla ringe çıktığında gayet rahat hareketleriyle ve aldığı kilolarla dikkat çekse de küçümsenecek bir rakip olmadığını leonard dahil bütün dünya gayet iyi biliyordu. leonard'ın ise konsantrasyonu ve kararlılığı yüzüne yansımıştı. bu maçı kazanmaktan başka bir şey düşünmediği gözlerinden okunuyordu. bu çarpışma, ikisi için de kariyerlerinin en önemli noktasıydı.

maç başladığında sugar ray'in ilk maça göre çok daha hareketli ve formda olduğu gözleniyordu. sürekli ringin bir ucundan ötekine dans ederek dolaşıyor, duran'in etrafında halkalar çizerek onun başını döndürüyordu. roberto duran ise maça yavaş başlamıştı. ağır ağır ama kararlı bir şekilde leonard'ın üstüne giderek onu köşelere sıkıştırmak için fırsat kollluyordu. ancak leonard dersini almıştı. duran'e yaklaşmamak için elinden geleni yapıyor, ne zaman köşeye sıkışsa çevik birkaç beden manevrasyıla duran'in acımasız pençelerinden sıyrılıp dövüşü ringin ortalarına çekiyordu. bunu yaparken iki amacı vardı: birincisi duran'i yormak ve bol bol yumruk ıskalatarak çileden çıkmasını ve enerji tüketmesini sağlarken, ok gibi fırlayan sol direkleriyle puan toplamak. ikincisini ise henüz kendisi dahi bilmiyordu. bu ikincil amaç, yakın bir dostunun tavsiyesinin de etkisiyle, maçın ortalarında adeta bir vahiy gibi zihnine inecekti...

böylece leonard'ın seke seke dans ederek mesafesini koruduğu, duran'in ise hedefine kitlenmiş bir boğa gibi, güdümlü bir füze gibi gözlerini hiç ayrımadan ringde onu kovaladığı uzun mücadele başlamıştı. leonard yaklaşık altı raund boyunca bir saniye bile yerinde durmamış, yörüngeye girmiş bir uydu misali duran'in etrafında daireler çizmişti. bu dön baba dönelim taktiği, duran'in yakın dövüş avantajını tamamen elinden almıştı. arada bir leonard'ı köşeye sıkıştırıp sağlam yumruklar indirse de bir türlü onu iplerde tutamıyor, bu beceriksizliği de zaten sinirli ve sabırsız bir mizacı olan taş elli duran'i yavaş yavaş çileden çıkartıyordu.

yedinci raund başlamak üzereyken leonard maça ağırlığını tamamen koymuş durumdaydı. üç hakemin de puanlamasına göre öndeydi. duran köşesinde burnundan soluyor, altı raund geçmesine rağmen leonard'a bir tane bile sağlam yumruk atamayışının şaşkınlığını ve öfkesini yaşıyordu. fiziksel mücadeleye paralel olarak psikolojik bir harp gerçekleşmekteydi. işte o ilginç fikir, bardağı taşıran son damlaya sebep olan eylemin tetikleyici fikri, yedinci raundun başında leonard'ın zihnine düşüverdi. leonard duran'in öfkesinin yanında ne kadar gururlu bir insan olduğunu da biliyordu. kendisi ne kadar centilmense, duran bir o kadar maço bir tipti. maçları resmen efendi erkekle piç erkeğin yumruk yumruğa hesaplaşmasıydı.

yedinci raundun başlarında leonard bu fikrini hayata geçirdi ve bir anda o güne kadar hiç yapmadığı bir şey yaptı. ringin ortasında duran'le dalga geçmeye başladı. altı raund boyunca duran'i tartmış ve artık ondan çok daha hızlı olduğunu anlamıştı. hızına o kadar güveniyordu ki oldukça riskli maymunluklar yapıyor, kafasını duran'in yumruklarının önüne atıp geri çekerek onunla oyun oynuyordu. danslar ediyor, sağ gösterip sol vurma şovları yapıyor, şebek surat ifadeleriyle etrafında dönüyor, ona "noldu lan sert çocuk" benzeri laflar atarak kahkahalar patlatıyordu... resmen duran'le taşşak geçiyordu. seyircilerin arasından gülüşme sesleri duyulmaya başlamıştı. leonard'ın bu çılgın taktiği inanılmaz etkili bir sonuç vermişti. kariyeri boyunca küçümsenmeye hiç de alışık olmayan, herkesin ölüm gibi korktuğu ve kaçtığı zorba roberto hands of stone duran'in enerjisi, birkaç dakika içinde tamamen tükenmişti. hareketleri ağırlaştı, omuzları düştü. içindeki savaşçı yılmıştı. okulun ilk günündeki çocuk kadar isteksizdi artık. fiziksel olarak neredeyse hiç hasar görmemiş olmasına rağmen 30 saniye içinde psikolojik anlamda knockout olmuştu.

sekizinci raund başladığında bu çılgın denemenin hedefi on ikiden vurduğu açıkça ortadaydı. duran'in hareket edecek hali kalmamıştı. fiziksel göstergeler raundun ortasında nihayet o tarihi sonucu verdi. önce leonard'a sarılıp hakem tarafından ayrılan duran, omuzlarını düşürüp eliyle "dur, dur" işareti yaptıktan sonra rakibine arkasını dönerek yürümeye başladı. bunun aldatmaca olduğunu zanneden leonard duran'a saldırmaya devam etti. hakem ikisini ayırıp tekrar dövüşmeleri için komut verdiğindeyse roberto duran'in ağzından o efsane laflar dökülüverdi:

"no mas! no mas!"
"yeter artık yeter!"


ve ardından açıkça hakeme devam etmek istemediğini işaret etti. bunu gören leonard ve kalabalık bir anda çıldırarak kendinden geçti! maçı tko ile leonard kazanmıştı. roberto duran'den intikamını almış ve yeniden wbc dünya yarı ortasiklet şampiyonu olmuştu...

tarihi maçın ardından leonard kısa süreliğine kaybettiği güvenini yeniden kazanmış bir şampiyon olarak yoluna devam edecekti. roberto duran'in öyküsü ise biraz daha kederliydi. önüne geleni indirerek kariyerinin zirvesini yaşıyordu. o güne kadar 73 maçta tek yenilgisi vardı. fakat bu yenilgi farklıydı. onuru ayaklar altına alınmıştı. 

üstüne sadece beş ay evvel amerikalı bir şampiyonu yıkarak panamanın gururu haline gelmişken no mas olayı yüzünden bir anda ülkesinde vatan hainliğine kadar giden suçlamarla karşılaşacak ve yerin dibine sokulacaktı. bu ülkenin tavrı bir yerlerden tanıdık geliyor ama neyse, konumuz o değil.

duran bu maçtan sonra bir kere daha leonard'la kapıştı. 1989'da ve yine kaybetti. fakat bu maç leonard'ın kariyerinin sonuna denk geldiği için diğer maçlar kadar şanı yoktur. sonuçta duran'in leonard'dan daha uzun ve yoğun bir kariyeri oldu. toplam 119 maçta sadece 16 maç kaybederek adını altın harflerle boks tarihine yazdırdı.

işte bir boks efsanesinin kariyerindeki tek kara leke olan no mas olayı böyledir.