Çevresi Tırcı Dolu Bir Ağır Vasıta Tamircisinden: Tır Kazalarını Önlemek İçin Ne Yapmalı?

Sözlük'ün tecrübeli motor ustası "taharetmuslugu", tır kazalarına dair teknik bilgiler ile mitleri, sonra da kazaları önleme yollarını anlatıyor.
Çevresi Tırcı Dolu Bir Ağır Vasıta Tamircisinden: Tır Kazalarını Önlemek İçin Ne Yapmalı?
iStock

tır kazaları ve önleme yolları... işin tam içinden, çevresi tamamen otobüsçü ve tırcı dolu bir ağır vasıta tamircisi olarak bu işlerin nasıl yürüdüğünü anlatayım. çözümleri nedir bir derleyip toparlayalım. belki bir nebze olsun yetkililerin dikkatini çeker ve gelecekte istenmeyen kazaların önüne geçebiliriz.

öncelikle bir bilgi vereyim ki bilmeyen arkadaşlar için hem aydınlatıcı hem de ilerleyen satırlarda oluşabilecek kafa karışıklığını önlemiş olayım. tır dediğimiz şey çekici tarafı ve dorse tarafı olarak iki ayrı kısımdır. çekici, kafa, kupa, kabin denilen ön tarafın plakası farklı, dorse ya da kasa tarafının farklı olur. yani polis kontrol için durdurduğu zaman araç şoförü iki farklı ruhsat ile gider polisin yanına. sahipleri tamamen farklı, hatta farklı ülkelere bile ait olabilir.

tüm dünyada hemen hemen aynıdır fakat ülkemizde olan tır kazalarının sebeplerine detaylıca bakalım. kaza ülkeye göre mi oluyor derseniz cevabım evet olurdu. coğrafi konum, iklim, eğitim ve denetleme sistemlerinin kaza oluşumu açısından etkisi çok büyük.

ülkemizde tır sürücülerini üç grupta toplayabiliriz. birincisi şahıs arabasında çalışan şoförler, ikincisi bir firmaya bağlı olan şoförler, üçüncüsü ise kendi arabasında çalışan şoförler. bunları da kendi içlerinde bölersek şöyle bir sonuç çıkıyor; uluslararası çalışan tırlar, yurt içi serbest çalışan tırlar, akaryakıt çeken tırlar ve kendi aracını bir firmaya bağlayanlar.

tır şoförlerinin en önemli problemi zamanında yetiştirmeleri gerek yüktür. bir yerden yük alındığı zaman yükün teslimat süresi kesinlikle bellidir ve belirlenen süre içerisinde teslimatı yapılmalıdır. taşınan yük sebze meyve, balık ve et ürünleri, çiçek ya da ilaç gibi şeyler ise, teslim süresi daha kısa ve esneklik payı daha az olacaktır. şahıs işlerinde bu süre pek esnek olmasa da, kurumsal firmalarda süreler daha esnektir ve şoföre daha fazla istirahat süresi verilir. özellikle kurumsal bir firmada akaryakıt taşıyan tırlarda ise şoförler neredeyse pilotlar gibi eğitim alırlar ve kurallar çok katıdır. sürüş esnasında şehir içinde hız olarak 30 kilometreyi falan geçemez, sigara içemez, telefonla konuşamaz, yanına birisini alamaz, giydiği ayakkabıları bile özel olarak yapılır. eğer takograf süresi biterse, çeker kenarda bekler ve firma hemen bir şoför getirir. isterse varılacak yere bir kilometre kalsın. fakat şahıs ya da kendi işinde çalışan bir şoför uzun yolda yakar sigarasını, uzatır ayaklarını ön göğüse, alır eline telefonunu ve facebook’ta takıla takıla gider. basit bir aramayla youtube'da video çeken binlercesine rastlayabilirsiniz.

akaryakıt taşıyan şoförler hariç diğerlerinin düzenli bir yaşamı yoktur ve içlerinde evi olmayanların sayısı bir hayli fazladır. bu sebeple hayatını o küçük kabinin içerisine sığdırır ve orada yaşar. psikolojik durumları bu noktada tartışılır. örneğin almanya'da bir trafik polisi durdurduğu zaman, tır şoförlerinden belirli süreler içerisinde otelde konaklama yaptığını kanıtlamasını ister. yani işiniz olmasa bile gidip otelde uyuyacaksınız der kanun. yok öyle orada tır içerisinde yaşamak bizim gibi. avrupa ülkeleri ile bizim ülkemizin arasında bu denetim konularında gerçekten ciddi bir fark var. orada sırf tır denetimi için kurulmuş bir ekip saatlerce bir tır ve şoförünü inceleyebilir, şüpheli bulunması halinde aynı muayene istasyonlarına benzeyen bir yere götürüp tırı detaylı incelemeye sokabilir, balata sıcaklığını bile ölçüp gerekirse tırı beklemeye alabilir.

peki bizde işler nasıl yürüyor? pek yürümüyor açıkçası... bizim tır şoförlerinin korkusu genelde takograf ve tonaj (fazla yük) ile yakalanmaktır. bizim sistemde öyle lastiğe balataya falan bakılmaz. ulaştırma bakanlığı yol kenarlarına koyduğu kantarlar (tır ağırlığını ölçen özel yerler) ile ağırlık denetimi yapıyor, trafik polisimiz ise ehliyet ve takograf kontrolü. bu kadar. hadi bir örnek vereyim; burdur’dan antalya'ya gelen bir tır hiç denetlemeye girmeden farklı yollardan kaçabilir. salt rampa inilen bir yolda tecrübesiz bir şoför ortalığı kan gölüne çevirebilir. şoförler de yıllarca gide gele işin kurnazlığını öğrenmiş oluyor yani.


öncelikle şu fren patladı olayına bir değinmek istiyorum

bu külliyen yalan arkadaşlar. yıllarca söylenmiş bir yalan. yazayım anlaşılır bir şekilde. tır ya da otobüslerde fren sistemi hava ile çalışır ve tersine düzenek vardır. yani sistemde hava yoksa balatalar kampanaya yapışır. dedikleri gibi fren patlarsa frenler bir anda kilitlenir ve araç yürümez. peki ne bu fren patlaması diye sorarsanız, şoförün acemiliği ya da teknik olarak bir arıza durumu ki ender görülür bunlar ve durmaya engel değildir ve ayrıca aniden de oluşmaz (hava dağıtıcı arızası, tüplerin su ile dolması, cırcır problemleri, bitik balata, s'lerin atması, kurutucu arızası). örneğin eskiden dorse freni ayrı kabin freni ayrı olarak çekiliyordu fakat şimdi teknoloji gelişti ve frene basınca en arka tekerlerden başlayarak öne doğru tutarak geliyor. geliyor ki dorse alıp başını gitmesin sağınızdan solunuzdan diye. teknoloji geliştikçe bu makaslama kazalarını da daha az duyar olduk. bunu ayarlayan sistemin bozulması ya da kompresörün bozulup yeterli hava veremediği için hafif hafif sıkan frenlerin ısınması gibi problemler.. tecrübeli bir şoför bunu anlayabilir ama bir kısmı anlamaz. modern ve yeni çekiciler görsel ve işitsel olarak şoföre durumu bildirir. eski tırlarda basit bir manuel gösterge ve genelde çalışmayan bir düdük bulunur. basınç düşünce hiçbir uyarı almadan şoför yoluna devam edebilir. kompresör hava bastıkça frenler şişer ve ayrılır fakat tahliye sonrası tekrar sıkma yapar, frenler sürekli bir ısınma eğilimine girer. ilk rampa inişinde istenmeyen son olur ve frenler tamamen yok olup gider. sebebi ise yanan balata ve kampana...

bir tır rampayı sizin otomobilleriniz gibi inemez. yüklü ağırlığı 50 tonu bulan devasa bir taşıtı binek otomobil gibi indirmeye kalkarsa şoför, rampa bitiminde balatalar resmen alev alır ve duramaz. bunu önlemek için şoförün tecrübeli, sakin ve sabırlı olması gerekir. kullandığı aracın tüm özelliklerine hakim olması en önemli etkendir. tırlar da modellerine göre uçaklar gibidir ve mercedes, renault, scania, daf, ford, volvo gibi araçların kullanımları hatta kendi içlerinde bile özellikleri farklı olanlar vardır. kimisi vardır ilk üç vites manuel sonra otomatik, kimisi var 18 vites, kimisi var çarpma aktarmalı... hatta kimisinde dorse freni ayrı olabilir. otomatik olanlarında bile çeşit çeşit kullanım seçenekleri mevcuttur. kısacası şoför kullandığı aracın özelliklerini tecrübe etmeden yola çıkmamalıdır diyeceğim ama öyle değil işte. "al abim sen şu arabayı yoldan devam et" denir genelde..

başta da belirttiğim gibi dorsecilik yapan çekici şoförleri biraz daha şanssız. çünkü ne olduğu belli olmayan bir dorseyi bağlayıp götürüyor. lastikleri iyi mi, balataları sağlam mı, körükler çalışıyor mu hiç bilmez. çeker götürür. bir önceki şoför de başına bir şey gelmesin diye örneğin balataları yaktığını falan söylemez. o da söküp bırakır ve gider.

ayrıca yardımcı fren sistemlerinin arızalı olması şoförün sürekli olarak ayak freni kullanmasına neden olur ve bu da başlı başına bir kaza sebebidir. "kardeş senin retarder nalları dikmiştir, gel bi bilgisayara bağlayıp çözelim sorunu" dendiği zaman, "ya usta şimdilik kalsın da sonra bakalım" diye cevap alınır. lan retarder bu, fren, canın hayatın dendiği zaman, yolda pek rampa yok denir ve geçiştirilir.


ben şimdi size bir hikaye anlatayım

bu hikayeden sonra daha detaylı konulara girebilirim. (hikayeyi tamamen örnek olsun diye yazdım. benimle alakası yok fakat genelde böyledir.)

diyelim ben bir şahıs şoförüyüm ve antalya'nın serik ilçesinden bir yük bağladım. yük öğleden sonra yüklenmeye başladı ve verilen süre 14 saat. yani öyle bir gitmem gerekiyor ki tır yüklenirken oralarda bir yerlerden yemeğimi, sigaramı, enerji içeceğimi ve pet şişemi alıyorum. pet şişe alıyorum çünkü giderken çişimi yapacağım o pet şişeye (yol kenarlarında herkes görmüştür allah belanızı versin güneşte kıpkırmızı oluyor o da), durmak yok yani. e beni şimdi kütahya girişinde kesin durdurur polis ne yapayım diye düşünüyorum ve her zamanki gibi patronu arayıp dijital ehliyetini istiyorum ve antalya'dan onun ehliyet ile çıkış yapıyorum. kendi ehliyetim takograf cihazına takılı değil yani ve bastım gidiyorum. hatta ara sıra takografı otoban moduna alıyorum ki hız ihlali yazmasın. polis, çıkan raporda bunu fark ederse öper o ayrı. feribot moduna alan mı dersiniz, out moduna mı... neyse ben kütahya'ya girmeden çıkardım ehliyeti ve kendiminkini taktım. kütahya'da durduran polis ile geçen diyaloğumuz şu şekilde;

polis: iyi geceler kaptan nereye böyle?
ben: istanbul'a abi.
polis: ehliyeti ruhsatı ve bir rapor al gel.
ben: hemen güzel abim.
polis: birinci şoför nerede uyuyor mu yatakta?
ben: yok abi o indi karşıdan gelen bizim diğer arabayla eve döndü o.
polis: iyi bakalım, bak şuralarda biraz yaklaşmışsın sınıra az ayağını çek.
ben: tamam abi dikkat ederim iyi geceler.

ardından "ya amma oyalanmışım" deyip biraz daha dokunuyorum gaza... yemek yiyorum, sigara içiyorum, uyku basmasın diye manitayı arayıp görüntülü konuşma yapıyoruz gece falan...

istanbul trafiğine kalmadan giriyorum ben istenilen saatte fakat bitmişim. arabayı istenilen yere yanaştırıyorum ve boşaltıyor suriyeli işçiler dorseyi. ben biraz kestiriyorum. boş kasa yükleyip yeniden antalya'ya dönüyorum akşam saatlerinde pek beklemeden. ardından nazilli'den su çekiyorum izmir aliağa'ya, dönüyorum boş organize sanayiden hamburger ekmeği, giresun'dan fındık... boş vakitlerde çamaşır, bulaşık, yemek, duş, temizlik, yük bulma telaşı vesaire.

kanunen zorunlu olan haftalık tatili nasıl yapıyorum? eğer iş kısaysa ve tehlikeli bir denetim olmayan güzergah içerisinde isem kendi ehliyetimi hiç kullanmıyorum 24 saat. peki nereden öğreniyorum bu denetimleri? tabii ki şu programdan: cb talk (android, ios)

sizler de indirip dinleyin, kanal numarası bol :) “arkadaşlar afyon çay konya arası temiz mi?", "temiz gardaşım geeel" ya da "çek petrole gir" oluyor konuşmalar. facebook'tan ya da önünde gittiği bilinen bir arkadaştan kolaylıkla bilgi alabiliyor şoför. bu bilgiyi alıp yol kasmanın bir esprisi yok, vücut bir süre sonra bitiyor ve direksiyonda zombiye dönüşüyor adam.

peki tırlar bu kadar hız nasıl yapıyor derseniz işte cevabı: mıknatıs. evet basit bir mıknatıs ile hem hız hem de süreler ile ilgili olarak kayıt altına alınan bilgileri bir müddet devre dışı bırakabiliyorlar. yani tır gidiyor ama km saati sıfır. hareket etmiyor gibi görünüyor. uzun uzun yazmayayım, malatya bölge trafik ekipleri yakalamış bir tanesini ve videoya almışlar. buradan izleyebilirsiniz:

mıknatıs hilesi


işini yapan memur arkadaşları tebrik etmek lazım. bir de şu muhabbet gezer ortalarda; "otomobilin gösterdiği 100 km/s hız ile tırların gösterdiği hız başka" varsa bu efsaneye inanan cevabını vereyim: yok :)

şoförlerin yaşam tarzı biraz daha dertli olduğu için birçoğunun kötü alışkanlıkları bulunur ve mola süreleri içerisinde alkol ya da kafa yapıcı madde kullanım oranı yüksektir. bir yerde buluşulur ve dorsenin yan dolabı açılır, nevaleler ortaya dökülür, yemekler, rakılar...

ya hiç unutmam aklıma geldi gülüyorum, şuraya sıkıştırayım anımı :) bir scania'nın turbo değişimine gittik bir dağın zirvesindeyiz resmen. yanımda her zaman ki gibi benim doğal uydum faruk. tırın şoförü rampa çıkacağım diye yırtmış atmış her yerini turbonun. yani tam orada kalıp da öyle bir ortam nasıl kurulmuş anlamış değilim. alp dağlarında kaybolmuş gibi hissediyoruz kendimizi faruk’la. e tabi iş bitince şerefimize tırcılar bir yemek düzenlemiş :) gittik oturduk dorsenin yanına mangalda kanat pişiyor. beş altı tane şoför var. faruk kedi gibi gözü mangalda, izin versem pişmeden yiyecek. "köşedekinin üstüne altı kar tanesi düştü ondan pişmedi" diyor bu. oturmuş onları saymış. bu arada şoförler zum olmuşlar öncesinden tabi. konu döndü dolaştı ve nasıl geldi anlayamadım, rahmetli bülent ecevit'e geldi. biz de konuya pek girmiyoruz ama sürekli olarak kafamızı sallayıp tasdik ediyoruz anlamasak da. biri içlerinden, "ecevit bu ülkenin başına gelmiş en büyük beladır" dedi ve diğeri "ben kara oğlana laf söyleyenin *mına koyarım ulan" deyip bir tekme vurdu mangala. tavuk kanatları resmen kanatlanıp uçtu, biz yandık tabureden düştük gittik faruğa baktım yuvarlanarak ırmağa gidiyor resmen :) "ulan kar yağışının içinde rahmetli ecevit yüzünden alevler içinde kaldık ne garip" diyorum.

mal sahibinin para kazanma hırsı, bakım fiyatlarının alıp başını gitmesi, ekonomik nedenler ile şoförlerin daha çok yol daha çok yol harcırah mantığıyla hareket etmesi bu tür kazalara ve arızalar sebep oluyor. ayrıca tır şoförleri için avrupa'ya çalışanları belirli bir yaştan sonra izin verilmezken, türkiye’de şimdilik bir sınır yok. otobüste yer verdiğiniz amcalar tır kullanabiliyor. yetkililer şöyle diyor;

"und tarafından yapılan açıklamada sektörde yaşanan şoför eksikliğine yeni tip korona virüs salgını eklenmesiyle, tedarik zincirinin en önemli halkası olan nakliyenin durma noktasına geldiği, dolayısıyla mesleğini icra edebilecek 65 yaşını dolduran şoförlerin çalışmalarına imkân verilmesi yönündeki taleplerinin bakanlık tarafından uygun bulunduğu ifade edildi."

doğal olarak sağlık, refleks sorunları ve fiziksel olarak yetersizlik nedeni ile yine kazalar meydana gelebiliyor.


ne yapılmalı?

- örneğin otobüs şoförleri garaj çıkışlarında trafik polisleri tarafından tutanak ile çalışma süreleri ve haftalık izinleri dikkatlice takip ediliyor. fakat tır şoförlerinde böyle bir durum söz konusu değil. bu konuda yük veren firmaların basit bir bilgisayar programı ile yük alacak ve götürecek şoförü sisteme girmesi neticesinde problem bir nebze çözebilir. bir otel bile kimlik bilgilerini polise otomatik olarak veriyorken, koca tır ile yük gönderen kişi de versin trafik birimine. teslim alan kişi de bu bilgiyi girdiği zaman aynı şoförün kaç gün çalıştığı belli olur.

- tırlarda da tutanak sistemine geçilip şehir giriş çıkışlarına kontrol merkezleri kurulabilir. otobüsler için her otogarda mevcut. mesela antalya'dan çıkış almadan hareket eden bir tır yakalandığı zaman caydırıcı cezalar uygulanabilir. böyle bir sistemde tutanak doldurulur ve nerede nereye, tonaj, şoför sayısı, km gibi bilgiler yazılır ve polis mührü vurur. birde alkol kontrolü yapar çıkarken ve vardığında mis gibi olur. bu sayede kantarlardan kaçmanın ve fazla yük almanın da önüne geçilmiş olur.

- düzenli olarak idrar testi yapılıp herhangi bir yasadışı madde kullanımları kontrol edilmeli.

- sadece tır ve kamyonları denetleyen ayrı bir polis ekibi kurulmalı. bu ekipler avrupa standartlarında yeri geldiğinde istirahat halinde bile denetim yapabilmeli. balata kalınlığı, lastik durumu, retarder çalışıyor mu, hava kaçağı kontrolü, far lamba kontrolü gibi.

almanya'da iki denetim videosu

özellikle ikinci videoda kontrol nasıl yapılıyor görmeniz gerekir. polisler tır'ın altına girip alt düzende oluşabilen boşluklara bile bakıyorlar.


tır sahibi ya da ailesinde tır şöförü olan arkadaşlar belki bana kızacaklar, hatta her şoförün böyle olmadığını belirtecekler. haklılar da. her şoför böyle değil fakat bir tanesinin bu şekilde olması gelip arkadan üstünüze çıkmasına sebep oluyor maalesef.

mazot pahalı, cezalar çok ağır, iş yok, şoförün sigortası, arabanın muayenesi vergisi kaskosu, yetki belgesi, src belgesi derken bakım için bazen para kalmayabiliyor mal sahibinin elinde. çünkü bir yol denetiminde bakım kontrol edilmeyen bir şey. bir köprü geçişinin fiyatı 213 lira oldu. muayene ücreti 503 + 372 dorseyle birlikte. tırlarda kaç lastik olduğunu ve değişmesi gerektiğinde bir tanesinin fiyatına bakmanızı öneririm internetten. hiç olmazsa bazı deniz araçlarına uygulanan ötv'siz yakıt sisteminin, belirli bir yetki belgesi sahibi tırlara da uygulanabilir. bu sayede mal sahiplerinin eline bakım giderleri için bir miktar para kalabilir.

otobüs kazaları ve sebepleri hakkında yazdığım yazı da burada